2-20-Kabr azâbına inanmıyanlara cevâb vermekdedir


20 — ÜÇÜNCÜ CİLD, 36. cı MEKTÛB

Bu mektûb, mîr Muhammed Nu’mâna “rahmetullahi teâlâ aleyh” gönderilmiş­dir. Kabr azâbına inanmıyanların şübhelerini gidermek için yazılmışdır:

Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçdiği, sevdiği kullarına selâm olsun! Kabr­de azâb yapılacağı sahîh ve meşhûr hadîsler ile, hattâ Kur’ân-ı kerîmdeki âyetler­le bildirilmiş iken, çok kimsenin bunda şübhe etdiği, hattâ inanmadığı, böyle şey olamaz dediği görülüyor. Kabre konulmamış ölüleri hareketsiz ve bırakıldığı gi­bi gördükleri için, mezârda azâb olduğunda şübhe ediyorlar. Meyyite azâb yapıl­saydı, canı yansaydı, dirilerde olduğu gibi, çırpınır, hareket ederdi diyorlar. Buna cevâb olarak deriz ki, (Kabr hayâtı) veyâ (Âlem-i berzah hayâtı) denilen, meyyit­lerin hâli, dünyâdaki dirilerin hayâtı gibi değildir. Dünyânın nizâmı, düzeni için, buradaki hayâtda, hem his ya’nî duygu, hem de irâde ile hareket vardır. Berzah [kabr] hayâtında ise, hareket etmek lâzım değildir. Hattâ, berzah âleminde hare­ket olmaması lâzımdır. O hayâtda bulunanların, elem ve azâb duymaları için, yalnız his etmeleri yetişir. Görülüyor ki, berzah hayâtı, ya’nî kabr hayâtı, dünyâ hayâtının yarısı gibidir. Kabrde, rûhun bedene bağlanması, diri iken olan bağlan­masının yarısı kadardır. İşte bunun için, gömülmemiş ölüler, berzah hayâtında ol­dukları için, azâbı ve elemi duyarlar ve hiç hareket etmez, kıpırdayamazlar. Hep doğru söyleyici olan (Muhbir-i sâdık)ın “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ” doğru söylemiş olduğu böylece anlaşılmakdadır.

Şunu da bildirelim ve şübheleri kökünden giderelim: Peygamberlik makâmı ak­lın ve düşüncenin dışındadır, üstündedir. Aklın eremeyeceği, anlıyamıyacağı çok şeyler vardır ki, bunlar Peygamberlik makâmında anlaşılır. Herşey akl ile anlaşı­labilseydi, Peygamberler gönderilmezdi “salevâtüllahi teâlâ ve teslîmâtühü süb­hânehü aleyhim ecma’în”. Âhıret azâbları, Peygamberler göndererek bildiril­mezdi. İsrâ sûresinin onbeşinci âyetinde meâlen, (Biz, Peygamber göndererek bil­dirmeden önce, azâb yapıcı değiliz) buyuruldu. Akl çok şeyi anlar. Fekat, herşe­yi anlıyamaz. Anlaması da, kusûrsuz, tâm değildir. Çok şeyleri, Peygamberler bildirdikden sonra anlamakdadır. Peygamberlerin gelmesi ile, insanların özr ve be­hâne yapmaları önlenmişdir. Nisâ sûresinin yüzaltmışdördüncü âyetinde meâlen, (Peygamberleri, müjde vermek için ve korkutmak için gönderdim. Böylece, insan­ların Allahü teâlâya özr, behâne yapmaları önlendi) buyuruldu. Akl, dünyâ işle­rinde bile çok kerre yanılmakdadır. Böyle olduğunu bilmiyen yokdur. İslâm bil­gilerini, böyle bir akl ile dartmağa kalkışmak doğru olamaz. İslâm bilgilerini akl ile inceleyip, akla uygun olup olmamasına bakmak, aklın hiç yanılmaz olduğuna güvenmek olur ve Peygamberlik makâmına inanmamak olur. Böyle bozuk iş yap­makdan Allahü teâlâ hepimizi korusun! Önce, Peygambere inanmak, Allahın Peygamberi olduğunu tasdîk etmek lâzımdır. Böylece, Onun bildirdiklerinin hep­sinin doğru oldukları kabûl edilmiş olur. Şeklerden, şübhelerden kurtuluş nasîb olur. Dînin temeli, Peygambere inanmakdır. Peygamberin Allah tarafından gönderil­diğini, hep doğru söylediğini aklın kabûl etmesidir. Akl, bu temel bilgiyi kabûl edin­ce, Peygamberin bildirdiklerinin hepsini kabûl etmiş olur. Peygamberin “sallalla­hü teâlâ aleyhi ve sellem” Allah tarafından gönderildiğini, Allahın bildirdikleri­ni haber verdiğini kabûl etmemiş olan bir akla din bilgilerini birer birer inandır­mak çok güç olur. Aklın Peygambere kolay inanması ve kalbde tâm îmân hâsıl ol­ması için en yakın yol, Allahü teâlâyı zikr etmekdir. Ra’d sûresinin otuzuncu âyetinde meâlen, (İyi biliniz ki, kalbler, Allahü teâlânın zikri ile itminâna, râha­ta kavuşur!) buyuruldu. Ya’nî, tam îmâna kavuşur. Düşünerek, akl ile ölçerek, bu yüksek makâma kavuşmak, güç, hem de çok güçdür.

