2-32-Atom kuvveti ve sulh zemânında kullanılması


32 — ATOM KUVVETİ VE SULH ZEMÂNINDA BUNDAN FÂİDELENME

Bugün, atom endüstrisinin esâsını, Uranium ma’deni teşkîl etmekdedir. Bu cism, çok ağır bir ma’dendir. Bileşikler hâlinde, arzımızın her tarafında bulunmak­dadır. Radioaktif bir metaldir. Uraniumun atom numarası doksanikidir. Ya’nî, yüz­beş elemanın (Devrî sınıflandırma) cedvelindeki sıra numarası 92 dir. Atomların büyüklüğü, bu sıraya göre artdığına göre, Uranium atomu, kendinden önce gelen 91 elemanın atomlarından dahâ büyükdür. Böyle olmakla berâber, bir gram Ura­niumda, üçbinmilyar kerre milyar atom vardır. Ya’nî, üç önüne yirmibir sıfır ya­zarak okunan aded kadar Uranium atomu, bir santimetre kübden yirmi def’a az bir hacm tutmakdadır. Uraniumun bu minimini atomunun çekirdeği ise, bundan yüzbin def’a kadar, dahâ küçükdür. İnsan düşüncesinin yaklaşamadığı bu pek küçük çekirdek içinde, protonlarla, nötronlar doludur. Uranium atomlarındaki pro­ton adedi, atomun sıra numarası kadar, ya’nî doksaniki adeddir ve hiç değişmez. Her atomunda 92 proton bulunur. Nötron adedi ise üç dürlüdür. Ba’zı çekirdek­lerde 142, ba’zısında 143, ba’zısında da 146 nötron bulunan Uranium çekirdeği var­dır. Şu hâlde, üç dürlü Uranium atomu, ya’nî üç dürlü Uranium vardır. Buna, Ura­niumun üç izotopu vardır diyoruz. İzotop, yunanca (aynı yer) demekdir. Çekirdek­deki proton adedi ile nötron adedi toplamına (Atom ağırlığı) diyoruz. Uranium izo­toplarının atom ağırlığı, 234, 235 ve 238 dir. Bu üç izotopun atom numarası, ya’nî proton adedi, ya’nî çekirdek yükü hep aynı 92 olduğundan, üç izotop atomunda hep 92 elektron bulunmakdadır. Elemanların kimyâ özellikleri, atomun dış yörün­gesinde (mahrekinde) dönen elektronlarına bağlı olduğundan, bir elemanın çeşid­li izotoplarının kimyâ özellikleri birbirinin aynıdır. Kimyâ üsûlleri ile bunları bir­birinden ayıramayız. Uranium izotoplarının atom ağırlıkları, birbirinden pek az ol­makla berâber, farklı olduğundan, dışardan gelip, bunların çekirdeklerine çarpan bir nötrona karşı, farklı te’sîr ederler. Bunların içinde, 143 nötronlu olan 235 atom ağırlıklı Uranium izotopunun gösterdiği te’sîr çok mühimdir. Şöyle ki:

Uranium 235 izotopu çekirdeğine, hâricden bir nötron çarpınca, derhâl (sâni­yenin birkaç milyonda bir ânında) kırılıp, ikiye bölünüyor. Meydâna gelen parça­ların ikisi de, o ân içinde, etrâfa nötronlar ile gamma şuâ’ları saçıyorlar. Uranium 235 atomunun bu sûretle parçalanmasına fission (inşikak=yarılma) denir ki, Ra­dioaktiviteye hiç benzemiyor.

İnşikak eden Uraniumun izotopu, yalnız Uranium 235 dir. Ya’nî 92 protonu ve 143 nötronu olan Uranium atomudur. İnşikakdan, her zemân aynı iki parça mey­dâna gelmiyor. Kırkdan fazla çeşidli parça meydâna gelmekdedir. Bunların her­biri de dayanıksızdır. Ya’nî radioaktif olup parçalanarak, zerreler ve enerji neşr ederler. Bu zerreler de, tekrâr parçalanır. Böylece sâbit zerrelere ayrılıncaya ka­dar az veyâ çok uzun bir zemân parçalanmaya uğrarlar.

