3-11-İstisnâ’, ısmarlama yapdırmak


11 — İSTİSNÂ’ (Ismarlama yapdırmak)

Bir san’at sâhibine, birşey ta’rîf ederek, yapdırmakdır. Malzeme san’at sâhibi­ne âid olur. Malzemeyi müşterî verirse, işçilik olur. Başkasının yapdığı şeyi verip, müşterî kabûl ederse, sahîh olur. İşin bitme zemânını ta’yîn etmek şart değildir. Bir aydan fazla müddet şart olunursa, Selem olur. Ayakkabı, elbise, kayık, dolap, ma’denî eşyâ ve binâ gibi ısmarlamak âdet olan şeylerde, zemân söylenmezse veyâ bir aydan az söylenirse, istisnâ’ sahîh olur. Âdet olmıyan şeylerde bir aydan çok zemân söylenirse, Selem olur. Selemde zemân söylenmezse, akd fâsid olur. İs­tisnâ’da parayı peşin vermek câiz olduğu gibi, belli olmıyan zemânlarda taksîtler­le ödemek de şart edilebilir. Belli zemânda ödenmesi şart edilirse, Selem olur. Müş­terî, yapılan şeyi görüp beğenmezse vazgeçebilir. Selem olduğu zemân, iki taraf da muhayyer olamaz. İnşa’âta başlamadan evvel ikisi de vazgeçebilirler. Başladıkdan sonra, san’at sâhibi yine vazgeçebilir. Müşterîye gösterdikden sonra vazgeçemez. Müşterî görünce, ta’rîfe uygun bulmazsa, red edebilir. (Bahr-ür-râık) sâhibi “rah­metullahi teâlâ aleyh” diyor ki, (Dülgere, bana bir ev yap dese ve evsâfını bildir­se ve bir mukavvimin tesbît edeceği piyasa değerine göre kıymetini veririm dese, san’at sâhibi bu değerden dahâ fazla para istese, binâyı teslîm etmesi ve piyasa de­ğerini kabûl etmesi lâzım olur). [Görülüyor ki, istisnâ’ sözleşmesi yapılırken, fiyâ­tın ta’yîn edilmesi şart değildir. Ta’yîn edilmiş ise, san’at sâhibinin, sonradan faz­la para istemesi, câiz ise de, müşterî bunu kabûl etmezse, ehl-i vukûfun tesbît ede­ceği piyasa değerinde anlaşmaları lâzım olur.] İki tarafdan biri ölürse, istisnâ’ bâtıl olur. Ya’nî yok sayılır. Kirâ dahî, bunun gibi bâtıl olur.

[Mevcûd olmıyan malı satmak câiz değildir. Bunun için, arsayı müte’ahhide ve­rip de, buna karşılık, buraya yapacağı apartmandan kat almak câiz olmaz. Bunun gibi, bir müte’ahhidden, yapacağı binâ, yapılmadan satın alınamaz. Bu binâ ve apartman katı, yapılmadan önce, selem yolu ile de satın alınamaz. Çünki, malı ver­mek zemânı gelinciye kadar çarşıda bulunmıyan şey ve misli bulunmıyan şey se­lem yapılamaz. Fekat, binâyı müte’ahhide istisnâ’ yolu ile yapdırmak câizdir ve pek kolaydır. Çünki, (Mecelle) kitâbının otuzyedinci [37] maddesinde, (İnsanların kullanması, âdetleri, bir huccetdir. Buna uymak vâcib olur) yazılıdır. Ya’nî, islâ­miyyetin yasak etmediği âdetlere uymak vâcibdir. Üçyüzseksendokuzuncu [389] maddesinde (İstisnâ’ yapılması âdet olan şeylerde istisnâ’ yapmak sahîhdir) denil­mekdedir. Ya’nî binânın teslîm zemânı belli olmasa veyâ bir aydan az olsa, sözbir­liği ile câizdir. Bir aydan çok olursa, iki imâma göre, istisnâ’ yine sahîh olur. Bu mad­delere uyularak, arsanın belli bir kısmı, meselâ üçde ikisi, (Hisse-i şâyı’a) olarak müte’ahhide veresiyye olarak satılır. Müte’ahhidden alacağı olan paranın karşılı­ğı olarak, istenilen kat, müte’ahhide istisnâ’ yolu ile yapdırılır. Çünki, kendi arsa­sına, projesine göre, istisnâ’ yolu ile apartman yapdırılması câizdir. İstisnâ’ yolu ile yapdırılacak apartmanın veyâ katın proje ve plânının ve kullanılacak her malze­menin cinsinin ve fabrikasının önceden söz kesilirken bilinmesi, karârlaşdırılma­sı lâzımdır.

(Fetâvâ-yı Feyziyye), (icâre) kısmında diyor ki, (Zeyd kendi arsasında kendi mal­zemesi ile, eni, boyu ve yüksekliği belli, bir oda yapması için, bir usta ile, belli üc­ret ile sözleşse ve ücretini peşin verse, odayı yapdıkdan sonra, ustanın dahâ para istemesi câiz olmaz. Usta kendi malzemesi ile yapsaydı, [ya’nî istisnâ’ sözleşmesi olsaydı] câiz olurdu). Bir kimsenin, kendi arsası üzerinde, istisnâ’ yolu ile ev yap­dırmasının câiz olduğu bu misâlden anlaşılmakdadır.

