2-03-Resûlullaha uymağa ve dînini öğrendiği kimseyi sevmeğe


3 — ÜÇÜNCÜ CİLD, 13. cü MEKTÛB

Bu mektûb, seyyid mîr Muhibbullah Mankpûrîye yazılmışdır. Resûlullaha uy­mağa ve dînini öğrendiği üstâdını sevmeğe teşvîk etmekdedir:

Bismillâhirrahmânirrahîm. Kardeşim seyyid mîr Muhibbullahın şerefli mektû­bu geldi. Sıkıntılardan dolayı ümmîdsiz olduğunu bildirerek başlıyan yazılarınız anlaşıldı. Allahdan ümmîdi kesmek küfrdür. Ümmîdli olunuz! İki şey sizde varsa, hiç üzülmeyiniz! Biri, bu parlak dînin sâhibine uymak “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm”, ikincisi, dîni öğrendiğiniz zâtın büyüklüğüne inanmak ve onu sevmek. Allahü teâlâya sığınınız ve Ona yalvarınız ki, bu iki büyük ni’metde gevşeklik ol­masın. Bu ikisi olunca, başka şeylerin düzelmesi kolaydır. Size dahâ önce de yaz­mışdım ki, Mankpûrda bulunmakdan sıkılıyorsanız, İlâh-âbâd denilen yere gidip yerleşebilirsiniz. Orasının mubârek olacağı umulur. Siz tersine anlamışsınız. Mu­bârek kelimesi de, maksadımızın anlaşılmasına yaramamış. Şimdi de, öyle söylü­yorum. Bu gece kalbime doğdu ki, eşyâlarınız Mankpûrdan alınıp, sanki İlâh-âbâ­da götürüldü. Orada bir kenâr yere yerleşip, Allahü teâlâyı zikr ile orayı aydınla­tınız! Kimse ile arkadaş olmayınız! (Nefy ve isbât) kelimesini çok söyleyiniz! Bu güzel kelimeyi tekrâr ederken, bütün dilek ve düşüncelerinizi gönülden çıkarınız! Maksadınız, dileğiniz ve sevdiğiniz, birden fazla olmasın! Kalbiniz ile söyliye­mezseniz, dilinizle yapınız! Fekat sessiz yapmalısınız. Çünki, yüksek sesle söyle­mek, bu yolda yasakdır. Bu yolda yapılacak başka şeyleri biliyorsunuz. Elinizden geldiği kadar, uymağa gayret ediniz! Öğreten zâta uymak, insanı çok şeylere ka­vuşdurur. Onun yolundan sapmak, çok tehlükelidir. [(Umdet-ül-islâm) sonunda (Şir’a)dan alarak diyor ki, (Üstâd birşey emr etse, ana baba da emr etseler, evve­lâ üstâdın emri yapılır. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Üç dürlü baba vardır: Dün­yâya getiren baba, kızını veren baba ve ilm öğreten baba. Bunların hayrlısı, üstâ­dıdır).)

Bugün, bütün dünyâdaki müslimânlar, üç fırkadır. Birinci fırka, Eshâb-ı kirâ­mın yolunda olan, hakîkî müslimânlardır. Bunlara (Ehl-i sünnet) ve (Sünnî) ve (Fır­ka-i nâciyye) Cehennemden kurtulan fırka denir. İkinci fırka, Eshâb-ı kirâma düş­man olanlardır. Bunlara (Şî’î) ve (Fırka-i dâlle) sapık fırka denir. Üçüncüsü, sün­nîlere ve şî’îlere düşman olanlardır. Bunlara (Vehhâbî) ve (Necdî) denir. Çünki bun­lar, ilk olarak, Arabistânın Necd şehrinde meydâna çıkmışdır. Bunlara (Fırka-i mel’ûne) de denir. Çünki, müslimânlara kâfir dedikleri, kitâbımızın 447.ci ve son­raki sahîfelerinde ve (Kıyâmet ve Âhıret)de yazılıdır. Böyle söyleyene Resûlullah la’net etmişdir. Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan, Cehenneme gidecekdir. Her mü’min, nefsini tezkiye için, ya’nî nefsin yaratılışında mevcûd olan küfrü ve günâhları temizlemek için, her zemân çok (Lâ ilâhe illallah) okumalı ve kalbini tasfiye için, ya’nî nefsden ve şeytândan ve kötü arkadaşlardan ve zararlı kitâblardan gelen küfrden ve günâhlardan kurtarmak için, (Estagfirullah) demelidir. Ahkâm-ı islâmiyyeye uyanın düâları muhakkak kabûl olur. Nemâz kıl­mıyanın, açık kadınlara ve avret mahalli açık olanlara bakanların ve harâm yiyip içen­lerin ahkâm-ı islâmiyyeye uymadıkları anlaşılır. Bunların düâları kabûl olmaz.]  

Bu vücûdün mülkü, elden çıkmadan,
çarh-ı felek, bu binâyı yıkmadan.
 
Sûretü ma’nâ, bir arada iken,
iki âlem de, elinde var iken,
 
Hubb-i dünyâyı, kalbinden gider!
tâ alasın, can âleminden haber.
 
Harâmdan sakın, farzı yapmağa bak!
farzı yapmazsan, olur hâlin harâb!

Tam İlmihal