İkinci mühim bir nokta da: İnşikak esnâsında meydâna gelen iki kısm ile, saçı­lan nötronların kütleleri toplamı, inşikak eden Uranium 235 atomu kütlesinden, onda birkaçı kadar noksân oluyor. Demek ki kütle gayb oluyor, enerji hâline dö­nüyor: Einstein (Aynştayn) hesâbı:

Enerji (kudret)=Kütle x zıyâ’ sür’ati karesi. Ya’nî W=m.C2 hesâbı ile, kütle, ener­jiye dönüyor. Bu Uranium çekirdeğinin bir patlamasından, ikiyüz milyon elektron­volt mikdârında enerji hâsıl oluyor. Bir elektronvolt 4,5x10-26 kilowatsâatlik ener­jidir. Ya’nî, bir kilowatsâatlik enerji hâsıl olması için, onmilyon kerre milyar inşi­kak olması lâzımdır. Bir inşikakdan hâsıl olan enerji, son derece az ise de, ener­jinin meydâna geldiği yerin küçüklüğüne göre pek çokdur.

Bu enerjinin çıkışı, bize ne şeklde görünüyor? Bu enerjinin [% 4] ü, inşikak es­nâsındaki şuâ’lar hâlinde, [% 16] yüzde onaltısı inşikakdan doğan parçaların ra­dioaktif şuâ’ saçmaları ile, geri kalan [% 80] kısmı da, parçaların kinetik enerjisi, sür’atleri ile taşınıyor. Büyük sür’atle atılan bu parçalar, etrâfdaki Uranium atom­larına çarparak bu enerjiyi de harâret şeklinde saçarlar. Atom cihâzı [Reaktör] kul­lanarak, elektrik yapan dinamonun türbinini çevirmek için lâzım olan su buhârı, işte bu harâret ile elde edilmekdedir. Her inşikakda bir veyâ dörde kadar nötron saçılmakdadır. Bu nötronlardan biri, etrâfdaki Uranium 235 atomuna çarparak, bu atom da inşikak eder. Görülüyor ki, kendiliğinden veyâ hâricden gelen bir nötro­nun çarpması ile, bir inşikak başlarsa, kendiliğinden devâm edecek ve hemen ço­ğalarak müdhiş bir infilâk hâlini alacakdır.

Fekat, tabî’atde mevcûd Uranium parçalarında bulunan Uranium 235 mikdâ­rı pek azdır ve binde yedi kadardır. Geri kalan, binde 993 kısmı Uranium 238 dir ki, bu pek nâdir olarak inşikak edebilmekdedir. [Uranium 234 izotopu, pek az ol­duğundan bundan bahs etmiyeceğiz.] O hâlde, bir inşikakdan meydâna gelen ve pek büyük bir hızla atılan bir nötronun, bir Uranium 235 çekirdeğine çarpmak ih­timâli pek az, hemen hemen hiç yok gibidir. Demek ki, bir Uranium parçasında baş­lıyan bir inşikakın devâm edebilecek infilâk hâlini alabilmesi için, ba’zı sebeble­re baş vurmamız lâzımdır.

Akla gelen birinci şey, Uranium parçasını çok dikkatle temizlemekdir. Çünki, kıymetli nötronlar, hemen hemen bütün cismler tarafından tutulur. Bundan baş­ka, Uranium 238 mikdârı, Uranium 235 mikdârından pek fazla bulunmakla kalma­yıp, nötronları kendine dahâ kuvvetle çekiyor ve böylece, inşikakın zincirleme ola­rak ilerlemesini durduruyor.

