1-56-Necâsetden tahâret. İstincâ. İstibrâ


56 — NECÂSETDEN TAHÂRET

İbni Âbidîn (Nemâzın şartları) başında diyor ki: (Bedende, elbisede ve nemâz kılacak yerde necâset, pislik bulunmamakdır. Başörtüsü, başlık, sarık, mest ve na’lın da elbiseden sayılır. Boyuna sarılı atkının sarkan kısmı, nemâz kılan ile birlikde ha­reket etdiği için, elbise sayılır ve burası temiz olmazsa, nemâz kabûl olmaz. Yay­gının, basdığı ve başını koyduğu yeri temiz olunca, başka yerinde necâset bulunur­sa, nemâz kabûl olur. Çünki yaygı, atkı gibi bedene bitişik değildir. Kucağa otu­ran üstü necâsetli çocuk, kedi, kuş, ağzı akan köpek bozmaz. Çünki, bunların kendileri durmakdadır. Fekat insan, bunları kucağında, omuzunda, başka yerin­de tutarsa, taşımış olur ve nemâzı bozulur. Salyası akmıyan yırtıcı hayvanın ve ke­di gibi temiz hayvanların ve çocuğun üstleri temizse, bunları taşımakla, üstünde tutmakla nemâzı bozulmaz. Çünki, bunların içindeki necâsetleri, hâsıl oldukları yerde kapalıdır. Nemâz kılan insanın kendi necâseti, kanı da hâsıl olduğu yerde ka­palıdır. Cebde kanlı yumurta taşımak da böyledir. Yumurtadaki kan, hâsıl olduğu yerde kapalı olduğu için nemâzı bozmaz. Fekat, kapalı şişe içinde idrâr taşıyanın nemâzı câiz olmaz. Çünki şişe, bevlin meydâna geldiği yer değildir. (Halebî-i ke­bîr)de de böyle yazılıdır. [Bundan anlaşılıyor ki, cebindeki şişede, dirhemden fazla kan, ispirto veyâ kapalı kutuda kanlı mendil, necs bez varken nemâz kılmak câiz değildir.] İki ayağın basdığı ve secde etdiği yerin temiz olması lâzımdır. Sec-de etdiği bez küçük olsa bile, başka tarafları pis ise, nemâz câiz olur. Necâset üs­tüne örtülü bez, cam, [naylon] üstünde nemâz kabûl olur. Secdede, etekleri kuru necâsete değerse, zararı olmaz. Bir ayağı altında necâset olup, bunu kaldırıp, tek ayak üstünde kılınca, basdığı yer temiz ise, kabûl olur. Ellerin ve dizlerin kondu­ğu yerin temiz olması şart değil diyenler çokdur. Eli üstüne secde ederse, elini koy­duğu yerin temiz olması lâzımdır.)

Katı, şekl almış necâset, insan derisinde, elbisesinde ise veyâ bevl, kan gibi akı­cı necâset, mest üzerinde olsa da, ancak yıkamakla temizlenir. Kan, şerâb, ispir­to, bevl gibi sıvı necâsetden biri bulaşmış toprak, katı necâset demekdir. Katı ne­câset, kemer, çanta, mest, ayakkabı üzerinde olunca, uğmakla, silmekle temizle­nir.

Emici olmıyan, düz parlak şeyler, meselâ cam, ayna, kemik, tırnak, bıçak, yağlı boyalı eşyâ, vernikli eşyâ üzerindeki katı veyâ akıcı her necâset, el ile, top­rak ile veyâ herhangi temiz şey ile silip, üç sıfatı, (renk, koku, tat) gidince temiz olur. Kanlı bıçak, kelle ateşe tutup kanı gidince temiz olur. Necâset akan toprak, rüzgârla kuruyup, üç sıfatı gidince, temiz olup burada nemâz kılınır. Fekat, teyem­müm edilemez. Toprakdaki yaygı, hasır, elbise ve insanın derisi kuruyunca temiz olmaz. Bunlara necâset sürülünce, nemâz için yıkamak lâzımdır. Yere döşenmiş olan tuğla, fayans, toprağa dikili otlar, ağaçlar, kayalar, toprak gibi kuruyunca te­miz olur.

Kurumuş menî, oğmakla, bulunduğu yer ve deri temiz olur. Menî yaş ise ve kan kuru da, yaş da olsa, elbiseyi ve deriyi yıkamak lâzımdır. Necâsetin şekline ve bu­laşdığı yerlere göre, temizleme çeşidi otuzu aşmakdadır.

Necâsetli yağ, leşin ve necs hayvanın, domuzun yağı, sabun yapılınca temiz olur. Bütün kimyevî değişmeler böyledir. Necs su ile yapılmış fırında ekmek pişirilebi­lir. Necs toprakla yapılan küp gibi şeyler, fırından çıkınca temiz olur.

