2-42-İçmesi harâm olan içkiler


42 — ŞERÂB ve ALKOLLÜ İÇKİLER

Alkollü içkilerin hepsi zehrdir. Bugün bu hakîkati, tıb kitâbları yazmakdadır. Liselerde okutulmakda olan kıymetli bir kimyâ kitâbında diyor ki: (Alkollü içki­ler, eskiden beri keyf verici olarak içilir, az mikdârda alındığı zemân, vücûdde ten­bîh edici te’sîr yapdığı, hazmı kolaylaşdırdığı gibi fâidelerden bahs edilirdi. Hâl­buki, bugün, alkolün pek az mikdârının bile, vücûd makinesini harâb etdiği ve za­rarlı te’sîrlerinin neslden nesle intikâl etdiği ilmî bir hakîkatdir).

İbni Âbidîn, beşinci cild, ikiyüzseksendokuzuncu sahîfede buyuruyor ki: Şerâb [hamr, vin, wein] dört mezhebde de harâmdır. İçmesi ve her dürlü kulla­nılması günâhdır. Yalnız sirke yapılması ve susuzlukdan ölmek üzere olanın, ölmi­yecek kadar, su yerine, içmesi câizdir. İçmesi harâm olan içkiler, dörtdür: 1 — Birincisi, şerâbdır. Pişmemiş üzüm suyu, [şıra], havasız fıçılarda durmak­la, gaz habbeleri ve köpük meydâna gelerek mayalanır. (Şerâb) hâline döner. [Ya’nî, üzüm kabuklarında yaşıyan ve şıraya geçen (bira mayası) adındaki maya­nın (fermentin) çıkardığı (zimas) adındaki bir madde, şırada bulunan glikoz ve le­vüloz adındaki (Hekzoz) şekerlerini parçalar. Şekerler, ikiye parçalanarak ispir­to (etil alkol) ve karbon dioksid maddeleri meydâna gelir:                

         C6 H12 O6         2C2 H5 OH + 2 CO2

Şırada zemânla, şeker azalıp, ispirto çoğaldığı için, tadı şekerli iken, keskin ve yakıcı olmağa başlar. Meydâna gelen karbon dioksid gazı, kabarcıklar hâlinde dı­şarı çıkar. Bu gaz, ispirtolu sıvıda erimiyen tortuları, sıvının yüzüne sürükliyerek, bir köpük ile örtülür. Böylece şıra, şerâba dönmüş olur. Çeşidli şerâblarda, yüzde beş ile yirmi arasında ispirto bulunur. İki hektolitre, ya’nî ikiyüz litre yâhud yüzon­beş kilogram üzümden, yetmişbeş litre şıra çıkar. Şıranın beşde biri şekerdir. On-da biri tartarik asiddir. Şıradan kükürt dioksid gazı geçirilerek, sirke asidi maya­sı ve başka zararlı mayalar öldürülür. İlk mayalanma bir haftada temâm olur.]

İspirtosu az olan şerâb da harâmdır. [İmâmeyne göre ve diğer üç mezhebde, kö­pürmese de, şerâb olur.] Serhoş etmese de, damlasını içmek harâmdır. Halâl diyen, kâfir [Allaha düşman] olur. Şerâb, idrâr gibi kaba necâsetdir. Her dürlü kullanmak, ilâc yapmak, çamur yapmak, hayvâna içirmek, ihtikân yapmak, buruna çekmek söz­birliği ile harâmdır. Satması câiz değildir. Parası harâmdır. Bir müslimânın, bor­cunu, şerâb satarak aldığı para ile ödemesi halâl olmaz. Bu para, alacaklıya da ha­lâl olmaz. Bunun için içki satana ödünc vermemelidir. Az içene de had vurulur ki, seksen sopadır. Serhoş edici diğer üç içkiyi içene ise, ancak serhoş olursa had vu­rulur. Şerâb köpüklendikden sonra, kaynatılıp üçde ikisi gitse de geride kalanı ve inbiklenerek elde edilen ispirtonun, rakının şerâb gibi, necâset-i galîza olduğu söz­birliği ile bildirilmişdir. Bunların da damlasını içmek harâm olduğu, (Behcet-ül­fetâvâ)da yazılıdır. Rakıda yüzde kırkdan çok alkol bulunur. Şerâbdan elde edi­len rakı, meşe ağacından fıçılarda birkaç sene bırakılınca, (Konyak) olur.

