3-36-Allahü teâlâya kavuşduran tesavvuf yolu ikidir


36 — ÜÇÜNCÜ CİLD, 123. cü MEKTÛB

Bu mektûb, Nûr Muhammed Tehârî için yazılmışdır. Allahü teâlâya kavuşdu­ran yolların iki olduğunu bildirmekdedir:

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahü teâlâya hamd olsun ve Onun seçdiği, sevdi­ği kullarına selâm olsun! İnsanı Allahü teâlâya kavuşduran yollar ikidir: Birinci­si peygamberlerin yakınlığı gibi olan (Nübüvvet yolu) olup, insanı aslın aslına ulaş­dırır. Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve bunların sahâbîleri bu yoldan kavuşmuşlardır. Ümmetlerinden sahâbî olmıyanlar arasından diledikleri­ni de bu yoldan kavuşmakla şereflendirirler. Fekat bunlar pek azdır. Bu yolda vâ­sıta, aracı yokdur. Ya’nî vâsıl oldukdan sonra, doğrudan doğruya asldan feyz alır­lar. Hiçbiri, ötekine vâsıta olmaz, perde olmaz. İkinci yol, (Vilâyet yolu)dur. Kutblar, evtâd, büdelâ ve nücebâ ve bütün Evliyâ hep bu yoldan kavuşmuşlardır. Bu yol, (Sülûk) yoludur. Evliyânın cezbeleri de, bu yolun cezbeleridir. Bu yoldan kavuşanlar, birbirlerine vâsıta ve perde olurlar. Bu yoldan vâsıl olanların önderi ve en üstünleri ve ötekilere vâsıta olanı, hazret-i Alî Mürtedâ “kerremallahü te­âlâ vecheh-ül-kerîm”dir. Bu yolda gelen feyzlerin kaynağı odur. Resûlullahdan “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” gelen feyzler, ma’rifetler hep onun vâsıtası ile gelir. Fâtımat-üz-Zehrâ ve hazret-i Hasen ve hazret-i Hüseyn “radıyallahü teâlâ anhüm”, bu makâmda, hazret-i Alî ile ortakdırlar. Öyle sanıyorum ki, hazret-i Alî, dünyâya gelmeden önce de, bu makâmda idi. Vefât etdikden sonra da, bu yolda her Velîye gelen feyzler, hidâyetler, yine onun vâsıtası ile gelmekdedir. Çünki kendi­si, bu yolun en yüksek noktasında bulunuyor. Bu makâmın sâhibi Odur. Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” vefât edince, ondan yayılan feyzler, hazret-i Hasen ve sonra hazret-i Hüseyn vâsıtası ile geldi. Dahâ sonra oniki imâmdan, sağ olanları da vâsıta oldular. Bunlardan sonra gelen Evliyâya feyzler, bu oniki imâm vâsıta­sı ile geldi. Kutblara, nücebâya da, hep bunlardan geldi. Abdülkâdir-i Geylânî “kud­dise sirruh”, Velî oluncaya kadar hep böyle idi. Sonra, bu da bu vazîfeye kavuşdu. Ondan sonraki kutblara ve nücebâya ve bütün Evliyâya oniki imâmdan “kadde­sallahü teâlâ esrârehümül’azîz” gelen feyzler, bunun vâsıtası ile geldi. Başka hiç­bir Velî bu makâma kavuşamadı. Bunun içindir ki, (Önceki Velîlerin güneşleri bat-dı. Bizim güneşimiz üfk üzerinde sonsuz kalacakdır) buyurmuşdur. Hidâyet, irşâd feyzinin akmasını güneş ışıklarının yayılmasına benzetmişdir. Feyzin kesilmesine, güneşin batması demişdir. Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerine oniki imâmın vazî­feleri verilmişdir. Rüşd ve hidâyete vâsıta olmuşdur. Kıyâmete kadar, her Velîye feyzler onun vâsıtası ile gelecekdir.

Süâl: Müceddid-i elf-i sânî denilen, hicretin bin senesindeki büyük Velînin gel­mesi ile, Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin bu vazîfesi bitmez mi? Çünki, Mek­tûbâtın ikinci cildinin dördüncü mektûbunda, Müceddid-i elf-i sânî anlatılırken, ikinci bin senelerinde ümmetlere gelen her feyz, kutblara ve evtâda ve büdelâya ve nücebâya da olsa, hep müceddid vâsıtası ile gelir deniliyor?

Cevâb: Müceddid-i elf-i sânî bu vazîfeyi Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin ve­kîli olarak yapmakdadır. Kamer, güneşden aldığı ışıkları saçdığı gibi olmakdadır.