Deride, elbisede, nemâz kılınan yerde, (Dirhem mikdârı) veyâ dahâ çok kaba necâset yok ise, nemâz sahîh olur ise de, dirhem mikdârı bulunursa, tahrîmen mek­rûh olur ve yıkamak vâcib olur. Dirhemden çok ise, yıkamak farzdır. Az ise, sün­netdir. Şerâbın damlasını da yıkamak farzdır diyen de vardır. Diğer üç mezhebde kaba necâsetlerin hepsinin zerresini bile yıkamak farzdır. [Mâlikî mezhebinde, ikin­ci kavle göre, necâset nemâza mâni’ değildir. Temizlemek sünnetdir. Şâfi’îde, is­tincâdan sonra kalan necâsetin afv olduğu (Ma’füvât)da yazılıdır.] Necâset mik­dârı, bulaşdığı zemân değil, nemâza dururken olan mikdârıdır.

(Dirhem mikdârı), katı necâsetlerde bir miskal, ya’nî yirmi kırat, ya’nî dört gram ve seksen santigram ağırlıkdır. Akıcı necâsetlerde, açık el ayasındaki suyun yüzü genişliği kadar yüzeydir. Bir miskalden az olan katı necâset, elbisenin, avuç için­den dahâ geniş yüzüne yayılınca nemâza mâni’ olmuyor.

NECÂSET İKİ DÜRLÜDÜR:

1 — Kaba necâset: İnsandan çıkınca abdeste veyâ gusle sebeb olan herşey, eti yinmiyen hayvanların, [yarasa hâric] ve yavrularının yüzülmüş, dabağlanmamış de­risi, eti, pisliği ve bevli ve süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu, in­sanın ve bütün hayvanların kanı ve şerâb, leş, domuz eti ve kümes ve yük hayvan­larının, koyun ve keçinin necâsetleri, galîz, ya’nî kabadır. Kan dört mezhebde de kaba necâsetdir. Menî, mezy ve idrârdan sonra çıkan vedî ismindeki beyâz, bula­nık, koyu sıvı, hanefî ve mâlikîde kaba necâsetdirler. Şâfi’îde yalnız menî, hanbe­lîde ise, her üçü de temizdir.

Kedinin bevli yalnız elbisede ve şehîdin kanı, kendi üzerinde kaldıkça ve yini­len et, karaciğer, yürek ve dalakda bulunup akmıyan kanlar ve balık kanı ve bit, pire, tahta biti pislikleri ve kanları hep temizdir. Ya’nî, bunlar fazla bulaşınca da nemâz kılınabilir denildi. Serhoş eden bütün içkiler de, şerâb gibi kaba necâset­dirler. Hafîf diyenlerin sözleri za’îfdir. Rakının, [ispirtonun] kaba necs olduğu (Ha­lebî-i kebîr) ve (Merâkıl-felâh)da ve türkçe (Ni’met-i islâm)da yazılıdır.

2 — Hafîf necâset: Hafîf olan necâsetlerden, bir uzva ve elbisenin bir kısmına bulaşınca, bu kısmın veyâ uzvun dörtde biri kadarı nemâza zarar vermez. Eti yi­nen dört ayaklı hayvanların bevli ve eti yinmiyen kuşların pisliği hafîfdir. Güver­cin, serçe ve benzerleri gibi eti yinen kuşların pisliği temizdir. Fâre pisliği ve bev­li afv edilmiş ise de, suya, yağa az da düşse, temizlemek iyi olur. Az mikdârda buğ­daya karışıp un olursa afv edilmişdir. Temizlenmeleri ve sıvıya damlayınca necs yap­maları bakımından kaba necâsetle hafîf necâset arasında fark yokdur.

İğne ucu kadar elbiseye sıçrayan bevl ve kan damlaları ve sokakda sıçrayan ça­murlar ve necâset buhârlarının, necâsete dokunarak gelen gazların, rüzgârın ve ahır­da, hamâmda meydâna gelen buhârlardan, dıvarlarda hâsıl olan damlalarının el­biseye, yaş deriye değmesi afv edilmişdir. Bunlardan korunmak güç olduğu için, zarûret kabûl edilmişdir. Fekat, necâsetin imbiklenmesi ile elde edilen sıvı necs­dir. Çünki, bunu kullanmakda zarûret yokdur. Bunun için rakı ve ispirto kaba necs olup içilmeleri şerâb gibi harâmdır. [Rakının, ispirtonun necs ve harâm olduğu (Me­râkıl-felâh)da Tahtâvî hâşiyesinde yazılıdır. O hâlde, alkollü içkiler ve zarûretsiz kullanılan kolonya, ispirto ve tentürdiyod gibi alkollü ilâclar, nemâz kılarken, el­biseden ve deriden yıkanıp temizlenecekdir. İkinci kısm, kırkikinci maddeye ba­kınız!] İspirto ocağında ısıtılan yemek necs olmaz.

