1-40-Âlem-i ervâh ve âlem-i misâl ve âlem-i ecsâd. Kabr azâbı


40 — ÜÇÜNCÜ CİLD, 31. ci MEKTÛB

Bu mektûb, Molla Bedreddîne yazılmışdır. Âlem-i ervâh ve âlem-i misâl ve âlem-i ecsâd üzerinde bilgi vermekde, kabr azâbını anlatmakdadır:

Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği, sevdiği kimselere selâm olsun! Diyor­sunuz ki, rûh bu bedene bağlanmadan önce, âlem-i misâlde idi. Bedenden ayrıl­dıkdan sonra da, âlem-i misâle gidecekdir. Bunun için, kabr azâbı âlem-i misâlde olacakdır. Âlem-i misâldeki elemi, acıları, rü’yâda duymak gibi olacakdır. Sonra, bu bilginin çeşidli kolları vardır. Eğer izn verirseniz, bu konuda size çok şeyler ya­zarım.

Cevâb: Böyle hayâller, aslsız sözler, doğru olmakdan çok uzakdır. Böyle düşün­celerin, sizi doğru yoldan sapdırmasından korkuyorum. Hiç vaktim yok ise de, bu konuda birkaç kelime yazmak için kendimi zorlayacağım. İnsanları doğru yola ka­vuşduran, yalnız Allahü teâlâdır.

Kıymetli kardeşim! Mümkinler âlemini, ya’nî mahlûkları, üç kısma ayırmışlar­dır: (Âlem-i ervâh), (Âlem-i misâl) ve (Âlem-i ecsâd). Âlem-i misâle (Âlem-i ber­zah) da demişlerdir. Çünki bu âlem, (Âlem-i ervâh) ile (Âlem-i ecsâd) arasında­dır. Bu âlem, ayna gibidir. Diğer iki âlemdeki hakîkî varlıklar ve ma’nâlar, bu âlem­de latîf şekllerde görünürler. Çünki, iki âlemdeki her hakîkate ve her ma’nâya uy­gun birer şekl, heyet, bu âlemde bulunur. Bu âlemde, kendiliğinden hiçbir hakî­kat, hiçbir madde ve ma’nâ yokdur. Buradaki şekller, heyetler, öteki âlemlerden aks eden görüntülerdir. Aynada hiçbir şekl ve sûret yokdur. Aynada bir şekl gö­rünürse, başka yerden gelen bir görünüşdür. Âlem-i misâl de böyledir. Bu iyi an­laşılınca, deriz ki, rûh bu bedene te’alluk etmeden önce, kendi âleminde idi. Rûh âlemi, âlem-i misâlden dahâ üstündür. Rûh, bedene te’alluk edince, bedene âşık olarak, bu madde âlemine iner. Âlem-i misâl ile bir ilgisi yokdur. Rûh bu bedene te’alluk etmeden, ilgilenmeden önce, âlem-i misâl ile ilgisi olmadığı gibi, bedene olan ilgisi bitdikden sonra da, bu âlem ile ilgisi olmaz. Şu kadar var ki, Allahü te­âlânın dilediği zemânlarda, rûhun ba’zı hâlleri, bu âlemin aynasında görünür. Rûhun hâllerinin iyiliği, kötülüğü buradan anlaşılır. Keşf ve rü’yâlar, böyle hâsıl olmakdadır. İnsanın hisleri, duyguları gayb olmadan da, âlem-i misâldeki şeklle­ri gördüğü çok olmuşdur. Rûh, bedenden ayrıldıkdan sonra, ulvî ise, yükselir. Süflî ise, alçalır. Âlem-i misâl ile bir ilişiği olmaz. Âlem-i misâl, görünen bir âlem­dir. Bir varlık âlemi değildir. Varlık âlemleri ikidir. Âlem-i ervâh ve Âlem-i ecsâd. Ya’nî rûh âlemi ile madde âlemi, varlık âlemidir. Bunlarda bulunan şeyler, yalnız görünüş değildir. Kendileri de vardır. Âlem-i misâlde ise, hiçbir varlık yokdur. Yal­nız, âlem-i ervâhda ve âlem-i ecsâdda bulunan varlıklar için bir ayna gibidir. Rü’yâda, âlem-i misâldeki elem, acı, sıkıntı görünür. Bu da, görenin hak etdiği azâ­bın, âlem-i misâldeki görüntüsünün görülmesidir. Onu gafletden uyandırmak için, kendini düzeltmesi için, kendisine gösterirler.

Kabr azâbı, rü’yâda, âlem-i misâldeki görüntüleri görmek değildir. Kabr azâbı, rü’yâ gibi değildir. Kabr azâbı, azâbın görüntüsü değildir. Azâbın kendisidir. Bun­dan başka, rü’yâda görülen acı, azâb, azâbın kendisidir denilse bile, dünyâdaki acı­lar, azâblar gibidir. Kabr azâbı ise, âhıret azâblarındandır. Birbirlerine hiç benze­mezler. Çünki, dünyâ azâbları, âhıret azâbları yanında hiç kalır. Allahü teâlâ, o azâb­lardan bizi korusun! Eğer, âhıret azâblarından bir kıvılcım dünyâya gelse, herşe­yi yakar, yok eder. Kabr azâbını, rü’yâda görülen azâb gibi sanmak, kabr azâbını bilmemekden, anlamamış olmakdan ileri gelmekdedir. Azâbın kendisi ile, görü­nüşünü karışdırmakdan hâsıl olmakdadır. Böyle yanlış düşünmek, dünyâ azâbı ile âhıret azâbını aynı sanmakdan da olur. Böyle sanmak, pek yanlışdır. Yanlış ve bo­zuk olduğu meydândadır.