Beyt:

Hep akla güvenenin ayağı tahtadandır, Tahta olan ayağa, hiç denilir mi sağlamdır.

Peygamberlerin Allah tarafından gönderildiği ve hep doğru söylediğini uzun uzun düşünüp kabûl ve tasdîk etdikden sonra, Onun yolunda, izinde bulunan, her­şeyde Ona uyan bir kimse, herşeyi düşünerek yapmış ve hepsinde akla uymuş olur. Peygamberin her sözüne uyması, akla uymak olur. İnsanın aklı, birşeyin var oldu­ğunu anlar, kabûl ederse, o şeyden meydâna gelen ve o şeyi meydâna getiren parçaların da var olduklarını anlamış, kabûl etmiş olur. Bu parçaların herbirinin var olduklarını ayrı ayrı inceleyip, düşünüp anlamasına lüzûm yokdur. O şeyin var olduğunu inceleyip kabûl etmiş olduğu için, o parçaların hepsini de inceliyerek ka­bûl etmiş sayılır. Bizi doğru yola kavuşduran Allahü teâlâya hamd olsun! O, bize doğru yolu göstermeseydi, hiçbirimiz doğru yola kavuşamazdık. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” hepsi, Allah tarafından gönderilmişdir. Hepsinin hep doğru söylediğine inanırız. Doğru yolda bulunanlara bizden selâm olsun!

[(Herkese Lâzım Olan Îmân), 1419 [m. 1999] baskısı sahîfe 32 de diyor ki, (Pey­gamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sayısı belli değildir. Yüzyirmidört­binden çok oldukları meşhûrdur. Bunlardan üçyüzonüç veyâ üçyüzonbeş adedi Re­sûldür. Bunların içinden de, altısı dahâ yüksekdir. Bunlara (Ülül’azm) Peygamber­ler denir. Ülül’azm Peygamberler, Âdem, Nûh, İbrâhîm, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed Mustafâdır “aleyhimüssalâtü vesselâm”.

Peygamberlerin içinde otuzüç adedi meşhûrdur. Bunların ismleri: Âdem, Şît ve­yâ (Şîs), İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, Lût, İsmâ’îl, İshak, Ya’kûb, Yûsüf, Ey­yûb, Şu’ayb, Mûsâ, Hârûn, Hıdır, Yûşa’ bin Nûn, İlyâs, Elyesa’, Zülkifl, Şem’un,İşmoil, Yûnüs bin Metâ, Dâvüd, Süleymân, Lokman, Zekeriyyâ, Yahyâ, Uzeyr, Îsâ bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâmdır.

Bunlardan, yalnız yirmisekizinin ismleri Kur’ân-ı kerîmde bildirilmişdir. Şît, Hı­dır, Yûşa’, Şem’un ve İşmoil bildirilmemişdir. Bu yirmisekizden Zülkarneyn ve Lok-man ve Uzeyrin Peygamber olup olmadıkları kat’i belli değildir. Zülkifl aleyhis­selâmın ikinci ismi Harkıldır. Bunun İlyâs veyâ İdrîs yâhud Zekeriyyâ aleyhisse­lâm olduğunu söyliyenler de vardır.) Sapık din adamı Ahmed ibni Teymiyyenin ki­tâblarındaki bozuk fikrleri ile ingiliz câsûsu Hempherin yalanlarının ve iftirâları­nın karışımına (Vehhâbîlik) denir.]  

Allaha tevekkül edenin yâveri Hakdır.
Na-şâd olan bu kalbim, birgün şâd olacakdır.

Tam İlmihal