[(Dürr-ül-muhtâr)da, istincâ faslı sonunda, (Toprak ve sudan biri temiz ise, ka­rışımları olan çamur temiz olur. Fetvâ da böyledir) diyor. (Eşbâh)ın dördüncü ka’idesinde de böyle yazılıdır. İbni Âbidîn, (Dürr-ül-muhtâr)ı açıklarken diyor ki, (Âlimlerin çoğunun böyle söylediği (Feth-ul-kadîr)de yazılıdır. Böyle fetvâ veril­diği, (Bezzâziyye)de yazılıdır. İmâm-ı Muhammed Şeybânî böyle buyurdu. Bu ça­mur necs olur diyenler de vardır. Fekat, bunlara göre de temiz toprak ile gübre ka­rışımı temiz kabûl edilir. Çünki bunda ihtiyâc vardır.) (Tergîb-üs-salât)da diyor ki, [ba’zı âlimlere göre] gübre karışık sıva, temiz su ile yapılmış ve gübresi çamurdan az ise, temiz kabûl edilir. 245.ci sahîfede 6.cı maddeye bakınız!

İhtiyâc olduğu için hâzırlanan karışımlardaki iki maddeden biri temiz ise ve necs olanın yerine temizini kullanmakda harac varsa, birinci kavle göre karışımın da te­miz olacağı anlaşılmakdadır. İspirtolu ilâclar, kolonya, mürekkeb ve vernikler

ve boyalar böyledir. Şâfi’î mezhebinde, necs sıvıların, ilâc ve itriyât islâhı için kullanılan mikdârlarının afv edildikleri, (El-fıkh-ü alel-mezâhib-il-erbe’a)da ve mol-la Halîl Si’ridînin (El-ma’füvât) kitâbının Süleymân bin Abdüllah Si’ridî “rahme­tullahi teâlâ aleyhimâ” şerhinin 1368 [m. 1949] Kamışlı baskısında yazılıdır. Ha­rac olduğu zemân, za’îf olan kavle uymak câiz olduğu, bu iki kitâbda ve kitâbımı­zın ikinci kısm, 1. ci maddesinde yazılıdır. Bunun için, zor durumda kalınca, hane­fî ve şâfi’î mezhebinde olanın, böyle karışımların çok mikdârı ile birlikde nemâz kılmaları câiz olmakdadır. Temiz kabûl edilen ilâcın, zarûret olmadan içilemiye­ceği, tevekkül bahsi sonunda yazılıdır.]

Necâsetden hâsıl olan amonyak gazının meydâna getirdiği nişadır temizdir. Necâset üzerinden kalkıp uçan tozlar, sinekler, elbiseye, suya gelirse, pis yapmaz.

Köpeğin basdığı çamurun necs [pis] olmaması sahîhdir. [(Hadîka) sonunda di­yor ki, (Elbisenin bir yerine necâset bulaşsa, bulaşan yeri unutsa, zan etdiği yeri­ni yıkasa, temizlendi kabûl edilir. Yaş ayağı ile necs yerde yürüse, yer kuru ise, ayak­ları necs olmaz. Yer yaş olup ayakları kuru ise, ayakları ıslanırsa, necs olurlar. Kö­peğin mescidde yatdığı yer kuru ise, necs olmaz. Yaş olup, necâsetin eseri görül­mezse, yine necs olmaz. Ayakkabı ile kılınan nemâzın sevâbı, çıplak ayakla kılı­nandan katkat fazladır. Üzerinde necâset görülmedikçe, sokakda gezilen ayakka­bı da böyledir. Vesvese ve şübheye ehemmiyyet verilmez. İçki satandan alınan el­bise, halı ve sâire temiz kabûl edilir. Başkası yanında gusl abdestinden sonra, peştemalı çıkarmadan ve sıkmadan üzerine üç kerre su dökünce temiz olur. Her şeyde asl olan, tahâretdir. Necâset bulaşdığı kesin bilinmedikce, zan etmekle necs denilmez. Ehl-i kitâbın dâr-ül-harbde kesmiş oldukları hayvan, aksi sâbit olmadık­ca, temiz kabûl edilir. Mecûsînin, kitâbsız kâfirlerin etli yemeklerini yimek, hay­vanı onların kesdiği kat’î bilinmediği için, tenzîhen mekrûhdur. Şimdi kasabdan alınan etler de böyledir.)]

Necâset, her temiz su ile, abdest ve gusl alınmış su ile, sirke ve gül suyu gibi akı­cı mâyı’larla ve tükürük ile temizlenir. Süt ve yağla temizlenmez.

Abdestde, guslde kullanılan suya (Müsta’mel su) denir. Bu su, İmâm-ı a’zama göre kaba necâsetdir. Ebû Yûsüfe göre, hafîf necâsetdir. İmâm-ı Muhammede gö­re temizdir “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ”. Fetvâ da böyledir. Bununla necâset te­mizlenir. Fekat, abdest alınmaz ve gusl edilmez. Şâfi’îde de böyledir. İçmek ve ha­mur yapmak mekrûhdur. Peştemala, elbiseye, kurnaya sıçrarsa ve necâset temiz­lemekde kullanılan her su, iğne ucu kadar sıçrarsa, kabı ve elbiseyi pisletmez. Ne­câset temizlemekde kullanılmış sular, bir yerde birikirse, bu suya bulaşan şeyler, pis olur. Abdestsiz veyâ cünüb olan kimse veyâ hâid kadın veyâ müşrik, kâfir, ne­câset bulaşmamış olan avucunu bir yere sokup su alsa veyâ kolunu sokup, içinde­ki tası alsa, o yerdeki su dört mezhebde de pis olmaz. Necâset üzerinden akan su­yun yarıdan fazlası necâsete temâs ederse, bu su pis olur. Azı değerse ve necâse­tin üç sıfatı suda bulunmazsa, pis olmaz. Necâset yanınca, külü temiz olur. Tezek yakarak ısıtılan fırında, ekmek pişirilir. Merkeb, domuz ve leş, tuz içine düşüp, tuz olsalar, temiz olurlar. Kuyuya düşen gübre, zemânla çamur hâline gelse, temiz olur. Müsta’mel su, mâlikîde hem temizdir. Hem de temizleyicidir. Ya’nî müsta’mel su ile abdest alınır ve gusl edilir. [Menâhic-ül-ibâd]