2 — İkincisi, Tılâdır. Tâze şıra, ateşde veyâ güneşde ısıtılıp üçde ikisinden azı uçarsa, [üçde birinden çok kalırsa], bu kalana, (Tılâ) denir. Tılâ, gaz çıkararak ka­barıp, tadı keskin olunca, serhoş eder. Şerâb gibi damlası harâm ve kaba necs olur.

3 — Üçüncüsü Sekerdir. Hurmanın nakî’i, ya’nî maserasyonu, ya’nî su içinde ısıtmadan bırakılınca, köpüklenir ve tadı keskin olursa (Seker) denir, damlası harâmdır.

4 — Dördüncüsü, kuru üzüm nakî’idir. Kuru üzüm, soğuk suda bırakılınca, şe­keri suya geçer. Bu suya, (Kuru üzüm nakî’i) denir. Bu, gaz peydâ ederek köpük­lenir ve tadı keskin olursa, damlası harâm olur. Tılâ, Seker ve kuru üzüm nakî’i (ma­serasyonu) gazlanmaz ve tadı keskin olmazsa, içmeleri, sözbirliği ile halâl olur. Se­ker ve Nakî’, hafîf necsdirler. İmâm-ı a’zama göre, Tılâ, Seker ve Nakî’in harâm olmaları için, köpüklenmeleri de lâzımdır. Bu üçünde, icmâ’ı ümmet hâsıl olma­dığı için, harâm değildir diyen kâfir olmaz.

İçmesi, İmâm-ı a’zama ve İmâm-ı Ebû Yûsüfe göre halâl olan içkiler de dört­dür:

1 — Kuru üzüm veyâ hurma, şekeri suya çıkıncaya kadar, soğuk suda bırakı­lır. Sonra hepsi, kaynayıncaya kadar ısıtılır. Soğuyunca süzülür. Bu sıvıya, (Nebîz) denir. Nebîzin tadı keskin olsa da, serhoş yapmadıkca, içmesi halâl olur. Isıtılmaz­sa, köpürünce ve tadı keskin olunca, harâm olur.

2 — Kuru üzüm ve hurma birlikde, soğuk suda durup, hepsi, ısıtılıp süzülür. Ta-dı keskin olsa da, serhoş yapmadıkca, halâl olur. Buna, (Halîtan) denir.

3 — Bal, incir, arpa, buğday, mısır, darı, erik, kayısı, elma ve benzerlerinden biri soğuk suda durup ısıtılmasa da, serhoş etmeyecek mikdârda halâldirler. Çün­ki hadîs-i şerîfde, (Şerâb, üzüm ve hurmadan olur) buyuruldu. [Serhoş ederlerse, harâm olurlar. Bira da böyledir. Hubûbâtdan elde edilen rakıya, İngilizler (Viski), Ruslar (Vodka) derler. Bunlar, yüzde elli, altmış alkolü hâvîdirler.]

4 — Dördüncüsü, (Müselles)dir. Üzüm suyu, tâze iken, ya’nî gaz kabarcıkla­rı çıkmadan, köpürmeden önce, ısıtılıp, üçde ikisi uçar, üçde biri kalırsa (Müsel­les) denir. Tadı keskin olsa da, serhoş etmiyecek kadar içmesi halâldir.

Şıra kaynarken, içine (Pekmez toprağı) denilen temiz kireçtaşı tozu konursa, ekşiliği kalmaz, (Pekmez) olur. Fransızlar pekmeze, (Sapa) ve (Rob) derler. Pek­mezde yüzde altmışdan çok glikoz vardır. Pekmeze yumurta akı koyup, karışdıra­rak kaynatılınca, koyulaşıp (Bulama=Raisiné) olur. Şira ya’nî tâze üzüm suyu [Moût] ve pekmez [Moût cuit] ve bulama [Raisiné] ve boza [Bosan] içmek halâl­dir. Boza yapmak için, bir kilo kadar bulgur yıkanır. Tencereye konur. Fazla su ilâ­ve edilir. Yumuşayıncaya kadar birkaç sâat kaynatılır. Su ile yoğrularak tel süzgeç­den süzülür. Şeker konup eritilir. Maya olarak içine bir su bardağı boza konur. Ka­panıp soba yanında bırakılır. Ertesi gün ekşi olarak içmeğe başlanır.

