3-71-98(Se’âdet-i Ebediyye)de adı geçenlerin hâl tercemeleri(S)


779 SÂBİT BİN KAYS “radıyallahü anh”: Ensâr-ı kirâmdandır. Resûlulla­hın hatîbi idi. Bütün gazâlarda bulundu. Hazret-i Ebû Bekr zemânında, Arabis­tânın ortasındaki Yemâme cenginde şehîd oldu. 644, 1013, 1152.

780 SA’D BİN EBÎ VAKKÂS “radıyallahü anh”: Mâlik bin Übeyd bin Abd-i Menâf bin Kâ’b bin Zühre bin Hakîm bin Mürre torunudur. İlk müslimân olanların yedincisidir. Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Onyedi yaşında müslimân oldu. Mekkede nemâz kılarlarken, alay eden kâfirin başına deve kemi­ği atarak ilk kâfir kanı akıtan bu oldu. Bütün gazâlarda bulundu. Düşmana ilk ok atan budur. Îrânı alan, Kadsiye zaferini kazanan ordunun başkumandanı idi. Sonra Irâk vâlîsi oldu. Hazret-i Osmân zemânında Kûfe vâlîsi oldu. Deve ve Sıffîn muhârebelerine karışmadı. Ellibeş 55 [m. 675] senesinde vefât etdi. Medî­ne-i münevverededir. 510, 607, 643, 1010, 1084.

781 SA’D BİN MU’ÂZ “radıyallahü anh”: Evs kabîlesinin reîsi idi. Hicret­den evvel Medînede îmân etdi. Bedr, Uhud ve Hendek gazâlarında bulundu. Be­şinci yılda, Hendekde aldığı yaradan vefât etdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sel­lem” buna çok ağladı. Cenâze nemâzını kendisi kıldırdı. Hadîs-i şerîflerle medh edilmişdir. 506, 693, 1003.

782 SA’DÜDDÎN-İ CEBÂVÎ: Sa’dî tarîkatinin reîsidir. Babası, Mûsâ Şey­bânîdir. Şâmda Havran ile Kuds arasında Cebâ kasabasındandır. Üç vâsıta ile Ebû Medyen-i Magribîden feyz almışdır. Yediyüz 700 [m. 1300] senesinde vefât etmiş­dir.

783 SA’DÜDDÎN-İ KAŞGARÎ: Molla Câmî’nin üstâdı, Nizâm-i Hâmûşun halîfesidir. Bu da, Alâüddîn-i Attârın talebesi idi. Vefâtı 860 dadır. 720, 1137.

784 SA’DÜDDÎN-İ MUHAMMED HAMEVÎ: Büyük Velîdir. Necmüd­dîn-i kübrâdan feyz almışdır. Sadr-eddîn-i Konevî ile de sohbet etmişdir. (Mahbû­bül-muhibbîn) kitâbı meşhûrdur. 650 [m. 1252] senesinde vefât etmişdir.

785 SA’DÜDDÎN-İ TEFTÂZÂNÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Mes’ûd bin Ömer, en büyük şâfi’î âlimlerindendir. 722 [m. 1322] de Horâsânda, Teftâzânda te­vellüd, 792 [m. 1389] de Semerkandda vefât etdi. (Mutavvel) kitâbı, (Telhîs) şer­hi olup, bedî, beyân, me’âni ve belâgat ilmlerini bildirmekdedir. 1309 İstanbul bas­kısı nefîsdir. (Telhîs)i Celâlüddîn Muhammed Kazvîni yazmış, 739 da vefât etmiş­dir. (Akâid-i Nesefî şerhı) meşhûrdur. Sadr-üş-şerî’anın (Tenvîh) kitâbına şerhı olan (Telvîh) kitâbından, imâm-ı Rabbânînin ders verdiği, (Berekât)da, Bedî’uddîn is­minde yazılıdır. İlm-i kelâmda yazdığı (Mekâsıd) kitâbı ve buna yapdığı şerhı çok kıymetlidir. 1062, 1183.

786 SA’DÎ ÇELEBÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Sa’dullah bin Îsâ, Kastamo­nilidir. İstanbul kâdîsı ve müftîsi idi. Kemâl pâşa zâdeden sonra, onuncu Şeyh-ul­islâm oldu. 945 [m. 1539] de vefât etdi. Eyyûbdedir. Beydâvî tefsîrine ve (İnâye) adındaki Hidâye şerhine ve Fîrûzâbâdî Kâmûsuna yapdığı hâşiyeleri çok kıymet­lidir. 518. ci sıraya bakınız! 1084, 1125.