Şıra, ya’nî üzüm suyu temizdir. Şerâb hâline dönünce pis olur. Şerâb, sirke olunca temiz olur. Elbisenin veyâ vücûdun bir yerine necâset gelse, bu yeri bula­masa, zan etdiği yeri yıkasa temiz olur. Nemâzdan sonra meydâna çıksa, nemâzı iâde etmez. Döğen hayvanı buğdayın bir yerine bevl etse, herhangi bir parçası yı­kansa veyâ hediyye verilse, yinilse veyâ satılsa, geri kalanlar temiz olur.

Kurudukdan sonra da görülen pislikler, kan, yukarıda bildirildiği üzere, bulun­duğu yerden çıkarılıp, kendisi ve eseri giderilince, o yer temiz olur. Yıkamakda bel­li bir aded yokdur. Bir kerre yıkamakla da çıkarsa kâfîdir. Necâset giderilip de, ese­ri, ya’nî renk ve koku kalırsa, zararı olmaz. Sıcak veyâ sabunlu su lâzım gelmez.

Necs boya ile boyanan kumaş ve beden, üç kerre yıkanınca temiz olur. Su renk­siz akıncaya kadar yıkamak dahâ iyidir. Deri altına necâset, meselâ ispirtolu ilâc şı­rınga edilse, iğne yerini üç kerre yıkayınca temiz olur. Necâseti çıkarmak için deri­yi kaldırmak lâzım olmaz. Deriye, yaraya sürülen necs ilâcın ete karışan kısmı ve necs sürme çekilen göz yıkanmaz. Dışarıda kalan kısm ve yara üstündeki kurumuş kan, zarar vermiyecek şeklde yıkanıp giderilir. Zarar olursa yıkanmaz. Fekat üzerinde dir­hem mikdârı necâset bulunan kimse imâm olamaz. Görülmiyen necâsetler, meselâ ispirto ve idrâr bulaşan eşyâ, leğende, çamaşır makinesinde, ayrı sular ile, temizlen­diği zan edilinceye kadar yıkanır. Bir kerre yıkamakla temizlenirse, kâfî olur. Yıkar­ken, makinedeki su ve diğer eşyâ, necs olmazlar. Vesvese, şübhe edenlerin üç ker­re yıkaması ve hepsinde sıkması lâzımdır. Herkesin, kendi kuvveti kadar sıkması kâ­fîdir. Çürük, ince veyâ büyük olduğu için sıkılmıyan eşyâ, meselâ halı, beden, deri gibi necâseti emen şeyler, her üç yıkayışda, kurutulur. Ya’nî, su damlaması kesilin­ceye kadar beklenir. Desti, çanak ve bakır gibi necâseti emmiyen şeyleri ve deniz­de, derede [muslukda] yıkanan herşeyi sıkmak ve kurutmak lâzım değildir.

(Halebî)de diyor ki, (Mutlak su ile ve mukayyed su ile ve her temiz mâyi’ [sı­vı] ile necâset temizlenir. Çocuk, memedeki kusmuğunu yalarsa ve eline kan, şe­râb bulaşan kimse, bunu yalayıp tükürse, eli de, ağzı da temiz olur. Elbise, yala­makla temiz olmaz. Yıkamak lâzımdır. Her hayvanın safrası, bevli gibidir. Hınzır­dan başka her hayvan ve insan ölünce, kılı, kemiği, siniri ve dişi pis olmaz. Elini kediye yalatmak mekrûhdur. Yaş don giyen, yellense, don necs olmaz. Leş derisi, necs olmıyan madde ile dabağlanınca temiz olur. Necs madde ile, meselâ leş yağı ile dabağlanmış ise, üç kerre yıkayıp sıkdıkdan sonra temiz olur. Eti yinmiyen hay­van, ahkâm-ı islâmiyyeye uygun kesilince yalnız derisi temiz olur. Domuz derisi, yılan derisi ve insan derisi hiç temiz olmaz. Çıplak kimse, dabağlanmamış leş de­risi ile örtünemez. Böyle deri satılamaz. Çünki, kendisi pisdir. Pislenmiş kumaş böy­le değildir. Katı yağ içine fâre düşerse, fâreye temâs eden yağ atılır. Geri kalan yağ temiz olur. Sıvı yağa fâre düşse, hepsi pis olur. Necs yağ ile ve domuz yağı ile yağ­lanan kösele, yıkanınca temiz olur.