Bunlar kuvvet için, hazm için serhoş etmiyecek mikdârda halâl olup, serhoş eder­lerse veyâ çalgı ile, keyf için az dahî içilirlerse, söz birliği ile harâm olurlar.

İmâm-ı Muhammede göre, bu dört içki, gaz çıkarmış ve tadı keskin olmuş ise, serhoş etmiyecek kadar az içmesi de harâm olur. Fetvâ da böyledir. Diğer üç mezhebde de böyledir. Çünki, Peygamberimiz, (Çoğu serhoş eden içkinin, azını iç­mek de harâmdır) ve (Serhoş eden her içki şerâbdır ve hepsi harâmdır) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, hepsinin harâm olduğunu bildirmekdedir. Yapıları, bileşimleri ay­nıdır demek değildir. Çünki Muhammed “aleyhisselâm”, maddelerin hakîkatleri­ni, fen bilgilerini öğretmek için değil, bunların hükmlerini bildirmek için gönde­rilmişdir. Kısrak, inek, deve sütleri, mayalanıp, tadı keskin olunca, müselles gibi olurlar. Birincisine (Kumis), ikincisine (Kefîr) denir. Bira gibi harâmdırlar. Bu hu­sûsda, İskilibli M.Âtıf efendinin (Men’i müskirât) kitâbında geniş ma’lûmât var­dır.

[Bira yapmak için, arpalar ıslanıp bir hafta bırakılınca filizlenirler. Bu sırada (Amilaz) denilen maya da ürer. Filizlerin uzunluğu arpa boyuna yaklaşınca, arpa­lardan koparılıp ayrılır. Arpalar kurutulup un yapılır. Bu una, (Malt) denir. Malt, sarı toz veyâ şerbet hâlinde, (Skorbut) denilen kanama ve za’fiyyet hastalığında ve çocuk mamalarında kuvvet verici ve hazm için kullanılır. İçinde alkol yokdur. Malt, sıcak su ile karışdırılıp bırakılınca, içindeki amilaz, nişastayı mayalıyarak par­çalar. (Maltoz) denilen şekere çevirir. Bu şekerli sıvıya şerbetci otu (Houblon) çi­çekleri konup kaynatılır. Bu ot, biraya koku verir ve berrâk yapar. Soğutulup içi­ne (Bira mayası) konur. Bu maya, maltoz şekerini mayalıyarak parçalar. Alkole çevirir. Bira hâsıl olur. Çeşidli biralarda yüzde ikibuçuk ile beş arasında alkol bu­lunur. Fazla içilince serhoş yapmakdadır. Bira mayası, sarı toz veyâ yoğurt gibi la­padır. Canlıdır. Çıkardığı sıvı mayalama yapar. Bira mayası, bira fabrikalarında ka­lan posadaki mayanın üretilmesi ile elde edilmekde, cild, hazm ve göğüs hastalık­larında da kullanılmakdadır. Ekmek hamurunda da vardır. Bira, gaz çıkardığı, kö­pük yapdığı için ve tadı acı, keskin olduğu için azı da çoğu da, her ne maksadla içi­lirse içilsin, imâm-ı Muhammede göre harâmdır. Fetvâ da böyledir. Almanyada ya­yınlanan (Der Stern) mecmû’ası, 1979 senesi ilk ayındaki nüshasında diyor ki, (He­idelberg kanser tedkîk merkezi tarafından yapılan araşdırmalarda, biranın kanser yapdığı anlaşılmışdır. Kansere sebeb olduğu bilinen (Nitroz-amin)lerin birada bol mikdârda bulunduğu görülmüşdür. Bira, alkol alışkanlığına da sebeb olmak­dadır. Ağrı kesici olarak kullanılan (Piramidon) içinde fazla mikdârda Nitroz-amin bulunduğu anlaşıldığı için, bu ilâc sıhhiyye vekâletinin emri ile altı ay evvel piya­sadan kaldırılmışdı. Orta mikdârda bira içen bir kimse, günde yetmiş piramidon hapı almış kadar Nitroz-amin almakdadır). Yengeç denilen hayvana ve kanser de­nilen tehlükeli şişlere arabîde (Seretân) denir. (Nüzhet-ül-ebdân) kitâbı, kanse­ri, içinde yengeç külü bulunan merhem ile tedâvî etmekdedir. (Teshîl-ül-menâfi’)de (Irk-ı medînî) denilen hastalık, kanserdir. Bildirdiği ilâclardan biri: (Bir avuc içi soyulmuş sarmısak, bir [litre] süt ile, akşam vakti, kaynatılır. Pelte hâline gelir. Sa­bâha kadar bağçede bırakılır. Havadan rutûbet alır. Süt ayrılıp aç iken içilir. Sar­mısak yerine lübân [Günnük] veyâ sarısabır kullanılabilir.)]

