1-52-Abdest almak. Abdesti bozan şeyler


52 — NEMÂZIN FARZLARI (ABDEST ALMAK)

Nemâzın farzı oniki olup, yedisi dışındadır. Ya’nî, nemâza başlamadan öncedir. Bunlara (Nemâzın şartları) da denir ki, şunlardır: Hadesden tahâret, necâsetden tahâret, setr-i avret, istikbâl-i kıble, vakt, niyyet, tahrîme tekbîri. Her şeyin vücû­dü, ya’nî var olması, bir işin yapılmasına bağlıdır. Bu bağlılık, beş dürlü olur: İş, bu şeyin mâhiyyetinin içinde ise, onun bir parçası ise, bu işe, (Rükn) denir. Dışın­da ise, bu şeye te’sîr ediyorsa, (İllet) denir. Nikâh, evlenmenin illetidir. Te’sîr et­miyorsa, işin yapılması, bu şeyin vücûdünü îcâb ediyorsa, (Sebeb) denir. Vakt, ne­mâzın sebebidir. Îcâb etmiyorsa, işin yapılmaması ile, o şey de yok olursa, (Şart) denir. Yok olmazsa, (Alâmet) denir. Ezân, nemâzın alâmetidir. Nemâzın farzların­dan beşi, nemâzın içindedir. Bu beş farzdan her birine (Rükn) de denir. [Ba’zı âlim­ler, tahrîme tekbîrinin, nemâzın içinde olduğunu söylemişlerdir. Bunlara göre, ne­mâzın şartları da, rüknleri de, altı olmakdadır.]

Hadesden tahâret ikidir:

1— Abdestsiz olanın abdest almasıdır.

2— Cünüb olanın, gusl etmesidir.

Vüdû, abdest; teveddî, abdest almak; gasl, birşeyi yıkamak; igtisâl, gusl abdes­ti almak; gusl de, gusl abdesti demekdir. Abdesti olmıyana (Muhdis) denir. Gusl abdesti olmıyana (Cünüb) denir.

(Halebî-i sagîr)de buyuruluyor ki, (Abdestin farzları, sünnetleri, edebleri ve men­hî, ya’nî memnû’ olan şeyleri vardır. Abdestsiz olduğunu bilerek zarûretsiz nemâz kılan kâfir olur. Nemâz kılarken abdesti bozulan hanefî, hemen omuzuna selâm ve­rip, nemâzdan çıkar. Vakt çıkmadan abdest alıp, nemâzını başdan tekrâr kılar. Mâ­likî mezhebinde, nemâzı bozulmaz. O anda özr sâhibi olur).

Hanefî mezhebinde, abdestin farzı dörtdür: Yüzü, bir kerre yıkamak. Yüz, iki kulak memesi ve saç kesimi ile çene arasıdır. İki kolu, dirsekleri ile birlikde, bir ker­re yıkamak. Başın dörtde bir kısmını mesh etmek, ya’nî yaş eli başa sürmek. İki aya­ğı, iki yandaki topuk kemikleri ile birlikde, bir kerre yıkamakdır. [Şâfi’îde ve mâlikîde niyyet de farzdır. Niyyet, kalb ile istemekdir. Söylemek farz değildir. Mâ­likîde abdeste başlarken niyyet şartdır. Kâfirin niyyet etmesi sahîh değildir. Ku­lak memesi hizâsındaki deri ve saçlar, hanefîde yüzdendir. Yıkamak farzdır. Mâ­likîde başdandır. Mesh etmesi farz olur. Şâfi’îde yüzü yıkarken niyyet etmek lâzım­dır. Su yüze değmeden önce niyyet ederse, abdesti sahîh olmaz.] Yüz üzerindeki sakalı yıkamak farzdır. Sarkan sakalı, diğer üç mezhebde yıkamak farzdır. Şî’îler, ayaklarını yıkamıyor, çıplak ayak üzerine mesh ediyorlar.