Deniz hayvanlarından, yimesi câiz olmıyanlar da, temizdir. Buğday içine deve pis­liği düşüp un yapılmış ise veyâ sıvı yağ veyâ süt içine düşmüş, sonra çıkarılmış ise, üç sıfatından biri görülmedikçe yiyip içmek câiz olur. Pis kumaşın temiz tarafında ne­mâz kılınır. Ayakkabısı, çorabı, mesti temiz olan kimse necs yerde nemâz kılarsa, ka­bûl olmaz. Bunları çıkarıp, bunların üstüne basarsa kabûl olur. Bunların altı pis olun­ca da böyledir). Tavuk kesilip, tüyleri dökülmek için, karnı yarılmadan, kaynar su­ya konursa necs olur. [Ebüssü’ûd efendi fetvâsı, dördüncü sahîfesinde buyuruyor ki, (Bir tavuk boğazlanıp içi ve gursağı çıkarılmadan, kaynar suda haşlasalar, yolsalar, yimesi halâl olmaz, harâmdır. Kesip içi ve gursağı çıkarılıp, içi yıkandıkdan sonra haş­lanırsa, tüylerine necâset bulaşmamış ise, yimesi halâl olur). (Redd-ül-muhtâr)da di­yor ki, (Kaynamıyan sıcak suda bırakılan, içi boşaltılmamış tavuğun yalnız derisi necs olur, yolunup, içi boşaldıkdan sonra, üç kerre, soğuk su ile yıkanınca, heryeri temiz olur. İşkembe de, böyle üç kerre yıkamakla temiz olur).]

Herhangi eti, şerâb veyâ ispirto ile kaynatınca, et necs olur. Hiçbir sûretle te­mizlenemez. Üç kerre temiz su ile kaynatıp, herbirinde soğutulunca, temiz olur da denildi. Necâset karışmış sütü, balı, pekmezi temizlemek için, biraz su ile karışdı­rıp, su uçuncaya kadar kaynatılır. Sıvı yağı temizlemek için, su ile çalkalayıp, üs­te ayrılan yağ alınır. Katı yağ su ile kaynatılır. Sonra alınır.

Şâfi’î mezhebinde, karada yaşıyan hayvanların leşleri necs olduğu gibi, bunla­rın bütün parçaları, tüyleri, kılları, kemikleri, derileri ve bunlardan çıkan, yumur­tadan başka herşey necsdir. İnsandan ve kara hayvanlarından çıkan akıcı kanlar ve serhoş eden her içki necsdir. Şâfi’îde hınzırın ve kelbin bütün bedeni de necâ­set-i galîzadır. [Tüyleri yaş iken] Temâs etdikleri her yer necs olur. Buraları temiz­lemek için, yedi kerre yıkanır. Bunlardan birine toprak katıp, bu bulanık su ile yı­kanır veyâ necs şey suya konup üzerine toprak serpilir ve yıkanır. Yâhud üzerine önce toprak, sonra su konur. Topraklı su ile yıkamadan önce necâseti izâle etmek lâzımdır. Necâsetin yeri yaş ise, önce toprak koymamalı, diğer iki usûlden biri ile yıkamalıdır. Necâsetin izâlesi birkaç yıkamakla olursa, bunların hepsi bir yıkamak sayılıp, sonra altı kerre dahâ yıkamak ve bunlardan biri topraklı olmak lâzımdır. Kokusunu, rengini, tadını çıkarmak için olan yıkamaların herbiri ayrı yıkamak sa­yılır. Bu iki hayvandan başka necâsetlerin, bir kerre de olsa, yalnız mutlak su ile yıkamakla temizlenmeleri kâfî olur. Şâfi’îde süt oğlanının bevli hafîf necâsetdir. Sıkarak veyâ kurutarak izâle etdikden sonra, üzerine su serpince, akmasa dahî, te­miz olur. Oğlan sütden mâada birşey, bir kerre bile yirse veyâ iki yaşını geçerse ve süt emen kızın her zemân, bevllerini yalnız su ile yıkayarak temizlemek lâzım olur.

[Van ulemâsından Muhammed Mazher efendi, (Misbâh-un-necât)da diyor ki, (Gö­rünen necâset üç eseri kalmayıncaya kadar ve bundan sonra da bir kerre [mutlak su ile] yıkanır. Bu eserler biraz kalırsa, zararı olmaz. Görünmiyen necâset üzerinden suyu bir kerre akıtmak kâfîdir. Kelb ile hınzırın yaladığı kap ve kılları yaş iken el­biseye veyâ başka şeye değerlerse, o şeyi altı kerre temiz su ile ve bir kerre toprak­lı su ile yıkamak lâzımdır. Şâfi’îde nemâz vaktinden evvel teyemmüm câiz değildir. Teyemmüm, hastalıkda ve seferde yapılır. Mest üzerinde hiç delik olmamak ve ab­dest temâm oldukdan sonra, ikisini aynı zemânda giymek lâzımdır. Bütün kara hayvanlarının ölüsü necsdir. Kelb ve hınzırdan başkasının derileri dabağlanınca, pâk olur ise de, eti yinmiyenlerin pâk olmaz, postları üzerinde nemâz kılınmaz.)]