Süâl: Zümer sûresinin kırkikinci âyetinin meâli, (Allahü teâlâ, insan ölürken rû­hunu bedeninden ayırır. Ölmediği zemân, uykuda da, rûhunu ayırır)dir. Bu âyet-i kerîmeden anlaşılıyor ki, insan ölürken rûhu ayrıldığı gibi, uyurken de ayrılmak­dadır. Böyle olunca, rü’yâdaki azâbı, dünyâ azâblarından saymak, kabr azâbını ise, âhıret azâblarındandır demek nasıl doğru olur?

Cevâb: Uykuda iken, rûhun bedenden ayrılması, bir kimsenin, geziye, eğlenmek için, kendi vatanından, gülerek, sevinerek ayrılmasına benzer ki, gezdikden son­ra, sevinç içinde yine vatanına döner. Rûhun gezinti yeri, âlem-i misâldir. Bu âlemde görecek meraklı ve tatlı şeyler vardır. Ölürken rûhun ayrılması böyle de­ğildir. Bu ayrılık, vatanı yıkılan, evleri, binâları yok olan kimsenin vatanından ay­rılması gibidir. Bunun içindir ki, uykudaki ayrılmasında, sıkıntı ve acı yokdur. Ter­sine, sevinç ve râhatlık vardır. Ölürken ayrılmasında ise, çok acılar ve güçlükler hâ­sıl olur. Uyuyan insanın vatanı dünyâdır. Ona, dünyâdaki işler gibi iş yaparlar. Ölen kimsenin ise, vatanı yıkılır. Âhırete göç eder. Ona âhıret işleri yaparlar. Bunun için­dir ki, [Deylemînin “rahmetullahi aleyh” bildirdiği hadîs-i şerîfde], (İnsan ölün­ce, kıyâmeti kopmuş olur) buyuruldu.

Sakın, hayâlde hâsıl olan keşflere ve âlem-i misâlde görünen şeylere aldanarak, (Ehl-i sünnet ve cemâ’at) fırkası âlimlerinin bildirdikleri i’tikâddan ayrılmayınız! Allahü teâlâ, o büyük âlimlerin çalışmalarına bol bol mükâfât versin! Rü’yâlara, hayâllere aldanmayınız! Çünki, bu kurtuluş fırkasına uymadıkca, âhıretde azâb­lardan kurtulmak düşünülemez. Kıyâmetde kurtulmak istiyenler, kendi görüşle­rini bırakarak, bu büyüklere uymağa canla başla çalışmalıdır. [Ehl-i sünnet fırka­sı âlimlerinin bildirdikleri doğru i’tikâdı anlatan, her lisânda binlerce kitâb yazıl­mışdır. Arabî (Emâlî kasîdesi) ve bunun arabî şerhi olan (Nuhbe) kitâbı ve fârisî (Türpüştî risâlesi) meşhûrdur. Türkçe (Birgivî vasıyyetnâmesi) ve Hüseyn Hilmi Işıkın (Ehl-i sünnet kasîdesi) çok fâidelidir. Bu kasîde (Fâideli Bilgiler) ve (Cevâb Veremedi) kitâblarında mevcûddur.] Habercinin vazîfesi, bildiğini söylemekdir. Ya­zınızdaki gevşekliği görünce, hayâllerinize kapılarak, bu büyüklere uymak se’âde­tinden ayrılmak felâketine düşeceğinizden ve kendi keşflerinizin akıntısına kapı­lacağınızdan çok korkdum. Nefslerimizin kötülüklerinden ve işlerimizin bozuklu­ğundan Allahü teâlâya sığınırız. Şeytân, büyük düşmanımızdır. Doğru yoldan kaydırıp sapdırmaması için, çok uyanık olmalısınız! Ayrılık bir sene olmadan, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnetine [ya’nî Ehl-i sünnet fırkası âlim­lerinin gösterdikleri yola] uymak için yapdığınız titizlikler ve kurtuluşun, ancak o büyüklerin yoluna sarılmakda olduğunu gösteren çalışmalarınız ne olmuş? Bun­lar ne çabuk unutulmuş. Hayâllerinizin arkasında sürükleniyorsunuz. Sizinle bu­luşmamızın çok gecikeceği anlaşılıyor. Yaşayışına öyle düzen vermelisin ki, ken­dini kurtarmak ümmîdi yok olmasın! Yâ Rabbî! Bizlere merhamet et! İşlerimizin iyi olmasını nasîb eyle! Doğru yolda bulunanlara bizden selâm olsun.

Tam İlmihal