İkinci nokta, bir inşikakdan saçılan nötronların sür’ati pek çok olduğundan, atom çekirdekleri tarafından tutulmasına vakt bulunamıyor. Nötronların hızı azalıp, or­ta sür’atli olunca, Uranium 238 atomları tarafından da yakalanıyorlar. Bilhâssa sür’atleri, belirli bir mikdâr olunca, bu yakalanma ihtimâli artmakdadır. Böyle sür’atde iken taşıdıkları enerjiye (resonance enerjisi) deniliyor. Uranium 238 atomları, bir nötron alınca Uranium 239 hâline dönüyor ki, bu cism radioaktif olup beta şuâ’ları saçıyor ve neptünium 239 denilen yeni bir element şekline dönüyor. Bu eleman da bir beta şuâ’ı neşr ederek plutonium 239 cismi hâsıl oluyor ki, bu cism de, atom cihâzı (reaktör nükleer) için ayrıca ehemmiyyet taşımakdadır. Uranium 235 in zincirleme inşikak etmesi için, nötronların bu şeklde yakalanması, arzû edi­len birşey değildir. Uranium 235 tarafından yakalanmak için sür’atleri azaltılmış nötronlara (Nötron thermique) harâret nötronları diyoruz. Çünki, bunların sür’ati, harâret meydâna getirmek için moleküllerin hareketlerinin sür’atlerinden [hare­ket enerjilerinden] biraz fazladır. Termik nötronları, 238 çekirdeklerinden ziyâde 235 çekirdekleri tarafından tutularak inşikak hâsıl ediyor.

Tabî’atde bulunan bir Uranium parçasında, meydâna gelen nötronlar, mikdâ­rı pek fazla olan Uranium 238 çekirdeklerine çarparak sür’atleri yavaş yavaş aza­lıyor. Ya’nî hareket enerjileri azalıyor ve rezonans enerjisi dediğimiz mikdâra düşünce, 238 çekirdekleri tarafından yakalanıyorlar. Böylece, hiçbir nötron, sür’ati dahâ azalarak termik nötron hâline gelemiyor. Uranium 235 saf olarak, pek güç ayrılabiliyor ve bugün ancak Birleşik Amerika ve Rusyada ve pek az mikdâr­da da İngilterede elde edilebiliyor. Fekat, saf bir uran 235 parçasında, saçılan bütün nötronlar yeni inşikaka sebeb olarak, parçanın kütlesi, kritik (tehlükeli) mik­dârı bulunca, zincirleme inşikak bir ânda hâsıl oluyor. Bu suretle bir atom cihâzı değil, bir atom bombası meydâna geliyor.