Abdestin sünnetleri onsekizdir:

1 — Halâya girerken ve abdeste başlarken, Besmele çekmek. Tenhâ yer bula­mıyan, sıkışınca başkaları yanında örtünerek, abdest bozabilir.

2 — Elleri, bilekleri ile beraber, üç kerre yıkamak.

3 — Ağzı, ayrı ayrı su ile, üç kerre yıkamak. Buna (Mazmaza) denir.

4 — Burnu, ayrı ayrı su ile, üç kerre yıkamak. Buna (İstinşâk) denir.

5 — Kaşların, sakalın, bıyığın altındaki görünmiyen deriyi ıslatmak sünnetdir, farz değildir. Bunların üzerini yıkamak farzdır. Kıllar seyrek olup altlarındaki deri görünüyorsa, deriyi yıkamak, ya’nî ıslatmak farz olur.

6 — Yüzünü yıkarken, iki kaşın altını ıslatmak.

7 — Sakalın sarkan kısmını mesh etmekdir. Bunu yıkamak hanefîde farz değil­dir. Şâfi’îde çene altındaki deriyi yıkamak farzdır.

8 — Sakalın, sarkan kısmının içine, sağ elin yaş parmaklarını, tarak gibi sokmak [tahlîl etmek].

9 — Dişleri, birşey ile oğmak, temizlemek.

10 — Başın her tarafını, bir kerre mesh etmek.

11 — İki kulağı, bir kerre mesh etmek. Kulakla yanak arasını yıkamak farzdır.

12 — Enseyi, üçer bitişik parmaklarla, bir kerre mesh etmek.

Son üçünü birlikde yapmak için, iki el ıslatılıp, iki elde de, üç bitişik ince par­mak birbirine yapışdırılıp, iç tarafları, başın önünde, saçların başlangıcına konmak üzere iki el başa konur. İki elin bu üç parmağının uçları, birbirine dokunmalıdır. Baş ve şehâdet parmakları ve avuç içleri havada olup, başa dokunmaz. İki el, ar­kaya doğru çekilerek, üçer parmak, başı mesh eder. Eller, arkadaki saç kenârına gidince, üçer parmak, başdan ayrılıp, iki elin avuç içleri, kafanın yan tarafındaki saçlar üzerine yapışdırılıp, arkadan öne çekilerek, başın yan tarafları mesh edilir. Sonra şehâdet parmakları kulakların iç tarafına ve baş parmakların iç yüzü, kulak arkasına konup, kulaklar yukarıdan aşağı mesh edilir. Sonra, diğer üç parmakla­rın dış yüzleri enseye konup, ensenin ortasından, iki tarafına doğru çekilerek mesh edilir. [Başı bu şeklde mesh etmek, Mâlikî mezhebinde farzdır.]

13 — El ve ayak parmaklarının arasını tahlîl etmekdir. Ayak parmaklarını tahlîl için, sol elin küçük parmağı sağ ayağın küçük parmağından ve sonra, sol ayağın bü­yük parmağından başlıyarak, ayak parmakları arasına, sıra ile, alt tarafdan sokulur.

14 — Yıkanacak yerleri, üç kerre yıkamakdır. Her birinde, uzvun her yeri ıslan­malıdır. Üç kerre su dökmek değil, üç kerre tam yıkamak sünnetdir. Üçden fazla yı­kamak mekrûhdur. Üçü sayarken şaşırırsa, üç yapar. Fazla oldu ise, mekrûh olmaz.

15 — Hanefîde, yüzü yıkayacağı zemân, kalb ile niyyet etmek sünnetdir. [Ağız ile de niyyet etmek, kalb ile yapılmış olan niyyeti tekrâr etmek olur ki, bid’at olur. Ağız ile de niyyet etmeğe sünnetdir, müstehabdır veyâ bid’atdir denildiği (İbni Âbi­dîn)de yazılıdır. Sünnetdir veyâ bid’atdir denilen bir şeyi yapmamak lâzım oldu­ğu, (Berîka), (Hadîka)da ve (İbni Âbidîn)de bildirilmekdedir. Bunun için, ağız ile de niyyet etmemelidir. Her ibâdet yapılırken niyyet etmek farzdır ve sonra inşâ-Allah demek câizdir. Yalnız yemîn, tilâvet [Kur’ân-ı kerîm okumak], zikr ve ezân için ve bir ibâdetin parçası yapılırken, meselâ abdest ve gusl için ayrı ayrı niyyet şart değildir.]

