1-44-Farz, sünnet ve nâfilelerin ehemmiyyetleri ve farkları


44 — İKİNCİ CİLD, 82. ci MEKTÛB

Bu mektûb, Hâce Şerefeddîn Hüseyne gönderilmiş olup, harâmlardan sakınma­ğı, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmağı bildirmekdedir:

Yâ Rabbî, dünyâyı gözümüzde küçült ve âhıretin büyüklüğünü, ehemmiyyetini kalblerimize yerleşdir! Ey akllı oğlum! Harâmların süsüne, yaldızına sakın aldan­ma ve çabuk geçen, tükenen lezzetlerine kapılma! Bütün hareketlerinin, duruşla­rının, gidişlerinin, islâmiyyete uygun olmasına çok dikkat et! Onun ışıkları altında yaşamağa çalış! Her şeyden önce, Ehl-i sünnet vel-cemâ’at âlimlerinin “Allahü te­âlâ onların durmadan çalışmalarına, çok mükâfât versin” bildirdiği, kitâblarında yaz­dığı i’tikâdı öğrenmek ve îmânını buna göre düzeltmek lâzımdır. Ondan sonra, fıkh ahkâmını öğrenmeli, farzları yapmağa sarılmalı, halâle, harâma dikkat etmelidir. Farzların yanında, nâfile ibâdetlerin, hiç kıymeti yokdur. Zemânımızın müslimân­ları, farzları bırakıp, nâfile ibâdetlere sarılıyor, nâfile ibâdetleri yapmağa [meselâ, kadın erkek karışık olarak mevlid okutmağa, câmi’ yapmağa, sadaka ve hayrât yap­mağa] ehemmiyyet verip, farzları [meselâ beş vakt nemâz kılmağı, Ramezân-ı şe­rîf ayında oruc tutmağı, zekât vermeği, uşr vermeği, borç ödemeği, halâlı, harâm­ları öğrenmeği ve kadınların, kızların sokağa çıkarken, başlarını, sarkan saçlarını, kollarını, bacaklarını örtmelerini, radyo ve televizyonda, din düşmanlarının îmâ­nı ve ahlâkı bozan sözlerini dinlemelerini] hafîf ve ehemmiyyetsiz görüyorlar.

[Fransada, Liyon şehrine bağlı Charvieu kasabasının belediyye reîsi Gerard, câmi’e gelen müslimânların hergün artdığını, kiliseye giden fransızların azaldığını görünce, kudurarak, câmi’i dozerle yıkdırmışdır. Bu vahşeti, bu alçaklığı 18.8.1989 târîhli ga­zeteler yazdı. Hiçbir islâm kitâbı okumamış, islâmın ışıklı yolundan haberi olmıyan, bu câhil, ahmak, âdî, pis kâfirlerin, islâmiyyete saldıran radyolarını, televizyonlarını, kitâblarını eve sokmamalı, temiz kadınlarımızı, ma’sûm çocuklarımızı, bunların hü­cûmlarından, yalanlarından, iftirâlarından korumalıyız! Bunların, din hürriyyetini, in­san haklarını, yardımlaşmağı medh eden yaldızlı yalanlarına aldanmamalıyız!]

Olur olmaz yerlere birçok para sarf ediyorlar da, bir kuruş zekâtı bir müslimâ­na vermeği benimsemiyorlar. Hâlbuki, bilmiyorlar ki, bir kuruş zekâtı yerine ver­mek, binlerle lira sadaka vermekden, katkat dahâ sevâbdır. Zekât vermek, Allahü teâlânın emrini yapmakdır. Sadaka ve hayrâtın çoğu ise, şöhret, hurmet ve nefsin şehvetlerini kazanmak için olur. Farzlar yapılırken araya riyâ, gösteriş karışmaz. Nâ­file ibâdetlerde ise, gösteriş çok olur. Bunun içindir ki, zekâtı, âşikâre vermek lâ­zımdır. Bu sûretle insan iftirâdan kurtulur. Nâfile sadakayı, gizli vermelidir ki, ka­bûl ihtimâli fazla olur. Sözün özü şudur ki, dünyânın zararından kurtulabilmek için, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmakdan başka çâre yokdur. Dünyâ zevklerini büsbütün bırakamıyanların, hiç olmazsa, hükmen terk etmesi, ya’nî dünyâyı terk etmiş sayıl­maları lâzımdır. Bunun için de, her sözü ve her işi islâmiyyete uygun yapmalıdır.

[Kâfirlerin, mürtedlerin, ba’zı emellerine kavuşmak için, islâmiyyete uygun işler yapmaları, dünyâda fâideli olur, râhat, mes’ûd yaşamalarına sebeb olur ise de, kıyâmet gününde fâide vermez. Çünki onlar, îmânla şereflenmemişdir. İbâdetle­rin kabûl olması için, iyiliklere sevâb kazanabilmek için, îmân sâhibi olmak lâzım­dır. (İfsâh)da diyor ki, (İbâdetlerin en kıymetlisi, farz-ı ayn olanlardır. Farzlardan sonra en kıymetlisi, şâfi’îde sünnet nemâzlar, hanbelîde cihâddır. Hanefîde ve mâ­likîde ise, ilm öğrenmek ve öğretmek ve sonra cihâddır.)].

Tam İlmihal