787 SA’DÎ ŞÎRÂZÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Müslih-ud-dîn şeyh Sa’dî, Ehl-i sünnet âlimlerindendir. Tesavvuf büyüklerindendir. 589 [m. 1193] da Şîrâz­da tevellüd ve 691 [m. 1292] de orada vefât etdi. Abdülkâdir-i Geylânînin halîfe­sinin talebesidir. İlm öğrenmekle, tâlibleri irşâdla ve kâfirlerle cihâdla uğraşdı. Nazm ve nesr üzere kitâblar yazdı. (Gülistân) kitâbında Etabekler devletinin beşinci sul­tânı Ebû Bekr bin Sa’di çok medh etmekdedir. (Gülistân) ve (Bostân) kitâbları çe­şidli dillere terceme edilmişdir. Ondört kerre hacca gitdi. Haçlı ordularına esîr düş­dü. Şîrâzdaki Etabekler devleti 543 den 662 ye kadar devâm etdi. 621, 955.

788 SADREDDÎN-İ KONEVÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebülme’âlî Mu­hammed bin İshak, Sôfiyye-i aliyyeden ve şâfi’î kelâm âlimlerindendir. Konyalı­dır. Üvey babası olan Muhyiddîn-i Arabîden feyz aldı. Celâleddîn-i Rûmînin ve Sa’îdeddîn-i Fergânînin hocaları idi. 671 [m. 1272] senesinde vefât etdi. Konyada­dır. 964, 1148, 1163, 1165.

789 SADR-ÜŞ-ŞEHÎD HÜSÂMEDDÎN “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Dört­yüzonsekizinci [418] sırada Hüsâmeddîn Ömere bakınız!

790 SADR-ÜŞ-ŞERÎ’A-İ SÂNÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ubeydüllah binMes’ûd bin Tâc-üş-şerî’a Ömer, Burhân-üş-şerî’a Mahmûd bin Ubeydüllahın kızının oğludur. Birinci Sadr-üş-şerî’a Ahmed bin Ubeydüllah, anasının da, babasının da de­desidir. Dedesinin (Vikâye) kitâbını hem şerh etmiş, hem de kısaltmışdır. Kısaltdı­ğına (Muhtasar-ı Vikâye) veyâ (Nikâye) adını vermişdir. Bunun (Vikâye şerhı)ne çe­şidli hâşiyeler yapılmışdır. Bunlar arasında, Ehî Çelebînin ve Hasen Çelebînin ve imâm-ı Birgivînin hâşiyeleri meşhûrdur. (Tenkîh) ve bunun şerhi (Tevdîh) üsûl kitâb­ları çok kıymetlidir. 750 [m. 1349] de Buhârâda vefât etdi. Hasen bin Muhammed Çe­lebî, molla Fenârî neslinden olup, 886 [m. 1480] da vefât etmişdir. 1084.

791 SAFİYYE “radıyallahü anhâ”: Resûlullahın halasıdır. Halaları arasın­da yalnız bu îmâna geldi. Zevci Hâris, nübüvvetden evvel ölmüş, Hadîce-tül-küb­rânın kardeşi Avvâm ile nikâhlanmış, Zübeyr tevellüd etmişdi. Safiyye, Hendek gazvesinde bir yehûdî öldürüp, ganîmetden hisse aldı. 20 [m. 641] senesinde yet­mişüç yaşında Medînede vefât etdi. 1198.

792 SAFİYYE “radıyallahü anhâ”: Hayber yehûdîlerinin başı olan Huyey ib­ni Ahtabın kızı idi. Hayberde bir yehûdîye nişanlı idi. Sonra çok zengin olan Kenâ­ne bin Hakîk ile evlenmişdi. Hicretin yedinci senesinde Hayber feth olundukda Sa­fiyye de esîr edilmişdi. Resûlullahın hissesine düşüp âzâd buyurdu. Îmân eyledi ve Resûlullahın nikâhı ile şereflendi. 50 [m. 670] senesinde Medînede vefât etdi. 166.