Fen sâhalarında, fâideli işlerde kullanılan ve ayarlaması mümkin, zincirleme in­şikaklar yapılmasına yarayan atom cihâzına, (Réacteur nucléaire) diyoruz. Reak­tör nükleer içinde, saf Uranium 235 kullanılmıyor. Sür’atleri rezonans enerjisine düşen nötronlardan, kâfi mikdârının, Uranium 238 tarafından yakalanması önle­niyor. Kurtarılan bu nötronların hızı, dahâ azalıp, termik nötron olunca inşikak ya­pıyorlar. Bunu başarmak için, tabî’î Uranium parçası içine, nötron yakalamıyan çe­kirdekli atomlardan yapılmış maddeler karışdırılıyor. Bu maddelere (modérate­ur) deniyor ki, nâzım (tanzîm edici) demekdir. Sür’atle saçılan nötronlar, nâzım madde çekirdeklerine çarparak, enerjileri azalıyor. Tabî’î uranium içine, nâzım mad­de konmazsa, zincirleme inşikak elde edilemez. Nâzım olarak, atom ağırlığı az olan maddeler kullanılır. Çünki, bir nötron, büyük çekirdeğe çarpınca, sür’ati hemen değişmeden, ayrılır. Çok küçük çekirdeğe, meselâ bir protona (ya’nî hidrogen ato­munun çekirdeğine) çarparsa, birkaç çarpmada, bütün enerjisini gayb edebilir. Bu­gün nâzım madde olarak, saf grafit hâlinde, karbon, ya’nî saf kömür kullanıl­makdadır. İkinci derecede, deutérium (döterium) ismi verilen ve hidrogen gazının bir izotopu olan madde kullanılıyor. Döteryum maddesi, ağır su ismindeki bileşi­ği hâlinde kullanılmakdadır. Hidrogenin çekirdeğinde, yalnız bir proton bulundu­ğu hâlde döteryum atomu çekirdeğinde bir proton ile bir nötron vardır. Ya’nî atom ağırlığı ikidir. Ağır su, grafitden dahâ elverişli ise de, elde etmesi pek pahâlıdır. Ta­bî’î uranium yerine, Uranium 235 i çoğaltılmış uranium kullanılırsa, nâzım olarak âdî, bildiğimiz su da kullanılabilir. İçerisinde, uygun bir şeklde yerleşdirilmiş, nâ­zım madde ile uranium bulunan âlete (Pil) denir. Bir reaktörde hâsıl olan nötron­ların hepsi, inşikak için kullanılmaz. Aksi takdîrde infilâk olur, bomba olur. Nöt­ronların, bir inşikakda meydâna gelip, yeni bir inşikak yapıncıya kadar geçen ze­mân, bir sâniyenin binde biri kadardır. Reaktörlerde, inşikaklara sebeb olacak nöt­ron mikdârını tanzîm etmek çok mühimdir. Bu mikdâr az olursa, âlet çalışmaz. Faz­la olursa, infilâk hâsıl olur.

Reaktörler çalışırken ısınır. Isınınca, nötronların sür’ati artar ve reaktördeki maddeler de bozulur. Reaktörlerde soğutma tertîbâtı çok mühimdir. Soğutma, ağır su veyâ ergimiş sodium ma’deni veyâ münâsib gaz (karbon dioksid veyâ hidrogen veyâ helium) akımı ile yapılır. Soğutma tertîbâtı ile işlemiyen reaktör, bozulur, ça­lışmaz. Yoksa, atom bombası hâline dönmek tehlükesi olmaz.

Reaktörlerde Uranium 235 bitince, yenilemek lâzımdır. Bugün, reaktörlerde Uranium 238 izotopu da, nötron çarparak, plutonium hâline çevrilip, bu inşikak etdiriliyor. Böylece, uranium ile çok zemân çalışıyor.

Bugün reaktörler, thorium 232 elemanı ile de çalışdırılmakdadır. Bu ma’denin atom çekirdeği, bir nötron alarak, thorium 233 şekline dönüyor. Bu izotop thori­um ise, radioaktif olup, iki kerre beta şuâ’ı verdikden sonra, Uranium 233 hâline dönüyor ki, uraniumun bu izotopu da inşikak edebilmekdedir.

Reaktörlerde hâsıl olan radioaktif maddelerin ba’zısı gaz hâlindedir. Bu mad­deler ve inşikaklarda hâsıl olan gamma şuâ’ları, insan, hayvan ve nebâtlar için çok zarârlıdır. Bunları sızdırmıyacak şeklde, her reaktörü, ma’den örtü ile sıkı örtmek ve beton-arme içine almak lâzımdır. Ekseriyâ dörtde üçü toprağa gömülür. Etraf­da, zarârlı maddeleri haber verecek hassas âletler bulundurulur. İşçilerini, doktor­lar sık sık mu’âyene eder. Atom sanâyi’inde çalışanların ölüm mikdârı, diğer yer­lerde çalışanlardan fazla değildir.