16 — Tertîbdir. Ya’nî, sıra ile iki eli, ağzı, burnu, yüzü, kolları, başı, kulakları, enseyi ve ayakları yıkamak ve mesh etmekdir. Tertîb şâfi’îde farzdır.

17 — Delk, yıkanan yerleri oğmakdır. Delk ve muvâlât mâlikîde farzdır.

18 — Müvâlât, her uzvu, birbiri arkasından yıkayıp ara vermemekdir.

Abdestin edebleri: Edeb, burada yapılması sevâb olup, yapılmazsa hiç günâh ol­mayan şeyler demekdir. Hâlbuki, sünneti yapmak sevâb olup, yapmamak, tenzî­hî mekrûhdur. Edeblere, mendûb ve müstehab da denir. Abdestin edeblerinden, (Halebî-yi sagîr)de bildirilenler şunlardır:

1 — Abdesti, nemâz vakti girmeden önce almakdır. Özr sâhiblerinin, vakt gir­dikden sonra alması lâzımdır.

2 — Halâda tahâretlenirken, kıbleyi sağ veyâ sol tarafa almakdır. Abdest bozar­ken, kıbleye önünü ve arkasını dönmek tahrîmen mekrûhdur. Ayakları açıp çömel­mek edebdir.

3 — Necâset bulaşmamış ise, su ile tahâretlenmek edebdir. Necâset, dirhem mik­dârından [ya’nî bir miskalden, dört gram ve seksen santigramdan] az ise, yıkamak sünnetdir. Dirhem mikdârı bulaşmış ise, yıkamak vâcib, fazlasını yıkamak farzdır. Yıkamakda aded yokdur. Temizleninceye kadar yıkamalıdır. Sol elin, bir veyâ iki veyâ üç parmağının içi ile yıkanır.

4 — Tahâretlendikden sonra, bez ile kurulanmakdır. Bez yok ise, el ile kurula­malıdır.

5 — Tahâretlendikden sonra, avret mahallini, hemen örtmekdir. Tenhâda lüzûm­suz açmak, edebi bozar.

6 — Başkasından yardım istemeyip, abdesti kendisi almakdır. İstemeden su dö­ken olursa, câizdir.

7 — Kıbleye karşı, abdest almakdır.

8 — Abdest alırken konuşmamakdır.

9 — Her uzvu yıkarken, kelime-i şehâdet okumakdır.

10 — Abdest düâlarını okumakdır.

11 — Ağzına sağ el ile su vermekdir.

12 — Burnuna sağ el ile su vermek, sol el ile temizlemekdir.

13 — Ağzı yıkarken, dişleri (Misvâk) ile temizlemekdir. Sağ el parmakları uza­tılıp, baş parmakla küçük parmak misvâkın altından, diğer üç parmak da üstünden tutarak, üç kerre sağ, üç kerre de sol yandaki dişler üzerine hafîfce sürülür. Kuv­vetle sürmemeli, dişleri bozar. Hafîf sürülünce dişleri ve diş etlerini kuvvetlendi­rir. Misvâk, Arabistânda bulunan Erâk ağacının dalından, bir karış uzunlukda ke­silen parçadır. Erâk dalı bulunmazsa, zeytin veyâ başka dallardan da olabilir. Nar dalı olmaz. Çünki acıdır. Yinilen ve içilen şeyler acı olmamalıdır. Misvâk bulun­mazsa, fırça da kullanılabilir. Bu da yoksa, sağ elin baş parmağını sağ yandaki diş­ler üzerine, ikinci küçük parmağını sol dişler üzerine üç kerre sürerek temizleme­lidir. Birinin misvâkini, tarağını, bunun izni ile, başkasının kullanması şer’an mekrûh değildir. Tab’an mekrûhdur. Sigara içmek de şer’an değil, tab’an mekrûh­dur.

