2-19-Lüzûmsuz, fâidesiz işlerden vazgeçmelidir


19 — İKİNCİ CİLD, 60. cı MEKTÛB

Bu mektûb, Muhammed Takîye yazılmışdır. Fudûl işlerden vazgeçip, zarûrî lâzım olanları yapmak lâzım olduğu bildirilmekdedir:

Allahü teâlâya hamd olsun ve Onun seçdiği, sevdiği kullarına selâm olsun! Kıymetli mektûbunuzu okumakla şereflendim. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîkın “ra­dıyallahü teâlâ anh” hilâfetinin doğru olduğunu ve asrların en iyisi olan birinci as-rın iyi insanlarının sözbirliği ile halîfe seçildiğini bildiren vesîkaları ve senedleri toplayıp yazmışsınız. Bunun gibi, (Hulefâ-i râşidîn) adı verilmiş olan dört halîfe­nin üstünlüklerinin, halîfelik sıralarına göre olduğunu ve insanların en üstünü olan Muhammed aleyhisselâmın yetişdirmiş olduğu Eshâb-ı kirâmın birbiri ile olan an­laşmazlıklarına ve muhârebelerine karışmamamız, susmamız lâzım olduğunu gös­teren yazılarınız, bizi çok sevindirdi. İmâmlar, halîfeler için böyle inanmak yeti­şir. (Ehl-i sünnet vel-cemâ’at) âlimleri de böyle bildirmekdedir. Allahü teâlâ, bu âlimlerin çalışmalarına bol bol mükâfât versin!

Merhametli kardeşim! İmâmlık, ya’nî halîfelik bilgisi, dînimizin lüzûmlu [zarû­rî] bilgilerinden değildir. Ya’nî (Üsûl-i din) den değildir. (Fürû’-i din)dendir. Za­rûrî lâzım olan, ya’nî (Zarûriyyât-i din) başkadır. Onlar, (İ’tikâd) ve (Amel) bil­gileridir. Ya’nî, herşeyden önce, inanılacak bilgileri ve yapılacak vazîfeleri öğren­mek lâzımdır. Zarûrî bilgilerden birincisine (Kelâm ilmi), ikincisine (Fıkh ilmi) de­nir. Zarûrî lâzım olanları bırakıp, (Fudûl)lerle uğraşmak, kıymetli ömrü, fâidesiz şeylere harc etmek olur. Hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlânın, bir kulunu sevmeme­sinin alâmeti, onun mâ-lâ-ya’nî ile vakt geçirmesidir) buyuruldu. Halîfelerle uğ­raşmak, zarûriyyât-i dinden ve üsûl-i dinden olsaydı, Allahü teâlâ, Resûlullahın ve­fâtından sonra kimin halîfe olacağını Kur’ân-ı kerîmde açık olarak bildirirdi. Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât” da, belli birinin halîfe ol­masını emr ederdi. Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde, bu işe ehemmiyyet ve­rilmediği için, halîfeler üzerinde durmanın, üsûl-i dinden olmayıp, fudûl-i dinden olduğu anlaşılmakdadır. Mâ-lâ-ya’nî ile vakt geçirenler, fudûl ile uğraşsınlar. Za­rûriyyât-ı dinden olan bilgiler o kadar çokdur ki, insan fudûl ile uğraşmağa vakt bulamaz. Herşeyden önce, i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. Peygamberimizin “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât” Allahü teâlâdan getirdiği bilgilerden zarûret ve tevâtür yolu ile bizlere gelmiş olanları öğrenip inanmalıyız! Böylece, haşra [ya’nî, hesâb yerinde toplanmağa] ve neşre [ya’nî, hesâbdan sonra, Cennete veyâ Cehen­neme dağılmağa] ve sonsuz azâblara ve sevâblara ve bunlar gibi bilgilerin doğru olduklarına ve hiç şübhe olmadığına inanmak lâzımdır. Bunlara i’tikâd olmazsa, kıyâmetde kurtuluş olamaz. İ’tikâdı düzeltdikden sonra, fıkh bilgilerini öğrenme­li ve yapmalıdır. Böylece, farzları, vâcibleri, hattâ sünnetleri ve müstehabları yapmak ve halâlı ve harâmı gözetmek ve ahkâm-ı islâmiyye hudûdünün dışına taş­mamak lâzımdır. Ancak, böylece âhıret azâblarından kurtulmak düşünülür. İ’ti­kâd ve amel doğru oldukdan sonra, tesavvuf yoluna sıra gelir. Vilâyetin kemâlle­rine kavuşmak ümmîdi başlar. Bu zarûrî din vazîfeleri yanında, halîfelik kimin hak-kı idi gibi şeyler, lüzûmsuz ve fâidesizdir. Ancak, bozuk ve sapık kimseler, bu şey­leri yanlış anlatdıkları, taşkınlık yapdıkları ve insanların en iyisinin “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât” Eshâbına “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” leke sür­meğe kalkışdıkları için, onları çürütecek bilgileri açıklamak lâzım olmuşdur. Çün­ki, bu sağlam dinde fesâd, karışıklık çıkmasını önlemek, zarûriyyât-ı dindendir. Ves­selâm.

Tam İlmihal