Uranium bir ma’den olup, arz kabuğunda, meselâ, bakırdan az değildir. Fekat, yer yüzünde çok yayılmış olduğundan, bir ton kayada, bir kilo veyâ birkaç gram bulunur. Bunun için, elde etmesi güç ve pahâlıdır. Bir tonda, on kilo bulunan fi­lizine nâdir rastlanmakdadır. Afrikanın ortasındaki Niger topraklarında ve Kera­lada çok bulunmakdadır. Plutonium, reaktörde, uranium 238 den meydâna gelen bir ma’dendir. Çok zehrli olup, miligramın binde yedi mikdârı insanı öldürür. Çok dikkatli ve gizli üsûllerle serbest hâlde elde edilmekdedir. Thorium ma’deni tabî’atde mevcûddur ve mikdârı, uraniumdan dört def’a fazladır.

Reaktörlerde kullanılan grafit, sun’î olarak Achéson üsûlü ile elde edilmekde­dir. Bunun için, kok tozu ile petrol hamur yapılıp, tedrîcen [8000C] ye kadar ısıtı­lır. Sonra elektrik fırınında [28000C] de grafit hâlinde billûrlaşır.

Ağır su, âdî sudan dahâ az nötron yakalar. Termik nötron sür’ati saniyede iki­binbeşyüz metre olup, ağır suda, onsekizbin kerre çarpdıkdan sonra tutulur. Böy­lece, tutuluncıya kadar üçyüzaltmışbeş metre yol hareket etmiş olur. Âdî su için­de bir nötron, hidrogen çekirdeği tarafından tutularak döteryum hâsıl oluncaya ka­dar, ancak onyedi santimetre hareket ediyor. [1960] da muhtelif memleketlerde, reaktörlerle elde edilen atom enerjisinden, elektrik fabrikaları çalışdırılmakdadır. Meselâ Fransada, 5 kilowatt ile 150000 kilowatt arasında güçleri (puissence) olan 9 reaktör merkezi vardır. İngilterede 100 watt ile 300 megawatt arasında güçleri olan 16 merkez vardır. Amerikada, tayyâre ile taşınabilen merkezler hâzırlanmak­dadır. Türkiyede İstanbulun Küçükçekmece tarafında kurulan reaktör, [1963] de çalışmağa başlamış bulunmakdadır.

Bugün, bütün milletler uranium reaktörü yapıp, işletmek, bu sûretle bol ener­ji kuvvet menba’ı elde etmek için çalışıyorlar. Kömür ve benzin ocakları gibi, re­aktörler de, harâret hâsıl edip, buhâr kazanını kaynatarak elektrik yapan dinamo­ları döndürüyor. Böyle reaktör ilk olarak Amerikada [1951] de işletildi ve 150 ki­lowatt kudretinde idi. Sonra, reaktörle işliyen denizaltı da yapıldı. Bugün Ame­rikada, atom enerjisi ile çalışan gemiler, trenler, tanklar ve tayyâreler yapmak için çalışılmakdadır. [1958] son aylarında İngilterede 100000 kw.lık reaktör çalışdırıl­mağa başlandı. Rusyada ilk reaktör [1954] de çalışdırıldı ve 5000 kw.lık idi. Pâkis­tân da, yabancı milletin yardımı olmadan, yapdığı reaktörü, [1962] de işletmeğe baş­ladı. Uraniumla işliyen bir reaktör, uraniumdan 10000 def’a dahâ fazla kömür ka­dar enerji vermekdedir. Breeders kullanılarak bu enerji yüz misli artacakdır. Bre­edersler uranium 233 ile plutonium kullanacakdır.

Uranium reaktörü ile [8000C] den az sıcaklık elde edilmelidir. Çünki, uranium ma’deni [11000C] de erir ve [6600C] de hacmi değişerek, koruma için örtülen kısmlar çatlar. Dahâ yüksek sıcaklık elde etmek için uranium bileşikleri kullanı­lır.