14 — Ağzı yıkarken, oruclu değilse, ağzı çalkalamakdır. Buğazında hafîf garga­ra yapmak abdestde de, guslde de sünnetdir. Oruclu iken mekrûhdur.

15 — Burnu yıkarken, suyu kemiğe yakın çekmekdir.

16 — Kulağı mesh ederken birer parmağı, kulak deliğine sokmakdır.

17 — Ayak parmaklarının aralarını tahlîl ederken, sol elin küçük parmağı ile ve alt taraflarından tahlîl etmekdir.

18 — Elleri yıkarken, geniş yüzüğü yerinden oynatmakdır. Dar, sıkı yüzüğü oy­natmak ise lâzım olup, farzdır.

19 — Su bol ise de, isrâf etmemekdir.

20 — Suyu, yağ sürer gibi az kullanmamakdır. Üç def’ada da, yıkanan yerden en az iki damla su damlamalıdır.

21 — Abdest aldığı kabı dolu bırakmakdır. İbriğin ağzını kıbleye karşı durdur­malıdır. Yolcu, kıble cihetini, ibriğin ağzına bakarak kolayca anlar.

22 — Abdest bitince veyâ ortasında (Allahümmec’alnî minettevvâbîn...) düâsı­nı okumakdır.

23 — Abdestden sonra (Sübhâ), ya’nî iki rek’at nemâz kılmakdır.

24 — Abdestli iken, abdest almakdır. Ya’nî nemâz kıldıkdan sonra, abdestli iken, yeni nemâz için, bir dahâ abdest almakdır.

25 — Yüzü yıkarken, göz pınarını, çapakları temizlemekdir.

26 — Yüzü, kolları, ayakları yıkarken, farz olan yerlerden biraz fazlasını yıka­mak. Kolları yıkarken, avuca su doldurmalı, bunu dirseğe doğru akıtmalıdır.

27 — Abdest alırken, kullanılan sudan, elbiseye, üste, başa sıçratmamakdır.

28 — İbni Âbidîn, abdesti bozanlarda diyor ki, (Kendi mezhebinde mekrûh ol­mıyan birşey, başka mezhebde farz ise, bunu yapmak müstehabdır). İmâm-ı Rab­bânî, 286. cı mektûbda diyor ki, (Mâlikîde, abdest a’zâsını uğmak farz olduğu için, muhakkak uğmalıdır). İbni Âbidîn, ric’î talâkı anlatırken diyor ki, (Hanefî mez­hebinde olanın, mâlikî mezhebini taklîd etmesi evlâdır. Çünki, imâm-ı Mâlik, İmâm-ı a’zamın talebesi gibidir).

Abdest alırken, yapılması menhî, ya’nî yasak olanlar, onikidir. Bunları yapmak harâm veyâ mekrûhdur ki, şunlardır:

1 — Halâda, kırda abdest bozarken, kıbleyi öne, arkaya getirmemelidir.

Kıbleye ve mıshafa karşı ayak uzatmak da, mekrûhdur. Mıshaf yüksekde ise, mekrûh olmaz. Ayrı bir şeye sarılı mıshaf, mıska ile halâya girilebilir.

2 — Tahâretlenmek için, biri yanında avret yerini açmak harâmdır.

3 — Sağ el ile tahâretlenmemelidir.

4 — Su olmadığı zemân, gıdâ maddesi ile, gübre ile, kemik ile, hayvan gıdâsı ile, kömür ile ve başkasının malı ile, saksı, kiremit parçası ile, kamış ile ve yaprak ile ve bez ile, kâğıd ile tahâretlenmek mekrûhdur.

5 — Abdest alınan havuza tükürmemeli ve sümkürmemelidir.