Arsası olmıyan kimsenin, bir apartman katını, inşâ edilmeden önce, peşin se­men ile satın alabilmesi için, yâ istisnâ’ yapılır. Yâhud semeni müte’ahhide emâ­net olarak verir. İnşâ’at temâm oldukdan sonra, satış sözleşmesi [Akd] yapılır. Mü­te’ahhidin, apartmandaki ve arsadaki hisse-i şâyı’asını birlikde olarak satmasının câiz olduğu, Mecellenin ikiyüzonbeşinci maddesinde yazılıdır. İkinci kısmın 38. ci maddesine de bakınız!

Peşin semen ile yapılacak binâ temâmlanmadan önce zekât verme vakti gelir­se, zekâtı verilmez. Müeccel semen ile olanın zekâtını san’at sâhibi, sarf etdiği pa­ranın kırkda biri kadar verir.

Günlük işlerde ahkâm-ı islâmiyyeye uygun davranabilmek için, her müslimânın (Mecelle) kitâbı başındaki yüz maddeyi ezberlemesi ve iyi anlaması lâzımdır.

(Mecelle) kitâbında, bir başlangıc ile onaltı kısm vardır. Hepsi binsekizyüzel­libir [1851] maddedir.

Başlangıc, (Fıkh temel bilgileri) olup, yüz maddedir.

Birinci kısm, (Bey’ ve şirâ) olup, yüzbirden 403. cü maddeye kadardır.

İkinci kısm, (Kirâ) bilgileri olup, altıyüzonbirinci maddeye kadardır.

Üçüncü kısm, (Kefîl olmak) bilgileridir. Altıyüzyetmişikinci maddeye kadardır.

Dördüncü kısm, (Havâle) bilgisi, yediyüzüncü maddeye kadardır.

Beşinci kısm, (Rehn) olup, yediyüzaltmışbirinci maddeye kadardır.

Altıncı kısm, (Emânet)dir. Sekizyüzotuzikinci maddeye kadardır.

Yedinci kısm, (Hibe) bağışlamakdır. Sekizyüzsekseninci maddeye kadardır.

Sekizinci kısm, (Gasb ve Zarar)dır. Dokuzyüzkırkıncı maddeye kadardır.

Dokuzuncu kısm, (Hicr ve İkrâh)dır. Binkırkdördüncü maddeye kadardır.

Onuncu kısm, (Şirketler ve Sosyal bilgiler)dir. 1448. ci maddeye kadardır.

Onbirinci kısm, (Vekâlet)dir. Binbeşyüzotuzuncu maddeye kadardır.

Onikinci kısm, (Sulh ve Afv)dır. Binbeşyüzyetmişbirinci maddeye kadardır.

Onüçüncü kısm, (İkrâr)dır. Binaltıyüzonikinci maddeye kadardır.

Ondördüncü kısm, (Da’vâ)dır. Binaltıyüzyetmişbeşinci maddeye kadardır.

Onbeşinci kısm, (İsbât ve Yemîn)dir. 1783. cü maddeye kadardır.

Onaltıncı kısm, (Hâkimlik)dir. Binsekizyüzellibirinci maddeye kadardır.

Tanınmış hukûkculardan Alî Haydar beğ ve Âtıf beğ ve hâcı Reşîd pâşa “rah­metullahi teâlâ aleyhim ecma’în”, (Mecelle)yi ayrı ayrı şerh etmişlerdir. Herbiri çe­şidli cildler hâlinde basılmışdır. Bunları okuyan garb bilginleri, islâm hukûkuna ve islâmiyyetdeki sosyal bilgilerin inceliğine ve çokluğuna hayrân kalmakdadırlar.

Âtıf beğ, (Mecelle)nin 1114 ve sonraki maddelerinde diyor ki:

(Kısmet), hisse-i şâyıa ile müşterek olan kirâ malı, sâhiblerine bölmek demek­dir. Ayn olan, aynı cinsden karışmış malın taksîminde uyuşamazlarsa, ortaklardan biri taleb edince, hâkim tarafından bölünür. Üçüncü kısm, ondokuzuncu madde­de bildirildiği gibi, hacm veyâ vezn ile ölçülen şeyleri, ölçmeden bölmek fâiz olur. Deynin taksîmi sahîh olmaz. Başka cinslerden malların karışması ve taksîmi zarar­lı olan bir malın taksîmini hâkim yapmaz. Bunları uyuşarak bölebilirler. Yâhud sa­tılıp, parası bölünür. Binâ kıymetlendirilerek, kıymetleri müsâvî olacak vech ile tak­sîm edilir. Kıymeti fazla kısmını alan, kıymeti az olanı alana, aradaki farkın yarı­sı kadar para verir. Müşterek bir ayn [mal] bâkî kalmak üzere, bunun menfe’ati­ni taksîm etmeğe (Mühâyee) denir. Mislî eşyâda mühâyee olmaz. Ev, tarla, zemân­la veyâ mekân ile mühâyee olunur. Mekânda ve öncelikle uyuşulmazsa, kur’a çe­kilir. Ağaç, yün, süt gibi ayn olan şeylerde mühâyee olmaz. Eğer, bunları mühâ­yee edip, hisselerinde hâsıl olan farkı halâllaşsalar, halâl olmaz.]

Âlem içre, mu’teber bir nesne yok, devlet gibi.
Olmaya devlet cihânda, bir nefes sıhhat gibi!

Tam İlmihal