RADİO-İSOTOP — Tabî’atde bulunan basît cismler, ya’nî elemanların her bi­ri, pek azı müstesnâ olmak üzere, birbirine benzemiyen atomların karışımı hâlin­de bulunur. Ya’nî bir eleman parçası, birbirine benzemiyen atomların karışımıdır. Meselâ üç dürlü hidrogen atomu vardır: Hafîf hidrogen, ağır hidrogen veyâ deuté­rium (döteryum) ve çok ağır hidrogen veyâ tritium atomları gibi ki, üç atomun da çekirdeğinde bir proton ve çekirdek etrâfında birer elektron vardır. Fekat, döter­yum çekirdeğinde ayrıca bir de nötron ve tritium çekirdeğinde iki nötron bulunur. Ya’nî, üç atomun çekirdek yükleri hep [+1] olup hepsindeki elektron adedi de bir dânedir. Fekat, çekirdek kütleleri farklıdır. Bunun gibi, atom ağırlığı oniki olan kar­bon atomları yanında, onüç olan atomlar da vardır. Böyle atomlara, bir elemanın izotopları denir. Uranium, radium, thorium ve dahâ birkaç radioaktif eleman müstesnâ olarak, diğer bütün elemanların tabî’atde bulunan izotopları sâbitdir. Ya’nî atomların hiçbiri parçalanmaz, değişmez. [1933] den beri birçok elemanla­rın sun’î olarak, izotop atomları yapıldı. Sun’î olarak yapılan izotop atomların hep­si sâbit değildir, radioaktifdirler. Böyle izotoplara (radioizotop) diyoruz. Meselâ, tabî’atde bulunan iki karbon izotop atomunun her ikisinde de altı proton olup bi­rinde altı, diğerinde yedi nötron vardır. Bugün, atom ağırlığı, 10, 11 ve 14 olan kar­bon atomları da yapılmışdır ki, hepsinin çekirdeğinde altı proton, fekat 4, 5 ve 8 de nötron vardır ve üçü de radioaktifdir. Bütün radioaktif izotoplar, husûsî bir şuâ’ saçarak, sâbit şekle dönerler. Herbiri bu şuâ’ları ile tanınır. Kimyâ yolları ile ta­nınamaz. Radioizotoplar, bugün fâideli cismler olarak insanlığın hizmetine girmiş bulunmakdadır. Atom reaktörlerinde, uranium, plutoniuma çevrilerek izotoplar elde edilmekdedir. [1963] yılı başında, Amerikan atom enerjisi komisyonu, deği­şik elemanlardan üçyüz çeşid izotop elde edebiliyordu. [1954] de, içindeki fosfo­run bir kısmı, radioizotoplarla değişdirilmiş olarak bir ton fosforlu gübre yapılmış­dı. Bu gübredeki radioaktif fosfor bitkiler tarafından alınmış, Geiger sâati vâsıta­sı ile aldıkları fosfor mikdârı ölçülerek fosforun, bitkileri nasıl beslediği anlaşılmış­dır.

Buğday gibi hubûbât, izotop madde önünden akıtılarak, içindeki haşerât öldü­rülmekdedir.

Fosforun beyne şırınga edilen radioaktif izotopu, beyin tümöründe toplan­makda ve radyasyon dedektörleri vâsıtası ile, tümörün yeri tesbît edilmekdedir.

Radioizotoplarla, kan deverânının ve böbreğin çalışması kontrol edilmekdedir.

Radyasyonların, maddelerden geçme enerjileri farklı oluyor. Bu sûretle mad­delerin kalınlığı ölçülüyor. Uzun fezâ seyâhatlarında, atom enerjisi kullanan ro­ketler yapıldı. Bugün, yer küresi etrâfında dönmekde olan transit IV-A navigas­yon peykinin iki vericisinin enerjisini, atom pilleri sağlamakdadır. Atom piline, Amerikada (Snap) adı verilmekdedir. Bu piller 2.270 gram ağırlığında olup, beş ton akümülâtörün, beş yılda verdiği enerjiyi hâsıl etmekdedir. Bu pil ile, deniz fener­leri yapılmakdadır. On wattlık elektrik gücü veren atom pilinin, on sene çalışaca­ğı hesâb edilmekdedir. Atom generatörleri, elektrik enerjisi sağlamakda ve bu iş için stronsium 90 maddesi kullanılmakdadır.

