3-29-Kelime-i tevhîdin üstünlüklerini bildirmekdedir


29 — İKİNCİ CİLD, 37. ci MEKTÛB

Bu mektûb, (Mektûbât)ın ikinci kısmını toplamış olan [Allahü teâlâ ondan râ­zı olsun!] fakîr, hakîr Abdülhayy için yazılmış olup, (Lâ ilâhe illallah) Tevhîd ke­limesinin üstünlüklerini bildirmekdedir:

Rabbimizin “celle sultânüh” gazabını, intikâmını söndürmek için (Lâ ilâhe il­lallah) güzel kelimesinden dahâ fâideli birşey yokdur. Bu güzel kelime, Cehenne­me götüren gazabı söndürünce, dahâ küçük olan başka gazablarını elbette söndü­rür. Niçin söndürmesin ki, bir kul, bu güzel kelimeyi tekrâr tekrâr söyleyince, On­dan başkasını yok bilmekde, herşeyden yüz çevirip, hak olan bir ma’bûda dönmek­dedir. Gazabının sebebi, kullarının, Ondan başkasına dönmesi, bağlanmasıdır. Me­câz âlemi olan bu dünyâda da, bu hâli görüyoruz. Zengin bir kimse, hizmetcisine kırılır, ona kızar. Hizmetci de, kalbi iyi olduğu için, herkesden yüz çevirip, bütün varlığı ile, efendisinin emrlerine sarılırsa, efendisi, ister istemez yumuşar. Merha­mete gelir. Gazabı söner. İşte bu güzel kelime de, kıyâmet için ayrılmış olan dok­sandokuz rahmet hazînesinin anahtarıdır. Küfr karanlıklarını, şirk pisliklerini te­mizlemek için, bu güzel kelimeden dahâ kuvvetli, hiçbir yardımcı yokdur. Bir kimse, bu kelimeye inanınca, îmânın zerresi hâsıl olur.

Bu güzel kelimeye inanarak, kalbinde zerre kadar îmân hâsıl eden kimse, kâ­firlerin âdetlerini ve şirk pisliklerini yaparsa, bu güzel kelimenin şefâ’ati sâyesin­de Cehennemden çıkarılır. Azâbda sonsuz kalmakdan kurtulur. Bunun gibi, bu üm­metin büyük günâhlarına şefâ’at edip azâbdan kurtaracak en kuvvetli yardımcı, Mu­hammed Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”dir. Bu ümmetin büyük günâh­ları dedik. Çünki, önceki ümmetlerde büyük günâh işliyen pek az olurdu. Hattâ îmâ­nını küfr âdetleri ile ve şirk pislikleri ile karışdıran da az idi. Şefâ’ate en çok ihti­yâcı olan bu ümmetdir. Önceki ümmetlerde, ba’zıları küfrde inâd etdi. Ba’zısı da, hâlis olarak îmâna gelip emrlere yapışdı.

Bu güzel kelime ve Peygamberlerin sonuncusu “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vet­tehıyyât” gibi bir şefâ’atcı olmasaydı, bu ümmetin günâhları kendilerini helâk eder­di. Bu ümmetin günâhları çokdur. Fekat, Allahü teâlânın afv ve magfireti de son­suzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete afv ve magfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş üm­metlerden hiçbirine böyle merhamet etdiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günâhkâr ümmet için ayırmışdır. İkrâm, ihsân, kabâhatliler, günâhlılar için­dir. Allahü teâlâ, afv etmeği ve magfiret etmeği sever. Kusûr ve kabâhati çok olan bu ümmet kadar afv ve magfirete uğrayacak hiçbirşey yokdur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayrlısı oldu. Bunların şefâ’at edicisi olan bu güzel kelime, kelimelerin en kıymetlisi oldu. Bunların şefâ’atcileri olan Peygamberleri, Peygam­berlerin en üstünü oldu “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vettehıyyât”. Furkân sûre­si, yetmişinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlânın, günâhlarını iyiliklerle değişdire­ceği kimseler, onlardır. Allahü teâlânın magfireti, merhameti sonsuzdur) buyrul­du.

Kerîmler ile yapılacak her iş kolay olur.

