2-69-Ulemâ-i râsihîn ve diğer din âlimlerinin istidlâlleri


69 — ÜÇÜNCÜ CİLD, 50. ci MEKTÛB

Bu mektûb, kâdî Nasrullaha yazılmışdır. Ulemâ-i râsihîn ve diğer din âlimleri­nin “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” istidlâlleri arasındaki farkı bildirmek­dedir:

(İstidlâl), eseri görerek, ya’nî yapılan işi görerek, müessiri, bu işi yapanı an­lamak ve mahlûkları görerek, hâlıkı anlamak demekdir. (Ulemâ-i râsihîn) ve (Ulemâ-i zâhir), hep istidlâl yapmakda, mahlûkların hâlıkı bildirdiklerini söy­lemekdedirler. Peygamberlere vâris oldukları hadîs-i şerîfde bildirilen âlimlere ulemâ-i râsihîn denir “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”. Din âlimlerinin hepsi böyle değildir. Râsih olmıyan âlimler, mahlûkların varlığını bilerek, hâlı­kın varlığını anlarlar. Eserin varlığı, müessirin var olduğunu bildiriyor derler. Böy­lece müessirin var olduğuna îmân ederler. Ulemâ-i râsihîn ise, vilâyetin ya’nî ev­liyâlığın üstün derecelerinin hepsini geçip, Peygamberlere mahsûs olan da’vet makâmına kavuşmuşlardır. Kendilerine tecellîler ve müşâhedeler hâsıl oldukdan sonra, bunlar da, eserden müessiri istidlâl eder. Bu yoldan da hakîkî müessire, ya’nî Allahü teâlânın var olduğuna îmân ederler. Bunlar, nihâyete kavuşdukdan sonra anlarlar ki, müşâhede edilen ve tecellî olunan herşey, hakîkî varlık değil­dir. Hakîkî varlığın zıllerinden, görünüşlerinden bir zıldir. Bunlara hakîkî var­lık diye îmân edilmez. Hakîkî varlığa istidlâlsiz îmân edilemez derler. İstidlâl ya­parak, hakîkî varlığı, zıller araya karışmadan ararlar. Yalnız hakîkî varlığı sev­dikleri için ve başka herşeyi ona fedâ etdikleri için, böyle istidlâlleri ile, hakîkî var olana kavuşurlar. (Kişi, sevdiği ile berâber olur) hadîs-i şerîfinde bildirildi­ği gibi, zıllerle karışık olan tecellîlerin ve zuhûrların dışında, ötesinde olan ha­kîkî var olan asla kavuşurlar. Zâhir âlimlerinin bilgilerinin ulaşabildiği asla, bu büyükler, muhabbet bağı ile çekilerek, kendileri kavuşurlar. Nasıl olduğu anla­şılamıyan bir kavuşmak hâsıl olur. Bu iki kavuşmak arasındaki fark, muhabbet­den hâsıl olmakdadır. Seven ve sevgiliden başka herşeyden kesilen, sevdiğine ka­vuşur. Böyle sevgisi olmıyan ise, bu kavuşmağı ancak öğrenir, bilir ve bu bilgi­sini büyük ni’met sanır. Hâlbuki, O büyüklerin kavuşdukları makâmı bunlar tâm bilemezler. Bilenleri, ancak O makâmın yolunu bilir. Vâsıl olan, kavuşan tâm ka­vuşmuşdur, berâber olmuşdur. O büyüklerden biri buyuruyor ki, fârisî mısra’ ter­cemesi:

Kulun hakka kavuşması, şekerin sütle karışması gibidir.

İşin başı, kul olmakdır. Ona kul olmakla, başka şeylerden kurtulmakdır.

Tam İlmihal