Nükleer enerji ile çalışan ilk yolcu gemisi (Savannah), [1965] de işlemeğe baş­ladı. Bu gemi, onbin ton yük ile, Atlantiği yedi günde geçmekdedir. Hızı sâatde yir­mibir mil [otuzsekiz kilometre]dir. Bu gemi, üçbuçuk senede, ellisekiz buçuk ki­lo Uranium 235 kullanacak, bütün yer küresini dolaşacakdır. Başka gemilerde bu işi yapmak için yüzbinlerce ton akaryakıt lâzımdır. Fekat geminin yapılması, çok pahalı olmuşdur. Atom enerjisi ile çalışan Nautilus denizaltı gemisi, [1957] de şi­mâl kutbunun buzları altından geçdi. Triton adındaki denizaltı gemisi de, [1960] da, seksenüç gün su yüzüne çıkmadan dünyâyı dolaşdı. Polaris tipindeki denizal­tıların onuncusu olan (Thomas Jafferson) gemisi, [1963] yılı başında Amerikan de­niz kuvvetlerine katıldı. [1963] yılı başında, batı Avrupa sâhillerinde vazîfeli, do­kuz atom denizaltısı vardı.

Güney kutbda çalışdırılan bir Amerikan reaktörü, binbeşyüz kilowattlık elekt­rik enerjisi gücünde olup, bir metre boyunda, altmış santimetre çapındaki çekir­deği, üç yılda bir değişdirilmekdedir. Bu enerji ile, ısı ihtiyâcı da te’mîn edilmek­dedir.

Amerikan atom enerjisi komisyonu ile hava kuvvetlerinin elde etdikleri, sek­senbeş ton ağırlığındaki bir robot, çok radioaktif olan sâhalarda bile, içindeki in­sanı radioaktiviteden korumakdadır. Nükleer roket yaparken ve reaktör çalışdı­rılırken kullanılan bu robot üzerinde periskop, fotoğraf makinesi, televizyon var­dır. Dört metre eninde, beş metre boyundadır.

Radyolardaki büyük ve ağır transformatör ve lâmbaların yerine, bugün küçük ve hafîf transistörler kullanılmakla, el, ceb radyoları yapılmakdadır. Elektronik he­sâb makinaları, elektronik beyinler, elektronik motorlar, fotoğraf makinaları, te­lefon makinaları çok küçük ve dahâ kullanışlıdır.

Fezâya gönderilen peyklerin içine konan binlerce âlet, küçültme sâyesinde mümkin olmakdadır.

Şimdi, Amerikada, pille işliyen, çok küçük televizyon ve hastanın mi’desine ine­rek resm çeken makinalar yapılmakdadır.

Radioaktif maddelerle tehlükesiz çalışmak, henüz mümkin olamamışdır. Büyük bir reaktör bile, radioaktif su husûle getirmekdedir. Etrâfı tehlükeye koymadan, bu su atılamıyor. Rusyada, doğu Almanyadan getirilen fen adamları, kullanılmış suların, biyolojik temizlenmesi ve uzvî maddelerin oksidlenmesi ve radioaktif çekirdeklerin, iyon değişdirici reçinelerle emilmesi ve inbiklenmesi sûreti ile izo­topların tutulmasına yardım eden bir üsûl hâzırladılar. Bunlar, erimez maddeler hâlinde çimento içine bırakılmakdadır. Fransızlar, radioaktif artıkları bir jel ile tu­tup polietilenle kaplı çelik kablarda saklamakdadırlar.

Radioaktif havayı da süzerek temizlemek lâzımdır.