İSTİNCÂ — Önden ve arkadan necâset çıkınca, bu yerleri temizlemeğe istincâ denir. Gaz, taş çıkınca temizlemek, ya’nî tahâretlenmek lâzım değildir. İstincâ, ya’nî tahâretlenmek sünnet-i mü’ekkededir. Ya’nî halâda abdest bozuldukdan sonra erkek ve kadının, taş ile veyâ su ile, önünü ve arkasını temizliyerek, idrâr ve pis­lik bırakılmaması sünnetdir. Kaç kerre yıkamak lâzım olduğu sünnet değildir. Taş ile temizlendikden sonra, ayrıca su ile yıkamak sünnetdir. Fekat, başkasının yanın­da avret yerini açmadan su ile istincâ yapamıyacaksa, pislik fazla olsa bile, su ile is­tincâdan vazgeçer. Avret yerini açmaz. Nemâzı öyle kılar. Açarsa fâsık olur. Harâm işlemiş olur. Tenhâ bir yer bulunca su ile istincâ yapar ve nemâzı iâde eder. Abdest bozmak için ve gusl abdesti almak için, zarûret olunca erkek, erkekler arasında ve kadın, kadınlar arasında avret yerini açabilir sözü za’îfdir. Gusl yerine teyemmüm etmek lâzım olur. Çünki, İbni Âbidîn, yüzdördüncü sahîfede buyuruyor ki, (Bir em­ri yapmak, bir harâm işlemesine sebeb olursa, harâmı işlememek için, o emr [te’hîr edilir veyâ] terk edilir, yapılmaz). [Harâm işlememek için farz terk edilince, harâm işlememek için sünnet elbette terk edilir. (İbni Âbidîn sahîfe: 105). Mekrûh işleme­mek için bile, sünneti terk etmek lâzım geldiği, (Uyûn-ül-besâir)de yazılıdır.]

Kemik, ta’âm, gübre, tuğla, saksı ve cam parçaları, kömür, hayvan yemi ve başkasının malı ile ve muhterem, ya’nî para eder şeyler, meselâ ipek ile, câmi’den atılan şeylerle, zemzem suyu ile, yaprak ile, kâğıd ile istincâ tahrîmen mekrûhdur. Boş kâğıda da saygı lâzımdır. Muhterem olmıyan ismler, dîne yaramıyan yazılar bulunan kâğıd ve gazete ile istincâ câizdir. Fekat, islâm harfleri ile yazılmış hiçbir kâğıdla istincâ edilmez. Menî ve bevli, bez ile temizleyip sonra, bezi yıkamak câ­izdir. Zevci ve zevcesi olmıyan ağır hastanın istincâ yapması lâzım değildir. Fekat, kendine abdest aldırması lâzımdır. Önü ve arkayı kıbleye dönerek ve ayakda ve özrsüz çıplak abdest bozmak mekrûhdur. İdrâr toplanan yerde gusl câiz değildir. Gusl edilen yere bevl yapmak câiz değildir. Fekat, bevl akar, gider, toplanmazsa, bunlar câiz olur. İstincâda kullanılan su, necs olur. Elbiseye sıçratmamalıdır. Bu­nun için, istincâ yaparken, avret yerini açmak, tenhâ yerde yapmak lâzımdır. Musluk başında, elini donunun içine sokup, idrâr yerini, avucdaki suya sürerek yı­kamakla, istincâ yapılmaz. İdrâr damlası bulaşınca, avucdaki su, necs olur ve damladığı çamaşır pis olur. Bu suyun damladığı yerlerin toplamı avuc içinden fazla olursa, nemâz sahîh olmaz. İmâm ise, arkasında nemâz kılınmaz. İki eli ço­lak olanın, istincâ yapdıracak mahremi yoksa, istincâ yapması sâkıt olur [Kâdîhân].