793 SAFİYYÜDDÎN-İ ERDEBÎLÎ: Tanınmış tesavvufculardandır. Mu­hammed Geylânîden feyz almışdır. Yediyüzotuzbeş 735 [m. 1335] senesinde Erde­bilde vefât etdi. Hâcı Bayram-ı velînin feyzi, Erdebîlî yolundan gelmekdedir. Er­debil, Tebrîz civârında bir kasabadır. 1087, 1175.

794 SALÂH [İbni]: İbni Salâh Osmân şâfi’î şehr-i zûrî, 643 [m. 1277] de ve­fât etdi.

795 SA’ÎD BİN CÜBEYR “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Tâbi’înin büyüklerin­dendir. Hadîs ve tefsîrde bir dâne idi. 95 [m. 714] de Vâsıtda vefât etdi. 440, 677.

796 — SA’ÎD EFENDİ: Hüseyn Hilmi Işıkın pederidir. Eyyûb sultânda Vezîr tekke mahallesinin eşrâfından idi. 1929 da vefât etdi.

797 SA’ÎD BİN MENSÛR “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Hadîs âlimlerinden­dir. Horâsânlıdır. 229 [m. 844] senesinde Mekkede vefât etdi. 392.

798 SA’ÎD BİN MÜSEYYİB “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû Muhammed Medenî, Tâbi’înin büyüklerinden ve Medînedeki yedi büyük âlimdendir. Onbeşin­ci [15] senede tevellüd, 91 [m. 710] senesinde Medînede vefât etdi. Kırk hac yap­dı. 66, 628, 641, 1014.

799 SA’ÎD BİN ZEYD “radıyallahü anh”: Aşere-i mübeşşeredendir. Dede­si Amr, hazret-i Ömerin amcasıdır. Yine bunun kayın birâderi ve eniştesi idi. Bedrden başka gazâlarda bulundu. Yermük muhârebesinde ve Şâmın fethinde bu­lundu. 51 [m. 671] senesinde vefât etdi. 510.

800 SA’ÎDEDDÎN-İ FERGÂNÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Muhammed bin Ahmed, Sôfiyye-i aliyyeden ve fıkh âlimlerindendir. Necîbeddîn Alî Şîrâzîden, bu da Şihâbüddîn-i Sühreverdîden ve Sadreddîn-i Konevîden feyz aldı. 699 [m. 1299] senesinde vefât etdi. (Füsûs)u şerh etmişdir. (Menâhic-ül-ibâd) fıkh kitâbını dört mezhebe göre fârisî yazmışdır. 1409 [m. 1988] senesinde, Hakîkat Kitâbevi tara­fından, ofset baskısı yapılarak neşr edilmişdir. 1164.

801 SA’LEBE: Sa’lebe bin Ebî Hâtıb, Ensârdan idi. Bedr gazâsında bulun­madı. Tefsîrlerin çoğuna göre, (Hazret-i Osmân zemânında vefât etdi. Malının çok olması için düâ istedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Kanâ’at et!) bu­yurdu. Düâ için, tekrâr tekrâr isrâr etdi. Düâ buyurunca malı, hayvânları çoğaldı. Onlarla uğraşıp nemâza gelmez oldu. Resûlullahın gönderdiği zekât toplama me’mûrlarına zekât vermedi. Hakkında Tevbe sûresinin yetmişaltıncı [76] âyeti nâ­zil oldu. Bunu işitince, sadakasını getirip yalvardı ise de, kabûl buyurulmadı. (Sa’lebeye yazıklar olsun!) hadîs-i şerîfine hedef olmak felâketine dûçâr oldu.) Yu­karıdaki âyet-i kerîmenin çeşidli kimseler hakkında geldiği ve bunlardan Sa’lebe bin Ebî Hâtıbın meşhûr olduğu (Beydâvî) hâşiyesinin tercemesi olan (Tibyân) tef­sîrinde ve (Hüseynî), (Ebüssü’ûd) ve (Râzî) tefsîrlerinde uzun yazılıdır. (El-isâ­be fî-temyîz-is-sahâbe)de birinci cüz, yüzdoksansekizinci sahîfede diyor ki, (Mü­nâfık olan Sa’lebe, Bedr gazâsında bulunan Sa’lebe “radıyallahü anh” değildir. Çün­ki, Bedr gazâsında bulunan Sa’lebenin Uhud gazâsında şehîd olduğunu İbni Kel­bî bildirmekdedir. Bundan başka, Ahmed bin Mûsâ ibni Merdeveyh tefsîrinde yaz­dığı üzere, ibni Abbâs “radıyallahü anh”, Sa’lebenin zekât vermediğini anlatırken, Sa’lebe bin Ebî Hâtıb demekdedir. Bedr gazâsında bulunan ise Sa’lebe bin Hâtıb­dır. Bundan başka, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Bedr gazâsında ve Hudeybiyede bulunanların hiçbiri Cehenneme girmez!) buyurdu. Bunlardan bi­ri münâfık olabilir mi?) Bunun gibi, iki Hâtıb vardır. (Tefsîr-i Mazherî)de, Nisâ sû­resinin altmışbeşinci âyetinde diyor ki, (Hâtıb ibni Ebî Beltea muhâcirînden idi. Bedr gazâsında bulundu. [Otuz senesinde vefât etdi.] İkincisi, Hâtıb ibni Beltea ise, Ensârın arasında olup, bir münâfık idi.) Eshâb-ı kirâmın hepsi Cennete gire­ceklerdir. Allahü teâlâ, hepsinden râzı olduğunu bildirmişdir. Bu müjde, hepsinin îmân ile öleceklerini haber vermekdedir. Fekat, Aşere-i mübeşşereden başkasının îmân ile öleceği önceden bilinemezdi. Çünki, aralarına karışmış olan münâfıkla­rı Resûlullahdan başka kimse bilmezdi. Bu münâfıklar îmânsız gitdi. Resûlullahın vefâtından sonra, Eshâb-ı kirâmdan hiçbiri mürted olmadı. Hepsi Sahâbî olarak öldü. Cennete gitdiler. 64.

