3-66-Kabr hayâtı ve tâ’ûndan ölmenin kıymeti


66 — İKİNCİ CİLD, 16. cı MEKTÛB

Bu mektûb, Bedî’uddîn-i Sehârenpûrîye yazılmış olup, kabr hayâtını ve tâ’ûn sevâbını bildirmekdedir:

Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği iyi insanlara selâm olsun! Kıymetli mektûbunuz geldi. O taraflarda, iki korkunç hâdise başladığını, birinin tâ’ûn [ya’nî vebâ hastalığı], ötekinin de kaht [ya’nî kıtlık, gıdâ maddelerinin azlığı] ol­duğunu yazıyorsunuz. Allahü teâlâ, bizi ve sizi belâlardan korusun. Hepimize âfiyet versin!

Bu büyük sıkıntı arasında, gece gündüz ibâdet ve murâkabe etmekdeyiz. Kal­bimiz her ân Onun iledir yazıyorsunuz. Bunu okuyunca, Allahü teâlâya hamd ey­ledik. Böyle zemânlarda dört (Kul)u çok okuyunuz! [Ya’nî, Kul yâ eyyühel kâfi­rûn ve Kul hüvallahü ve Kul e’ûzüleri okuyunuz! Cinnin ve insanların şerrinden korur!].

Erkeklerin kefeni, üç parça olmak sünnetdir. Sarık sarmak bid’at olur. (Ahd­nâme) denilen [süâl meleklerine verilecek cevâbları ve düâ ve istigfâr] yazılı kâ­ğıdı, kabre koymamalıdır. Mubârek yazıların, ismlerin, meyyitin pislikleri ile ka­rışmasına sebeb olur ve [islâmiyyetin dört delîlinden] bir sened ile bildirilmemiş­dir. Mâverâ-ün-nehr [Aral gölüne akan Seyhûn ve Ceyhûn nehrleri arasındaki şehr­ler] âlimleri, böyle birşey yapmamışdır. Meyyite kamîs yerine, bir âlimin gömle­ğini giydirmek iyi olur. Şehîdlerin kefenleri, elbiseleridir. [Silâh yarası alarak ölen şehîdler yıkanmaz ve kefenlenmez. Muhârebede yara almadan ölen ve sulh­da, sârî hastalık ve âfetlerle ölenler, şehîd sevâbı kazanırsa da, bunlar yıkanır ve kefenlenir.] Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, (Beni, bu iki çamaşırım ile ke­fenleyiniz!) buyurmuşdu.

Kabrdeki hayât, bir bakımdan, dünyâ hayâtına benzediği için, meyyit terakkî eder, derecesi yükselir. Kabr hayâtı, insanlara göre değişir. Peygamberler “aley­himüsselâm”, kabrlerinde nemâz kılar buyuruldu. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, mi’râc gecesinde, Mûsâ aleyhisselâmın kabri yanından geçerken, mezârda nemâz kılarken gördü. O ânda göke çıkınca, Mûsâ aleyhisselâmı gökde gördü. Kabr hayâtı, şaşılacak birşeydir. Bu günlerde, merhûm büyük oğlum [Mu­hammed Sâdık “rahmetullahi aleyh”] dolayısı ile, kabr hayâtına bakarak, şaşıla­cak gizli şeyler görülüyor. Bunlardan az birşey bildirsem, akl ermez. Fitnelere, ka­rışıklığa sebeb olur. Cennetin tavanı, Arşdır. Fekat, kabr de, Cennet bağçelerin­den bir bağçedir. Akl gözü bunu göremiyor. Kabrdeki şaşılacak şeyler, başka bir gözle görülüyor. Evet îmân [inanmak], nasıl olursa olsun, azâbdan kurtulmağa se­bebdir. Fekat, o güzel kelimenin [Kelime-i tevhîd] Hak teâlâ tarafından kabûlü için, [dünyâda islâmiyyete uymak], sâlih amelleri işlemek lâzımdır.

Ölmemek için, vebâ hastalığı bulunan yerden kaçmak büyük günâhdır. Muhâ­rebede, düşmân karşısından kaçmak gibidir. Vebâ bulunan yerden kaçmayıp sabr eden kimse, ölünce, şehîdlerin sevâbına kavuşur. Kabr sıkıntısı çekmez. Sabr eden kimse, ölmezse, gâzîler sevâbına kavuşur.

Tam İlmihal