Erkeklerin yürüyerek, öksürerek veyâ sol tarafa yatarak (İstibrâ) etmesi, ya’nî idrâr yolunda damlalar bırakmaması vâcibdir. Kadınlar istibrâ yapmaz. İdrâr damlası kalmadığına kanâ’at gelmeden abdest almamalıdır. Bir damla sızarsa, hem abdest bozulur, hem de elbise kirlenir. Çamaşıra avuç içinden az sızarsa, ab­dest alıp kıldığı nemâz mekrûh olur. Çok sızarsa, nemâz sahîh olmaz. İstibrâda güç­lük çekenler, arpa kadar nebâtî pamuk idrâr deliğine koymalıdır. Sızan idrârı pa­muk emer. Hem abdest bozulmaz, hem de don kirlenmez. Yalnız pamuk uzun olup ucunun dışarda kalmaması lâzımdır. Ucu dışarda kalır ve bevl ile ıslanırsa, abdest bozulur. Şâfi’îler, Ramezân-ı şerîfde, pamuk koymamalıdır. Çünki, Şâfi’î mezhe­binde orucu bozar. [Abdestde ve nemâzda şâfi’îyi taklîd eden hanefî pamuk ko­yunca, orucu bozulmaz. İhtiyârlarda ve hastalarda, zeker küçülüp, üzerine sarılı bez çıkıyor. Böyle kimseler, küçük naylon torbaya, mendil kadar bez yerleşdirip, zeker ve husyeleri torbaya koyar. Torbanın ağzını bağlar. Beze dirhemden fazla id­râr sızar ise, abdest alırken, bez değişdirilir. İdrâr kaçıran, fekat özr sâhibi olmı­yan kimse, temiz olarak bağladığı bezde yaşlık görür, ne vakt damladığını bilmez­se, yüzotuzsekizinci sahîfede yazılı, hayz kanında olduğu gibi, gördüğü anda dam­ladı sayılır. Şübhe eden kimse, nemâza dururken beze bakar. Yaşlık görür ise, ye­niden abdest alır. Nemâzda iken şübhelenirse, selâm verince hemen bakıp, dam­lamış görür ise, nemâzını iâde eder. Selâmdan birkaç dakîka sonra bakıp görürse, nemâzını abdestli kılmış sayılır.] İstibrâdan sonra istincâ yapılır. Su ile istincâdan sonra bez ile kurulanır. Her kadın, her zemân, önüne (Kürsüf) denilen bez veyâ pamuk koymalıdır. Ellidördüncü maddeye bakınız!

[İdrâr, kan kaçıranların ve necâset temizlemekde zahmet çekenlerin Mâlikî mezhebini taklîd etmeleri, (Ma’füvât) şerhinde yazılıdır. (El-fıkh-u alel-mezâhib­il erbe’a)da diyor ki, (Mâlikî mezhebinde, sağlam insandan çıkan bevl, menî, me­zî, vedî, istihâza kanı, gâit ve yel abdesti bozar. Mak’atdan ve bedenden taş, solu­can, cerâhat, sarı su, kan çıkınca bozulmaz. Abdesti bozanlar, hastalık ile çıkarsa ve çıkması men’ olunamazsa, iki kavl vardır. Birinci kavlde bevl, bir nemâz vakti­nin yarısından çok devâm eder ve çıkma zemânı belli olmazsa, abdesti bozmaz. İkin­ci kavle göre, bu üç şart olmasa da, hastanın abdestini bozmaz. Çıkmadığı zemân abdest alması müstehab olur. Hastaların, ihtiyârların, abdest almakda harac ve me­şakkat olduğu zemân, bu kavli taklîd etmeleri sahîh olur. Bevlin kesildiği zemânı belli ise, bu zemânda abdest alması iyi olur. İstibrâ zemânı uzun süren veyâ sonra­ları damlayan ve bir nemâz vakti devâmlı akmadığı için özrlü olamıyan hanefî ve şâfi’îler, mâlikî mezhebini taklîd eder. İbni Âbidîn, Talâk-ı ric’îde buyuruyor ki, (Âlimlerimiz, zarûret olunca, mâlikîye göre fetvâ verdi. Bir mes’ele hanefîde bil­dirilmemiş ise, mâlikî taklîd olunur.) Kulaklar üstündeki cild, baş demekdir. Mesh edilmesi farzdır. Bu cildin, yüz sayılarak gasl edilmesi, hanefî kitâblarında yazılı de­ğildir. Lezzet kasd ederek, nikâhlamak câiz olan kadının cildine, saçına dokunmak bozar. Guslde ağzı ve burnu yıkamak farz değil, sünnetdir. Her nemâz vakti için ay­rı teyemmüm yapılır. Kelb [köpek] ve hınzır [domuz] necs değildir. Fekat, yinilme­leri harâmdır. Balığın dahî kanı necsdir. Necâsetden tahâret bir kavle göre farz, di­ğer kavle göre sünnetdir. Bâsûr, idrâr, gâita damlaları bedene, çamaşıra bulaşırsa afv olur. İnsanın ve hayvanın kanının, yara, çiban suyunun avuç içi kadarı afv olur. Nemâzda her rek’atde Fâtiha okumak ve rükü’da, secdelerde tumânînet [sâkin durmak] farzdır. İmâmın gizli okuduğu rek’atlerde cemâ’atin Fâtiha oku­maları müstehab, âşikâre okuduğu zemân cemâ’atin de okuması mekrûhdur. Kı­yâmda, sağ el sol elin üstünde olarak, göğüs ile göbek arasına koymak veyâ iki eli iki yana salıvermek müstehabdır. Farzlarda (E’ûzü...) okumak mekrûhdur. Fâti­hayı rükü’da temâmlamak nemâzı bozar.)

(Ez-Zehîre lil Kurâfî) Mâlikî fıkh kitâbının ikinci baskısı, 1402 [m. 1982] de Mısr­da yapılmışdır. Buyuruyor ki, (İmâm-ı Mâlik, avâmın müctehidleri taklîd etmele­ri vâcibdir buyurdu. Mezhebler, Cennete götüren yollardır. Bunlardan birinde iler­liyen Cennete gider.)