802 SA’LEBÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû İshak Ahmed bin Muhammed, fıkh âlimidir. Nîşâpûrda tevellüd, 427 [m. 1035] de orada vefât etdi. 416.

803 SÂLİH GÜLÂBÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İmâm-ı Rabbânî “kuddi­se sirruh” hazretlerinin eshâbındandır. İbrik tutmak hizmetini görürdü. Kemâle yetişdi. İrşâda izn verildi. Mevlânâ Muhammed Sâlih bir mektûbunda diyor ki: (O mukaddes makâmın süpürgecilerinin en aşağısı olan Muhammed Sâlih, o kapının hizmetcilerine arz ederim ki, bu garîb zerre, o makâmın kölelerinin sadakasına ka­vuşarak, muhlislerinize ihsân buyurduğunuz hâller içindeyim. Hep tecellîlerle şereflenmekdeyim. Her tecellîde, başka bir fenâ hâsıl olmakdadır. Bir tecellîde, bun­dan başka tecellî olmaz sanıyorum. Bu sonsuz tecellîlerden anlaşılıyor ki, ismler­de ve sıfatlarda ayrı ayrı seyr edip ilerlemek nasîb olmakdadır. Böyle ayrı ayrı te­cellîlerle, bu yolda ilerlemek pek güc olacakdır. O hakîkî kıblenin kapısına sığına­rak, bu hiçbirşeye yaramıyan beceriksizi, alçak olan yerinden kaldırdığınız, böy­le şerefli hâllere ulaşdırdığınız ve bu alçağın hâtırına, hayâline bile gelmiyen ni’metlere kavuşdurduğunuz gibi, lutf ve ihsân buyurarak, husûsî bir teveccühü­nüz ile, bu yolun sonuna ulaşdırmanızı, noksânlıkdan, yolda kalmakdan kurtarma­nızı, kendi murâdlarından, isteklerinden vaz geçerek, Allahü teâlânın rızâsından başka hiçbirşey söylememek, yapmamak ve düşünmemek se’âdetine kavuşdurma­nızı, yalvarırım. Arayanların özlediği o yüksek teveccühünüz ve ihsânınız olma­dıkça, bunlara kavuşmak imkânsızdır. Ucu bucağı olmıyan, o merhamet deryânız­dan bu fakîre birkaç damla serpmekle şereflendireceğinizi ümmîd ediyorum. Bunları yazmak, bunları istemek, bu alçak için çok yersiz olduğunu düşünüyorum. Bu garîbi, doğru olarak, size lâyık olarak sevebilmekle şereflendiriniz. İnsanı, bü­tün se’âdetlere, bütün yüksekliklere kavuşduracak, ancak, sizi böyle sevebilmek­dir. Allahü teâlâ, sizin yetişdirme, yükseltme gölgenizi, bütün insanların başları üs­tünden ayırmasın! Âmîn.)