6 — Abdest a’zâsını, hudûdundan pek aşırı veyâ eksik olarak yıkamamalı ve üç­den az veyâ çok yıkamamalıdır.

7 — Abdest a’zâsını, tahâretde kuruladığı bez ile kurulamamalıdır.

8 — Yüzü yıkarken, suyu yüze çarpmamalı, alın üstünden dökmelidir.

9 — Suya üflememelidir.

10 — Ağzı ve gözleri sıkı kapamamalıdır. Dudağın görünen kısmında ve göz ka­pağında ıslanmadık az bir yer kalırsa, abdest kabûl olmaz.

11 — Sağ el ile sümkürmemelidir.

12 — Baş, kulaklar veyâ enseden birini, her def’asında eli ayrı ayrı ıslatarak, bir­den fazla mesh etmemelidir. Her def’asında ıslatmadan tekrârlanabilir.

Tenbîh: Zarûret, mecbûriyyet olmadıkca aşağıdaki onbir şeye ri’âyet etmelidir:

1 — İki eli çolak olan, tahâretlenemez. Kolları toprağa, yüzünü dıvara sürerek

teyemmüm eder. Yüzünde de yara varsa, nemâzı abdestsiz kılar, terk etmez.

2 — Hasta olana, zevcesi, câriyesi, çocukları, kardeşleri abdest aldırır.

3 — Taş ve benzerleri ile tahâretlenmek, su yerine geçer.

4 — Deli olan veyâ bayılan kimse, yirmidört sâatde ayılamazsa, iyi olunca, ne­mâzlarını kazâ etmez. İçki, afyon, ilâc ile aklı giden, her nemâzı kazâ eder. Yata­rak başı ile îmâ edemiyecek kadar ağır hastalığı yirmidört sâatden çok devâm eden kimseden, aklı başında olsa bile, nemâz sâkıt olur.

5 — Halâya husûsî şalvar ile ve başı örtülü girmek müstehabdır.

6 — Halâya girerken elinde, Allahü teâlânın ismi ve Kur’ân-ı kerîm yazılı bir şey bulunmamalıdır. Birşeye sarılmış veyâ cebde olmalıdır. Mıska böyledir.

7 — Halâya sol ayakla girip, sağ ayakla çıkmalıdır.

8 — Halâda avret yerini, çömelince açmalı, konuşmamalıdır.

9 — Avret yerine ve necâsete bakmamalı, halâya tükürmemelidir.

10 — Halâda birşey yimemeli, içmemeli, şarkı söylememeli, ıslık çalmamalı, [si­gara içmemeli], sakız çiğnememelidir.

11 — Hiçbir suya, câmi’ dıvarına, kabristâna ve yola abdest bozmamalıdır.

ABDESTİ BOZAN ŞEYLER: (Halebî) kitâbında diyor ki, (Hanefî mezhebin­de yedi şey, abdesti bozar: Birincisi, önden ve arkadan çıkan şeyler, meselâ yellen­mek, abdesti bozar. Yalnız, erkeğin ve kadının önünden çıkan yel, abdesti bozmaz. Bu, az kimsede olur. Ağızdan, kulakdan ve derideki yaradan çıkan kurdlar, boz­maz. İhtikan, ya’nî lâvman âletinin ucu ve insan parmağı, arkadan sokup çıkarı­lınca, etrâfı yaş ise bozar. Kuru ise, yine abdesti tâzelemek iyi olur. Bir parçası so­kulup, bir parçası dışarda kalan herşey de, böyledir. Birşeyin hepsi girip çıkarsa, abdesti de, orucu da bozar. Bâsur memesi çıkan, eli ile veyâ bez gibi birşey ile so­karsa, abdesti bozulur.

Erkek, idrâr yoluna yağ sokup, sonra dışarı akarsa, İmâm-ı a’zama göre bozul­maz. Kadın, vajinal lâvaj yapınca, çıkan sıvı, abdesti bozar.