İmâm-ı Mâlikden İbnül-Kâsım “radıyallahü anhümâ” yolu ile gelen rivâyetle­ri hâvî (El-müdevvene) kitâbının son baskısı Beyrutda yapılmışdır. Burada buyu­ruyor ki, (Kadının el ayası, fercine dokununca abdesti bozulmaz. Soğukdan, has­talıkdan devâmlı mezî sızarsa abdest bozulmaz. Şehvetle, düşündükçe sızarsa bo­zulur. İstihâza kanı, idrar sızarsa, bir kavle göre bozulmaz ise de, her nemâz için abdest alması müstehab olur. Abdestde sakal hilâllanmaz. Ehl-i bid’at arkasında nemâz kılınmaz). Kaş, kirpik ve seyrek sakalın altını ıslatmak, sık sakalın üstünü yıkamak farzdır. Ayak parmakları arasını hilâllamak müstehabdır. Abdestden sonra, bez ile kurulanmak câizdir. Abdestin farzları yedidir. Guslün farzları beş­dir. Hayâtın, malın gitmesi, hasta olmak, hastalığın artması, şifânın gecikmesi korkusu varsa teyemmüm câiz olur. Müslimân tabîb bulamazsa, kâfir tabîbe ve tec­ribelere i’timâd olunur.] El ile yıkanan birşey temiz olunca, el de temiz olur.

(Dürr-ül-muhtâr) beşinci cildde, altın ve gümüş kullanmağı anlatırken diyor ki, insanların birbirleri arasında olan işlere (Mu’âmelât) denir. Mu’âmelâtda bir fâ­sıkın veyâ kâfirin sözü de kabûl edilir. Akllı olan çocuk ve kadın da erkek gibidir. Bunlardan biri, bu eti kitâblı kâfirden aldım derse, yimesi halâl olur. [Çünki, es­kiden eti, hayvanı kesen satardı.] Bir kişinin haber vermesi ile mülk yok olmaz. Bir müslimân, et satın alsa, sâlih bir müslimân (bu eti, kitâbsız kâfir kesdi) dese, bu et, satın alınan kimseye geri verilemez ve satın alanın, parasını ödemesi lâzım olur. Çünki, etin leş olduğunu bilmeden satın alınca, mülkü olmuşdur. Bir mülkü gide­recek haberi iki erkeğin veyâ bir erkekle iki kadının bildirmeleri lâzımdır. Mu’âme­lât üçe ayrılır: Birincisi, ikisinin de yapmağa mecbûr olmadığı mu’âmeledir. Vekîl, mudârib ve iznli olmak böyledir. İkincisi, ikisinin de yapması lâzım olan işlerdir. Da’vâ konusu olan haklar böyledir. Üçüncüsü, birisinin yapması lâzım olur. Diğe­rinin lâzım olmaz. Vekîli azl etmek, izni geri almak böyledir. Burada, vekîl ve me’zûn artık iş yapamazlar. Azl eden ve izni geri alan ise, kendi hakkını kullanmak­da serbestdir. İkincisinde, haber verende şâhidlik şartlarının bulunması lâzımdır. Üçüncüsünde, haber verenlerin sayılarına ve adâlet sâhibi olmalarına bakılır.

Allah ile kul arasında olan işlere (Diyânât) denir. Diyânâtda âdil ve bâlig bir müs­limânın sözüne inanılır. Bir kadın da, bir erkek gibidir. Suyun pis olduğunu söy­lerse, bu su ile abdest alınmaz. Teyemmüm edilir. Fâsık [kötü kimse] veyâ hâli bel­li olmıyan bir müslimân söylerse, kendi araşdırır. Gâlib zannına göre hareket eder. Kâfir veyâ çocuk, suya pis derse ve inanırsa, dökmeli, sonra teyemmüm etmelidir. Hediyyede ve izn vermekde, bir çocuk sözü de kabûl edilir. İçeri buyurun deyin­ce girilir. Çocuğun satın almak için iznli olup olmadığı satanın çok zan ile anlama-sına bağlıdır.

Diyânâtda da, mülkü giderecek haberi, iki müslimân erkeğin veyâ bir erkekle iki kadının bildirmeleri lâzımdır. Meselâ, zevc ile zevcenin süt kardeşi oldukları­nı âdil bir müslimân söylerse, kabûl edilmez. Nikâhları bozulmaz.

İbni Âbidîn, istincâ faslı sonunda diyor ki, âdil bir kimse, bir etin leş olduğunu söy­lese, meselâ mürted kesdi dese, bir başka âdil de, leş değil dese, meselâ müslimân kes­di dese, leş kabûl edilir. Su ve her çeşid şerbet için ve ta’âm pis dese, öteki de pis de­ğil dese, temiz kabûl edilir. Haber verenler çok ise, sayısı fazla olanların dedikleri ka­bûl edilir. Temiz ve pis kumaşlar karışmış ve temizleri az ise ve kaplar karışınca te­mizleri çok ise, temizlerini araşdırıp, temiz zan etdiklerini kullanır. Kapların temiz­leri eşit veyâ az ise, hepsi pis kabûl edilir. İkinci kısm, 41. ci maddeye bakınız!

Tam İlmihal