Mevlânâ Sâlih, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hergün ve her gece yapdığı ibâ­detleri ve vazîfeleri, mubârek oğullarının işâret ve emrleri üzerine, toplamış ve yaz­mışdır. Bir yerinde diyor ki, (İbâdetlerinin, vazîfelerinin hepsini yapmaklığım için izn vermelerini ricâ etdim. Yapılacak, uyulacak iş yalnız Resûlullahın “sallal­lahü aleyhi ve sellem” yapdıklarıdır. Bunları, hadîs kitâblarından öğrenip, hepsi­ni yapmağa çalışmalı buyurdu. Efendim sizin her hareketiniz, her işiniz, o insan­ların ve cinnin en yükseğinin işleri gibidir dedim. Evet öyledir. Ammâ, her yapa­cağınızı iyi düşününüz! Sünnete uygun olan her sözü, her işi yapınız. Uygun olmı­yanı yapmayınız, buyurdu.) Mevlânâ Sâlih, 1038 [m. 1628] senesinde Hindistân­da vefât etdi. 716.

804 SÂLİH “aleyhisselâm”: Semûd kavmine gönderilen Peygamberdi. Bun­lar, Hicâz ile Şâm arasında idi. Âd kavminden sonra idiler. Putlara, heykellere ta­pıyorlardı. Dinlemediler, inanmadılar. Kayadan deve çıkdı, yavruladı. Yine inan­madılar. Deveyi öldürdüler. Dağları, taşları oyup, sağlam sığınaklar yapdılar. Sâ­lih “aleyhisselâm”, îmân eden birkaç kişi ile, Mekkeye veyâ Kudüse gitdi. Kâfir­lere gökden azâb gelip helâk oldular. 482, 1128.

805 SÂM: Nûh aleyhisselâmın büyük oğlu idi. Keldânîler, Âsûrîler, Süryâ­nîler, Finikeliler, İbrânîler ve Arablar, bunun soyundandır. 1128, 1157.

806 SAN’ÂNÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Abdüllah bin Îsâ, Yemen âlimle­rindendir. (Seyf-ül-hindî fî-ibâneti tarîkatiş-şeyhinnecdî) kitâbında vehhâbîleri red etmekdedir. Bu kitâbı 1218 [m. 1803] senesinde yazmışdır.

807 SAN’ÂNÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Abdürrezzak Ebû Bekr San’ânî, fıkh âlimidir. Yüzyirmiyedide [127] tevellüd ve 211 [m. 826] de vefât etmişdir. (El­musannef) kitâbı 1392 [m. 1972] de Beyrutda basılmışdır. Altı cilddir.

808 SEDİDEDDÎN-İ KAŞGARÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Muhammed, 705 [m. 1305] de vefât etdi. (Münye-tül-musallî) fıkh kitâbı meşhûrdur.

809 SEHL-İ TÜSTERÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû Muhammed Sehl bin Abdüllah, Sôfiyye-i aliyyedendir. 200 [m. 815] senesinde tevellüd, 283 [m. 896] de Basrada vefât etdi. 22, 607, 689, 694, 788, 1198.

810 SEHL BİN SA’D “radıyallahü anh”: Ensârî ve Sâ’idî, Eshâb-ı kirâmdan­dır. Resûlullahın vefâtında onbeş yaşında idi. Seksensekiz 88 [m. 707] senesinde vefât etdi. Medîne-i münevverede en son vefât eden Sahâbî budur. 441.

811 SELÂMÎ EFENDİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Selâmî Alî efendi, İstan­köy müftîsi iken Zâkirzâde Abdüllah efendiden hilâfet almışdır. Kısıklıda tekke, Selâmsızda ve Acıbâdemde ve Bulgurluda birer câmi’ ve Bursada bir tekke yapdır­mışdır. 1104 [m. 1693] senesinde vefât edip Kısıklıda defn edilmişdir. Pîrdâşi olan seyyid Osmân efendi, Üsküdâr Atpazarında bir câmi’ yapdırmışdır. 1103 [m. 1692] de vefât etmişdir. Selâmî efendinin halîfesi Kütâhyalı seyyid Alî Fenâyî efendi, es­ki vâlide câmi’ine yakın bir tekke ve mescid yapmışdır. Mağnisâda da bir câmi’i var­dır. Baltacı Muhammed pâşanın Rusya seferinde bulunarak bayrak taşımışdır. 1151 [m. 1738] de vefât etmişdir. Kendi adındaki câmi’i yanındadır.