Erkek, idrâr kaçırmamak için, idrar yoluna nebâtî pamuk koyması câizdir. Sız­dığında vesvese, şübhe ederse, koyması müstehab olur. Sızmağa mâni’ olursa, koyması vâcib olur. Sun’î pamuk kullanmamalıdır. Pamuğun dışarda kalan kısmı ıslanmadıkca, abdesti bozulmaz. Pamuk, kuru olarak çıkarsa, yine bozulmaz. Ka­dınların önlerine sokduğu, kürsüf denilen bez de böyledir. Fekat sokmayıp, ara­lığa koyarsa, iç tarafı ıslanınca, bozulur. Pamuğun hepsi girmişse, yaş olarak çıkın­ca, bozar. Arkaya sokulup, gayb olan nebâtî pamuk, kuru çıkınca da bozar. Bâki­re kızların yalnız hayz zemânında, evli ve dul olanların ise, her zemân kürsüf kul­lanmaları müstehabdır. İstincâdan sonra, çamaşırında leke olanlar, iki kaba eti ara­sına uzunca pamuk koyarak, mak’adı örtmeli, abdest alacağı zemân pamuğa ba­kıp, temiz ise tekrâr yerine koymalı, kirlenmiş ise, değişdirmelidir.

İdrâr kaçıran, çamaşırının kirlenmemesine çok dikkat etmelidir. Kenâr uzun­luğu onbeş santimetre kadar murabba’ [kare] şeklinde bir bezin bir köşesine elli santimetre kadar ip bağlanır. İpin diğer ucu halka yapılıp, dona takılı olan çengel­li iğneye geçirilir. Bez zekerin ucuna sarılır. Kenârları üzerine ipi sarılıp, ilmik ya­pılır. İdrâr, fazla sızıyorsa, bezin içine pamuk konur. İdrâr kaçırınca, yaş pamuk atı­lır. Beze de bulaşmış ise, ipin ucundan çekilir, ilmik açılır. Bez yerinden çıkar. İpin diğer ucu, iğneden çıkarılıp, bez yıkanıp ve kurutulup, tekrâr kullanmak için sak­lanır. Bir bez, bağı ile birlikde aylarca kullanılabilir. İhtiyârlarda zeker küçülüp, ucuna bez sarılamıyor. Bunlar, küçük bir naylon torbaya bez koyup, zekeri ve hus­yeleri torbaya sokar. Ağzını bir ip ile bağlar. İdrâr yapacağı zemân, ipi çözer. İçindekileri çıkarır. Bez ıslanmış ise değişdirir. Böyle temizlik yapan, prostat has­talığına yakalanmaz. 158. ci sahîfeye bakınız!

Abdesti bozanların ikincisi, ağızdan çıkan necs şeylerdir. Bunlardan kay ve katı kan, kan, safra, mi’deden gelen yemek, su, ağız dolusu olunca, abdesti bozar­lar. Hepsi kaba necsdirler. Süt emen çocuğun kusduğu şey de, kaba necsdir. Bal­gam kusmak bozmaz. Başdan gelen sıvı kanı kusunca, tükrükden az ise bozmaz. Ağzın içi, abdestin bozulmasında, iç organ sayılır. Orucun bozulmasında, bedenin dışı sayılır. Bunun için, dişden ve ağızdaki yaradan çıkıp ağızdan dışarı çıkmıyan kan abdesti bozmaz. Ağızdan dışarı çıkınca, tükrükden çoksa bozar. Başdan ge­len katı kan, çok olsa dahî bozmaz. Mi’deden, ciğerden gelen kan sıvı ise, Şeyhay­na göre “rahmetullahi aleyhimâ”, az olsa dahî abdesti bozar. Kulağa damlatılan yağ, kulakdan veyâ burundan çıkınca bozmaz. Ağızdan çıkarsa bozar. Buruna çekilen şey, burundan, günlerce sonra da, geri gelirse bozmaz.