Atom merkezlerinde çalışanlar, tabîb mu’âyenesine tâbi’ tutulmakdadır. Şuâ’la­ra yakalananların teşhîs ve tedâvisi için, kan formülü tedkîk edilmekdedir. Son ze­mânda, Yugoslav atom işçilerini tehdîd eden kazâ, çabuk ve müessir bir tedâvî lü­zûmunu isbât etdi.

Reaktörün fe’âl sâhasında insan bulunmaz. Burada, bütün işler, tele-idâreli [uzakdan idâre edilen] veyâ otomatik âletlerle yapılmakdadır. Bu sâhanın dışın­da, insanlar çalışabilir. Bunlar ancak dikkatli bir yıkama, elbise değişmesi ve baş­ka sıhhî tedbirler aldıkdan sonra, buraları terk edebilirler. Kendini himâye etmek ve gelen şuâ’ları tanıyabilmek için, herkesin üzerinde fotoğraf filmleri ve ceb sa­yacı bulunur. Atom fabrikasına hâricden kimse sokulmaz.

Etrâfa saçılan radioaktif maddeler ve izotoplar, insanlarda şuâ’ların sebeb olduğu, tehlükeli te’sîrleri hâsıl eder. Bu da, spektroskopda belli olur. Bugün 2.10-10 curie’yi belli eden âletler yapılmışdır. Curie, şuâ’ların mikdârını ölçmede kullanılan birim­in [ölçü vâhidinin] ismidir. Normal olarak, bir gram insan kemiği külü, gıdalarla alınan, günlük Radium ve Thoriumdan husûle gelen, 5.10-13 curie ihtivâ etmekdedir. Bu mikdâr, artmadan, hergün yenilenmekde, idrâr ve kazûrat ile muntazam çıkarılmakdadır. Dünyânın, ortalama senelik şuâ’lanması, 0,1 rad’dır. Buna mukâ­bil, Hindistânın cenûbundaki Kerala civârında 1,3 rad’dır. Çünki, Kerala yakınında monazit minerali çok bulunmakdadır. Bir mineral içinde % 19 thorium ma’deni vardır. Bununla berâber, Brezilyada, bu mıntıkada oturanlar, şuâ’lanmadan husûle gelecek zarârları önlemek için tedbîr almamakdadır.

Şuâ’ların hâd te’sîrinden başka müzmin ve bilvâsıta olan te’sîrleri de mühimdir. Sigorta şirketlerinin istatistikleri, Amerikan radyologlarının ömrlerinin kısaldığı­nı göstermekdedir.

LASER: Bir cam tüp içine kristal hâlinde bir katı veyâ sıvı yâhud bir gaz konur. Tüpün bir ucuna yarı sırlı, diğer ucuna tam sırlı birer ayna yerleşdirilir. Tüpe çok kuvvetli enerji verilir. Bu, ışık, elektrik veyâ kimyâ enerjisi olabilir. Tüpdeki maddenin atomları enerji emerek, elektronları yörünge değişdirir. Bu değişmeden, foton denilen enerji saçarlar. Fotonlar, diğer atomlara da te’sîr ederek onların da foton yaymasına sebeb olurlar. Açığa çıkan foton [Şuâ’] enerjisi, aynalar arasın­da gidip gelerek kuvvetlenir ve yarı sırlı aynadan dışarı çıkar. Laser şuâ’ı olurlar. Laser şuâ’ları, paralel, aynı dalga boyuna sâhib, tek renkli, hemen hemen düz dal­galardan meydâna gelir. Laser şuâ’ları, delme, kaynatma, haberleşme, tıb, ölçme, harb vâsıtaları gibi sâhalarda kullanılmakdadır. Amerikalılar, güneş enerjisin­den istifâde ederek Laser yapabilmek için, fezâda tesîsât kurmağa çalışmakdadır­lar.

Tam İlmihal