812 SELÎM CİHÂNGÎR ŞÂH “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Hindistândaki Tî­mûr sultânlarının dördüncüsüdür. Ekber şâhın oğlu, Hurrem Şâhcihânın babasıdır. 977 [m. 1569] de tevellüd edip, [1014] de babasının yerine geçdi. 1037 [m. 1627] de vefât etdi. Lâhordadır. İmâm-ı Rabbânî hazretlerini 1027 [m. 1617] de habs etdi. İki sene sonra pişmân olup özr diledi. Fekat iki sene dahâ askerde bırakdı. Hindistân­da ingilizlere ilk ticâret te’sisleri veren budur. Yerine geçen oğlu, otuzbir sene hükû­met sürmüş ve sekiz sene Egrede habs olmuşdur. Zevcesi için burada yapdırmış ol­duğu (Tâc mahal) türbesine 1076 [m. 1665] da defn edilmişdir. 400, 1087, 1106, 1120.

813 SELÎM HÂN-I “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İslâm halîfelerinin yetmişdör­düncüsü ve Osmânlı pâdişâhlarının dokuzuncusudur. İkinci Bâyezîd hânın oğlu, sul­tân Süleymân hânın babasıdır. Hilâfeti Osmânlı pâdişâhlarına bağlıyan budur. 875 [m. 1470] de tevellüd, 926 [m. 1520] da vefât etdi. Fâtihde sultân Selîm câmi’i bağ­çesindedir. 920 [m. 1514] de Çaldıranda Îrân şâhı İsmâ’îl-i Safevîyi mağlûb ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece islâmiyyete büyük hizmet etdi. Teb­rîzi de aldı. 922 [m. 1516] de İstanbulda ilk tersâneyi yapdı. Burada gemiler inşâ edil­di. 923 [m. 1517] de Mısrı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbeler­de, (Mekke ve Medînenin hizmetcisi) diye ismini okutdu. Mısrdaki son Abbâsî ha­lîfesi olan Ya’kûb bin Müstemsîk-billahdan emânetleri alarak halîfe oldu. Büyük donanma yapdı. 926 [m. 1520] da Çorlu ovasında hastalanarak vefât etdi. Sekiz bu­çuk senede devleti iki kat büyütdü. Yavûz adını kazandı. Türbesinin yanındaki bir türbede, kızı Hadîce sultân ile bunun da kızı Hânım sultân vardır. Başka bir türbe­de, sultân Süleymânın vâlidesi Hafsa sultân ile sultân Süleymânın üç oğlu Murâd, Mahmûd ve Abdüllah efendiler vardır. Bir türbede de sultân Abdülmecîd hân medfûndur. Kızı Şâh sultân, Dâvüdpâşada bir câmi’ ve tekke ve Eyyûbde Bahâriy­ye caddesi ile deniz arasında (Şâh Sultân câmi’i)ni ve yanında, ilk şeyhi Merkez efen­di olan tekkesini 963 [m. 1555] de yapdırmış olup, bu câmi’ yanındaki türbededir.

Selîm hânın kızkardeşi Gevher Mülûk sultânın kızı Nesli-şâh sultân, Edirneka­pıda ve İstinyede birer câmi’ yapdırmışdır. Zevci İskender beğ ile birlikde Eyyûb­de zâl Mahmûd pâşa câmi’i yanındadır. Gevher Mülûk sultân ve zevci Muhammed beğ de buradadır. 487, 500, 504, 1100, 1173, 1175, 1176, 1195.

Çaldıran bozgununda Anadoluya dağılan kızılbaşlardan yirmibin kadarı Bozok şeyhi Celâl adında bir sapık yanında toplanarak Turhalda ısyân etdiler. Ankara­ya yürüdüler. Mer’aş vâlîsi Şâhsuvâr oğlu Alî beğ, 926 da bunları imhâ etdi. Böy­le kızılbaş ısyânlarına (Celâlî vak’ası) denildi. 1099.