Bunu yapmak, Allahü teâlâ için çok kolaydır. Ey Rabbimiz! Günâhlarımızı ve işlerimizde yapdığımız isrâfı, taşkınlığı afv et. Bizi doğru yolda bulundur! Kâfir­lere gâlib gelmemiz için yardım et! Bu kelimenin üstünlüklerini dinleyiniz:

Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve âlihi ve selleme ve bâreke” buyurdu ki:

(Lâ ilâhe illallah diyen kimse Cennete girer). Görüşleri kısa olan kimseler, bu sö­ze şaşar. Bir kerre Lâ ilâhe illallah demekle, Cennete girmek nasıl olur der. Bu gü­zel kelimenin bereketlerini, fâidelerini bilmiyorlar. Bu fakîr [ya’nî imâm-ı Rabbâ­nî “rahmetullahi aleyh”] anlıyorum ki, bu güzel kelimeyi bir kerre söylemekle, bü­tün kâfirleri afv edip, Cennete gönderseler yeri vardır. Bu mukaddes kelimenin be­reketlerini, fâidelerini, bütün mahlûklara, kıyâmete kadar bölseler, hepsini doyu­racağını görüyorum. Hele, bu mukaddes, güzel kelimeye (Muhammedün Resûlul­lah) kelimesi de eklenerek, teblîg ve tevhîd, inci gibi, yanyana dizilirse ve risâlet vilâyete yaklaşdırılırsa, vilâyetin ve nübüvvetin bütün üstünlükleri ve yükseklik­leri, bir araya toplanmış olur. Bu iki se’âdetin yoluna kavuşduran, bu kelimeler­dir. Vilâyeti, zıllerin, akslerin karanlıklarından kurtaran, temizleyen, nübüvveti en yüksek dereceye ulaşdıran, bu kelimedir. Ey Allahımız! Bizi bu güzel kelimenin fâidelerinden mahrûm bırakma! Bizi bu kelimelerden ayırma! Bu kelimeyi tasdîk edici olduğumuz hâlde cânımızı al! Kıyâmet günü, bizleri bu kelimeyi tasdîk edenler arasında bulundur! Bu kelime hurmetine ve bu kelimeyi bildirenler “aley­himüssalevât vetteslîmât vettehıyyât velberekât” hurmetine, bizleri Cennete sok! Âmîn.

Görüşün ve gidişin âciz kaldığı ve arzû, himmet kanatlarının düşdüğü ve her bil­gi ve buluşun dışına çıkıldığı zemân, insanı, (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Re­sûlullah) tevhîd kelimesinden başka, birşey ilerletemez. Bu kelimenin âgûşuna sı­ğınmadan, oralarda yükselmek olamaz. Sâlik, bu güzel kelimeyi bir kerre söyle­mekle, o makâma yükseliyor. Bu yüksek kelimenin işâret etdiği hakîkat sâyesin­de, o makâmdan yukarıya ilerliyor. Kendinden uzaklaşıp, Allahü teâlâya yaklaşı­yor. O yolun en az bir parçası, bütün bu gökler küresinden katkat çokdur. Bu ke­limenin üstünlüğünü buradan anlamalıdır. Bütün mahlûkların, bu kelime yanın­da varlığı hiç kalır. Duyulmaz bile. Büyük bir deniz yanında, bir damla kadar da değildir. Bu güzel kelimenin derecelerinin meydâna çıkması, söyleyenlerin dere­celerine göre olur. Söyleyenin derecesi ne kadar yüksek ise, bu mukaddes kelime­nin büyüklüğü, o kadar çok meydâna çıkar. Arabî şi’r tercemesi:

Güzelliği o kadar çok görünür, ona bakış, ne kadar çok olursa.

Dünyâda bundan dahâ kıymetli, dahâ üstün bir arzû olmaz ki, insan, her bulun­duğu yerde, [her işinde, her vazîfesinde] bu güzel kelimeyi tekrâr tekrâr söylemek­le lezzet alsın ve haz duysun. Ammâ ne yapılabilir ki, bütün arzûlar ele geçmiyor. İnsanlarla konuşmak ve gaflete düşmek çâresiz oluyor.

Tam İlmihal