Üçüncüsü, deriden çıkan kan, cerâhat, sarı su, ağrılı çıkan renksiz su, hanefîde bozar. Bunların, mâlikîde ve şâfi’îde abdesti bozmadıkları, fârisî (Menâhic-ül-ibâd) kitâbında yazılıdır. Çiçek hastasından ve herhangi bir çıbandan, kulakdan, burun­dan, yaradan çıkan kan, sarı su ve elem ile, ağrı ile akan renksiz su, gusl abdestin­de yıkanması lâzım olan yere yayılırsa bozar. Meselâ, burundan gelen kan, kemik­leri geçerse, kulakdan gelen, kulak deliğinden çıkarsa bozar. Çıbandaki, yarada­ki kanı, sarı suyu pamukla emerse bozar. Bunlardan elemsiz, ağrısız olarak çıkan, akan renksiz su bozmaz [Tahtâvî]. Birşeyi ısırınca, o şey üzerinde kan görürse, bo­zulmaz. Misvâk, kürdan üzerinde kan görünce, ağzına bulaşmadı ise, bozulmaz. Ya’nî oraya parmağını koyunca, parmağında kan görürse bozulur. Gözü ağrıyan kimseden, hep yaş akarsa, özr sâhibi olur. Ağrı olmadan, herhangi bir sebeble ağ­lamakla ve soğan, duman, gazlar te’sîri ile, göz yaşı akınca bozmaz. Şâfi’îde ikisi de bozmaz. Kadın, çocuğunu emzirince bozmaz. Çok da olsa, terlemekle bozulmaz. Kulak, göbek, memeden ağrı, hastalık ile gelen sıvı bozar. Sülük, çok kan emer­se, bozar. Sinek, sivrisinek, pire, tahta biti gibi haşereler, çok emseler de bozulmaz. Az olup yayılmıyan derideki kan ve ağızda hâsıl olup, ağız dolusu olmıyan kan ve dışarı çıkan az kay, abdesti bozmadıkları için, necs değildirler.

Abdesti bozanların dördüncüsü, uyumak, dört mezhebde de bozar. Hanefîde, mak’adın gevşek olacağı bir hâlde, meselâ yan veyâ sırt üstü yatarak veyâ dirse­ğine yâhud birşeye dayanıp uyumakdır. Dayandığı şey çekilince düşmezse, bozul­maz. Nemâzda uyumak, dizleri dikip, başını dizlerine koyarak, diz çökerek, bağ­daş kurarak, teverrük ederek uyursa, bozulmaz. Teverrük, kadınların nemâzda otur­dukları gibi oturmakdır. Bir dizini dikip, diğer uyluğu üzerine oturup uyursa bo­zulur. Çıplak hayvan üstünde uyursa, hayvan yokuş çıkıyor veyâ düz yerde gidi­yorsa, bozulmaz. Palan ve eğer üzerinde uyursa hiç bozulmaz.

Beşincisi, bayılmak ve deli olmakla ve sar’a tutmakla bozulur. Yürürken salla­nacak kadar serhoş olmak da bozar.

Altıncısı, rükü’ ve secdeleri olan nemâzda kahkaha ile gülmek, abdesti de bo­zar. Çocuğun bozulmaz. Nemâzda tebessüm, nemâzı da, abdesti de bozmaz. Ya­nındakiler işitirse, kahkaha denir. Kendi de işitmezse, tebessüm denir. Yalnız kendi işitirse (Dahk) denir. Dahk, yalnız nemâzı bozar.

Yedincisi, (Mübâşeret-i fâhişe) ya’nî çıplak olarak, (Sev’eteyn)i, ya’nî çirkin yer­lerini sürtünmek, erkeğin de, kadının da abdestini bozar). Kadının derisine şeh­vet ile dokunmak, hanefîde abdesti bozmaz.

Saç, sakal, bıyık, tırnak kesmek abdesti bozmaz. Kesilen yerleri yıkamak lâzım olmaz. (Fıkh-i Gîdânî)nin fârisî şerhinde diyor ki, (Tırnak kesince, abdest bozul­maz. Elleri yıkamak müstehab olur). Yara kabuğunun düşmesi ile de bozulmaz.