Yukarıda yazılı sekiz içkiden, şerâbdan başkasını satmak İmâm-ı a’zama “rah­metullahi teâlâ aleyh” göre sahîhdir. Fekat, mekrûhdur. [Ya’nî, tahrîmen mekrûh­dur. Bunları satan, harâm işlemiş gibi Cehenneme gider.] İmâmeyn “rahmetulla­hi teâlâ aleyhimâ”, bunların satılması da sahîh değildir dedi. Afyon, esrar ve baş­ka uyuşdurucu [heroik] maddelerin satışı da böyledir. Necâset karışan suyu içmek harâmdır. (Cevhere)de diyor ki: (Tâze üzüm, suya konup mayalanmadan önce kay­natılırsa, suyun üçde ikisi uçmadıkca, halâl olmaz. Kuru üzüm veyâ hurma, suya konup biraz kaynatılınca, halâl olur. Buna, (Nebîz) denir. Tâze üzüm ile hurma­nın veyâ tâze üzüm ile kuru üzümün karışımı suda ısıtılınca, üçde ikisi uçmadık­ca halâl olmaz. Tâze üzüm suyu [şıra] ile, hurma bırakılmış su karışımı da böyle­dir.)

Bevl [idrâr], pislik gibi necâsetleri içmek, yimek harâmdır.

Mubâh olan içkileri, hattâ suyu, mûsikî ile, çalgı ile, kâfirler gibi, fâsıklar gibi içmek de harâmdır. (İbni Âbidîn) beşinci cild, ikiyüzotuzsekizinci sahîfedeki ha-dîs-i şerîfde, (Suyu, alkollü içki içenler gibi içmek harâmdır) buyuruldu. İbâdeti harâma benzetmek ise, küfre sebeb olur. Çalgı, içki, şarkı ile nemâz kılmak, Kur’ân-ı kerîm okumak böyledir. İkinci kısmda, 52. ci maddenin 7. ci sahîfesine ba­kınız!

İbni Âbidîn “rahmetullahi teâlâ aleyh”, üçüncü cild, yüzaltmışüçüncü ve beşin­ci cild, ikiyüzseksendokuzuncu sahîfede buyuruyor ki, (Arak-ı hamr [ya’nî rakı ve alkol]in, şerâb gibi kaba necâset olduğu ve serhoş edecek kadar içene had vurul­ması sözbirliği ile bildirildi. Damlasını içene de had vurulur diyenler çokdur. Al­kollü meşrûbât içen fâsıkların [kötü kimselerin], (temizdir, içilmesi halâldir) de­melerine aldanmamalıdır). Alkollü içkilerin hepsinde ispirto bulunduğundan, şe­râblı su gibi kaba necs ve harâmdırlar. Bunun için deriye sürülen, tentürdiyod, al­kol kamfre gibi, ispirtolu ilâcları ve kolonya gibi lüzûmsuz olanları nemâz kılma­dan önce, yıkamak lâzımdır. Bunları hâricen kullanmak ve ispirtoyu yakıt olarak kullanmak ve bunun için satmak ve satın almak câizdir. Benzol, benzin, aseton ve dört klorlu karbon, gaz yağı gibi sıvılar, necs değildir. Bunları temizlemeden ne­mâz kılınır. Alkolün, teknikde, eritken olarak kullanılması günâh değildir.