Süâl: Müceddid için böyle nasıl söylenebilir? Çünki, hazret-i Îsâ “alâ nebiyyi­nâ ve aleyhissalâtü vesselâm” gökden inecek ve müceddid olacakdır. Hazret-i Mehdî de “aleyhirrıdvân”, çıkacak ve müceddid olacakdır. Bunların, verecekleri feyzleri başkasından almaları düşünülebilir mi?

Cevâb: Feyz için vâsıta olmak, yukarıda bildirdiğimiz iki yoldan yalnız ikinci­sindedir. Birinci yolda, ya’nî (Kurb-i nübüvvet) denilen yolda, feyz ve hidâyet, vâ­sıta ile gelmez. Bu yolda yükselen, arada vâsıta ve perde olmadan vâsıl olur. Ken­disine hiçbir kimse vâsıta ve perde olmaksızın feyzlere ve bereketlere kavuşur. Vâ­sıta olmak ve perde olmak, (Kurb-i vilâyet) denilen yoldadır. Bu iki yolu birbiri­ne karışdırmamalıdır. Hazret-i Îsâ “alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm” ve haz­ret-i Mehdî “aleyhirrıdvân”, nübüvvet yolu ile vâsıl olurlar. Şeyhayn, ya’nî hazret-iEbû Bekr ile hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anhümâ” da, nübüvvet yolu ile ka­vuşmuşlardır. Resûlullahın “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” himâyesi altında­dırlar. Şânları çok yüksekdir.

Tenbîh: Bir Velînin (Kurb-i vilâyet) yolundan ilerliyerek (Kurb-i nübüvvet) yo­luna kavuşması, böylece her iki yoldan da feyz alması câizdir. Böyle olan Velîyi, Peygamberlerin ni’metlerinin artıklarına kavuşdururlar. Nübüvvet yolundan ulaş­dırırlar. Onu, başkalarına feyz vermeğe vâsıta kılarlar. Her iki yolda da talebeyi yetişdirmek nasîb ederler. Fârisî mısra’ tercemesi:

Bir kulunu herkesin yetişmesine sebeb kılar.

Bu, Allahü teâlânın öyle bir ni’metidir ki, dilediğine ihsân eder. Allahü teâlâ­nın ihsânı pek çokdur. [İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” böyle Velîlerdendir. Nü­büvvet yolu ile kemâle gelmişdir. Vilâyet yolu ile de feyz vermekdedir.]

Bu hâllerin, zevklerin, tercümânı Mektûbât,
kitâbıdır ki, ondan neşr oluyor füyûzât.
İlâhî nûrlar ondan yayılıyor cihâna,
her ne müşkilin varsa, yalnız sen başvur ona.
 
Onu çok oku dostum, bak nûrla dolacaksın,
bizzat musannifinden, feyizyâb olacaksın.
öyle kitâbdır ki o, misli islâmiyyetde,
ne mâzîde yazılmış, ne yazılır âtîde.
 
Kur’ândan, hadîslerden sonra gelir bu kitâb,
herkese var içinde, kendine göre hitâb.
İlm, ihlâs menba’ı, hârikalar diyârı,
onda bulur arayan, eşi olmıyan yârı.
 
Kayyûm-i âlem diyor, her mektûbu babamın,
bir deryâ-yı muhîtdir, sonu görünmez ânın.
Tarîkat ve islâmiyyet, vasl olmuşdur burada,
Se’âdet menbaıdır, dünyâda ve ukbâda.
 
Budur Tabîb-i hâzık, budur her derde devâ,
budur kalblere şifâ, budur rûhlara gıdâ.
Budur Hakkın sevdiği, sevgililerin sözü,
budur islâmın aslı, hem de irfânın özü.
 
Budur Evliyâların, çeşid çeşid lisânı,
Ehl-i sünnet yolunun, gâyet açık beyânı!
Aşkla yanan tâlibe, en iyi haber budur,
bilinmiyen yollarda, sâlike rehber budur.
 
Gece gündüz dâimâ, oku bu Mektûbâtı,
gayret et duymak için, o lezzeti, o tadı.
Oku, gülen gözlerin yaş doluncaya kadar,
oku, hakîkî aşka, kavuşuncaya kadar.
 
Oku, elbet o güzel, birgün rû-nümâ olur,
muhabbetle okuyan mâsivâdan kurtulur.
Sâatlerce, günlerce, hep onunla meşgûl ol,
bu sözler te’sîriyle, açılır kalbe bir yol.
 
Bir kalb ki, meşgûl olur, bu ma’nâyla her zemân,
elbet imdâda gelir, birgün bunları yazan.

Tam İlmihal