Abdest alırken, deri üzerindeki yarık yıkanır. Su değdiremezse, mesh eder. Mesh edemezse, terk olunur. Ayağındaki yarığa merhem sürmüş ise, merhemin üs­tünü yıkar. Yıkamak yaraya zarar verirse, mesh eder. Yıkadıkdan sonra merhem düşerse, altı iyi olmuş ise, altını yıkar. İyi olmamış ise, yıkamaz. [55. ci maddeye bakınız!] İki elinde yarık, yara olup su zarar verirse teyemmüm eder. Bir eli sağ­lam ise, bunun ile abdest alır. Eli dirsekden, ayağı topukdan kesilmiş ise, kesik ye­ri yıkar.

(Halebî-i kebîr)de diyor ki, (Abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şübhe ederse, abdesti var kabûl edilir. Abdesti bozulduğunu bilip, sonra abdest aldığın­da şübhe ederse, abdest alması lâzım olur. Abdest arasında, ba’zı yerini yıkadığın­da şübhe ederse, orasını yıkar. Abdest aldıkdan sonra şübhe ederse, yıkamak lâ­zım değildir. Abdest aldıkdan sonra, üzerinde yaşlık gören, idrâr mı, su mu şüb­he etse, ilk olarak başına geldi ise, yeniden abdest alır. Birkaç def’a, böyle şübhe etdi ise, şeytânın vesvesesi olduğu anlaşılır ve abdesti tâzelemez. Vesveseyi önle­mek için, abdest aldıkdan sonra, donuna, peştemalına su serpilmesi (Kimyâ-yı se’âdet)de de yazılıdır. Veyâ nebâtî pamuk kullanmalıdır. Kab, kacak, elbise, be­denin, suyun, kuyunun, havuzun ve câhillerin, kâfirlerin hâzırladığı yağ, ekmek, elbise, yemek ve sâirenin pis olmasında şübhe etse, temiz kabûl edilir.)

Kur’ân-ı kerîmi abdestsiz tutmak harâmdır. Ezberden okumak câizdir. Yatağa abdestli girmek sünnetdir. (Şir’at-ül-islâm) şerhinde diyor ki, (Kur’ân-ı kerîmi ya­takda, yatarak ezberden abdestsiz okumak câizdir ve sevâbdır. Fekat, başını yor­gandan dışarı çıkarmalı ve bacakları bitişdirmelidir.)

Vedî, mezî çıkınca dört mezhebde de abdest bozulur. Hanbelîde gusl abdesti de lâzım olur. (İnâye). Cünüb ve hayzlı olarak câmi’e girmek harâmdır. Abdestsiz gir­mek mekrûhdur. (Dürer Gurer). Önden, arkadan çıkarak abdesti bozanlar, has­talıkla çıkar, sızarsa ve abdest almakda, şiddetli soğuk, hastalık, ihtiyârlık gibi se­beblerle, harac [güçlük] olursa, Mâlikîde abdest bozulmaz.

(Kitâbürrahme)de diyor ki, (Devâmlı idrâr kaçırmağa (silis-ül-bevl) denir. Bundan korunmak için, bir kaba bir fincan nohud ve iki fincan sirke konur. Üç gün sonra, her gün üç kerre üçer nohud yinir ve birer çay kaşığı sirke içilir. Yâhud, bir kaşık yüzer­lik tohmu ve zencefil ve tarçın ve karabiber, ince toz edilip karışdırılır. Sabâh aç karna ve yatarken bir çay kaşığı toz, su ile yutulur.) 986 [m. 1578] da yazılmış olan türk­çe (Menâfi’ unnâs) da, silis-ül-bevl için muhtelif ilâclar vardır. Bunlardan biri, iki dir­hem günnük, iki dirhem çörek otu, dört dirhem bal ile karışdırıp, sabâh akşam birer ceviz mikdârı yinir. Günnük, bir ağaç zamkıdır. Sakız gibidir. Kokusundan belli olur.

Tam İlmihal