Modern tıbda iyi bir hâricî, (Dezenfektan) [Mikrob öldürücü] maddede aranı­lan iki vasf, aslî (kendisinden beklediğimiz) te’sîrinin tam ve şümûllü, tâlî (olma­sını arzû etmediğimiz) te’sîrinin ise asgarî olması, yâhud hiç olmamasıdır.

a) Alkol, bakterilerin bir kısmına hiç te’sîr etmez. Geri kalanların da ancak ve­jetatif (fe’âl) hâlde olanlarını öldürebilir. Bakteriler, sâir zemânlarda spor deni­len koruyucu bir tabakaya bürünürler. Müsâid şartlar bulunca, tekrâr vejetatif (fe’âl) hâle dönerler. Alkol, sporlu bakterileri de öldüremez. Hattâ piyasadaki al­koller içinde sporlu bakteriler mevcûddür. Son zemânlarda, tecribeler ifâde edi­yor ki, cilde sürülen kesif alkol, civâr bakterilerin sathlarında kompakt bir taba­ka hâsıl ediyor. Bunlara artık nüfûz edemiyor. O hâlde, tam ve şümûllü bir te’sî­re mâlik değildir.

b) Yine cilde sürülen kesîf alkol, cild nesclerini (dokularını), bakterilere olan zararlarından dahâ çok tahrîb eder. Hattâ, bu tahrîblerle, proteinlerden ibâret bir tabaka teşekkül eder. Bu ise, onun bakterilere te’sîrine sed çeker.

Bu iki vasfı te’mîn edemediğinden, alkol iyi bir dezenfektan değildir. Alkolün mahzûrlarını bulundurmıyan, ondan çok dahâ mükemmel te’sîrlere mâlik yüzler­ce madde vardır. Nitekim bugün birçok memleketlerde alkollü tentürdiyod yeri­ne, te’sîri dahâ kuvvetli Mersol denilen ispirtosuz tentürdiyod kullanılmakdadır. Merküro-krom adındaki kırmızı tozdan iki gramı, yüz gram suda eritilerek yapıl­dığı gibi, eczâhânelerde mersol hâzır da satılmakdadır. Yapılan istatistiklere gö­re, Avrupa kliniklerinde, tıbbî olarak kullanılan alkol mikdârı, [m. 1900] senesi­ne nazaran [m. 1934] senesinde on misli azalmışdır. Her geçen gün de azalmakda­dır. Ancak alkolün, müskirât terkîbine girmesinden dolayı, çok mikdârda istihsâ­li, bol oluşu, onu tıbda da kullanmaya sevk eden belki yegâne sebebdir.

Benc, ya’nî Ban otu ve kunneb, ya’nî Haşiş [esrar otu] ve Afyon gibi sulb [ka­tı] cismlerin akla zarar veren çok mikdârları harâmdır. İlâç, ibtal-i his için kullan­mak câiz olduğu İbni Âbidînde, (Eşribe) sonunda yazılıdır. Bunların fazlasına ha­lâl diyen, kâfir olmazsa da (Mübtedi’), ya’nî bid’at sâhibi, sapık olur.

[Serhoş olarak kılınan nemâz sahîh olmaz. Serhoş olmıyacak kadar az içkili ola­rak kılmak mekrûhdur. Çünki, alkollü içkilerden herhangi birini keyf için bir damla bile içmek harâmdır. Mi’desinde, elbisesinde azıcık harâm bulunan kimse­nin nemâzı mekrûh olur. Gasb edilen yerde kılmak da böyledir. (Merec-ül-bah­reyn)de, Ahmed Zerrûkdan alarak diyor ki, vecd ve hâl sâhibleri, şu’ûrlarını gayb ederlerse, sözlerinde ve işlerinde ma’zûr olurlar. Simâ’ esnâsında raks etmek, bağırmak da böyledir. Deli gibidirler. Fekat, bu tesavvuf serhoşluğu kendiliğinden olmayıp, aklları başlarında ise, şu’ûrları var ise, ma’zûr olmazlar. Günâha girerler. Şu’ûrsuz oldukları zemân, ibâdetleri kaçırmaları günâh olmaz ise de, aklları baş­larına gelince, kaçırdıkları ibâdetleri hemen kazâ etmeleri lâzımdır. Çünki, bu şu’ûr­suzluğa kendileri sebeb olmuşdur. Böyle tesavvuf serhoşlarının, islâmiyyete uyma­yan sözlerine ve işlerine, başkalarının uymaları câiz değildir. Kendileri günâha gir­mezlerse de, bunlara uyanlar, günâha girerler. Alkollü ve uyuşdurucu maddeler­le serhoş olanlar da böyledirler. Serhoş iken, irâde ve ihtiyârları olmadığından, ma’zûr olurlar ise de, bu hâle kendileri sebeb oldukları için, kaçırdıkları ibâdet­leri kazâ etmeleri lâzım olur].

(Rıyâd-un-nâsihîn) kitâbında diyor ki, hadîs-i şerîfde, (Çok içildiği zemân ser­hoş eden şeyin, az içilmesi de harâmdır) buyuruldu. [Bu hadîs-i şerîfi, (Zevâcir) ve (Künûzüddekâık) kitâbları da yazmakdadır.] Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Şerâb içmek, büyük günâhların en büyüğüdür. Bütün kötülüklerin anasıdır, ba­şıdır. Şerâb içen, nemâz kılmaz. Anası ile, halası ile, teyzesi ile zinâ eder). Bir ha-dîs-i şerîfde, (Şerâb içen ile arkadaşlık etmeyiniz! Cenâzesine gitmeyiniz! Buna kız vermeyiniz ve onun kızı ile evlenmeyiniz! Muhakkak biliniz ki, şerâb içen, kıyâ­met günü, mezârdan yüzü kara, gözleri mâvi olarak kalkar. Dili sarkmış, pis koku­lu olur. Herkes, bunun pis kokusundan kaçar) buyuruldu. Bir hadîs-i şerîfde, (Şe­râb içen Cennete girmez) buyuruldu. Ehl-i sünnet mezhebine göre, büyük günâh işliyen kâfir olmaz. Îmânı gitmez. Bu hadîs-i şerîflerin ma’nâsı, halâl diyen veyâ kalbi, bunu kötü bilmiyen kimse demekdir. Yâhud, şerâb içmeği âdet edinenkimse, tevbe etmeden ölürse, son nefesde îmânı gider demekdir. Îmânla gitmek is­tiyen, şerâb içmemelidir. Şerâbı içene, getirene, taşıyana, hâzırlayana, satana ve i’mâl edene, Allahü teâlâ ve Resûlü la’net eder. Şerâb satanın aldığı para harâm olur. Dünyâda belâlardan kurtulmaz. Serhoş iken kıldığı nemâzları sahîh olsa da, kabûl olmaz, ya’nî sevâbı olmaz. Bir hadîs-i şerîfde, (Şerâb içmeği âdet eden, vesene tapan gibidir) buyuruldu.

Tahtâvî, (İmdâd) şerhinde diyor ki, (Odundan, altından, gümüşden yapılmış in­san heykeline, (Sanem) denir. Taşdan yapılan insan heykeline, (Vesen) denir. Kumaşa, dıvâra ve başka yerlere yapılmış cânlı ve cânsız resmlerine, (Sûret) ve­yâ (Tasvîr) denir. Yalnız cânlı resmlerine, (Timsâl) denir. Saneme, vesene, sûre­te ve timsâle tapınmak, onların fâide ve zarâr yapacaklarına inanmak, şirk çeşid­lerinden biri olur. Böyle tapınanlara, (Putperest) ve (Müşrik) denir).

Bir hadîs-i şerîfde, (Bir yudum şerâb içene, Allahü teâlâ üç gün gadab eder) bu­yuruldu. Ya’nî, buna tevbe etmedikce, üç gün içindeki iyiliklerine sevâb verilmezve günâhları afv edilmez. Üç gün içinde ölürse, îmânsız gitmesinden korkulur. Bir kadeh içene, Allahü teâlâ kırk gün gadab eder.

 

Tam İlmihal