814 SELÎM HÂN-III “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İslâm halîfelerinin doksa­nüçüncüsü ve Osmânlı pâdişâhlarının yirmisekizincisidir. Sultân üçüncü Mustafâ­nın oğludur. 1175 de tevellüd etdi. 1203 [m. 1789] de amcası birinci Abdülhamîd hândan sonra halîfe oldu. 1222 [m. 1807] de ingiliz câsûslarının teşvîki ile, yeniçe­ri zorbaları ısyân ederek tahtdan indirildi. 1223 [m. 1808] de Topkapı serâyında şe­hîd edildi. Halîm, selîm ve çok zekî idi. Dâhilde, hâricde düşmanların saldırdığı sı­rada tahta çıkdı. Vehhâbîlik bunun zemânında ortaya çıkdı. Yeni, modern ordu kur­mağa başladı. 1205 [m. 1791] de Bahriye mektebi ve Halıcıoğlunda mühendis ve topçu mektebleri yapdı. Üsküdârda Selimiyye kışlasını ve 1220 [m. 1805] de Seli­miyye câmi’ini ve Çiçekçi câmi’ini yapdı. Eyyûb câmi’ini yeniden büyük olarak yap­dı. Bunu önce Fâtih, küçük yapdırmışdı. Karaca-Ahmedde Miskînler tekkesi de­nilen (Dedeler Mescidi)ni yapdı. Küçük Mustafâ pâşada (Gül câmi’i)ni kiliseden çevirdi. Yeni bölükler kurdu. Tâm islâhata başlıyacağı sırada şehîd edildi. Lâleli câmi’i yanında, babasının türbesindedir. Yerine amcasının oğlu sultân dördüncü Mustafâ hân ve bir yıl sonra bunun kardeşi, ikinci Mahmûd hân geçdi. 406, 460, 461, 1062, 1092, 1137, 1152, 1153, 1173.

815 SELMÂN-I FÂRİSÎ “radıyallahü anh” İsfehânlı idi. Mecûsî idi. Îrân­da iken kiliseye girip hıristiyan oldu. Anadoluya kaçıp, kiliselerde hizmet etdi. Şâ­ma geldi. Medînede âhır-zemân Peygamberinin çıkacağını bir papasdan işitdi. (İn­cîl)i öğrendi. Âlim oldu. Medîneye girerken, köle yapdılar. Hicretden sonra, Medîneye gelerek, evvelce işitmiş olduğu alâmetleri gördü. Hemen îmân etdi. Çok hâlis müslimân oldu. Ehl-i beytden sayıldı. Hendek gazâsında, hendek kazılma­sını istedi. Ondan sonraki gazâların hepsinde bulundu. Hazret-i Ömer zemânın­da Medâyn vâlîsi oldu. Resûlullahın huzûrunda ve sohbetinde kemâle geldi. Zâ­hir ve bâtın ilmlerinde çok yüksek derecelere kavuşdu. Eshâb-ı kirâmın hepsi de böyle olmuşdu. Fekat, Resûlullahdan herkes, kendi kâbiliyyeti ve kapasitesi ka­dar feyz alırdı. Hazret-i Ebû Bekrin kavuşduğu derecelere hiçbir Sahâbî kavuşa­madı. Selmân-ı Fârisî, Resûlullahdan sonra, hazret-i Ebû Bekrin sohbetinde ve hizmetinde de çok bulunarak, hazret-i Ebû Bekrin almış olduğu kemâlâtdan da ba’zılarına kavuşdu. Resûlullaha kendi kalbi ile bağlanmış olduğu gibi, hazret-i Ebû Bekrin dahâ parlak olan kalb aynası ile de bağlanarak, dahâ çok feyzlere, ma’rifetlere kavuşdu. İkiyüzelli yaşında Medâynda, bir rivâyete göre, 33 senesin­de vefât etdi. 47, 313, 487, 969, 1126.

816 SEMHÛDÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Nûr-üd-dîn Alî bin Abdüllah, 844 [m. 1440] de Mısrda tevellüd, 911 [m. 1506] de Medînede vefât etdi. Şâfi’îdir. Şe­rîflerdendir. Mescid-i Nebînin ta’mîri, kütübhâne inşâsı ile uğraşdı. Çok kitâb yazdı. (Hülâsa-tül-vefâ) ve (Cevâhir-ul-akdeyn) kitâblarını okuyan, İbni Teymiy­yenin ve Vehhâbîlerin bozuk yola sapmış olduklarını iyi anlar. 458.

817 SEMNÂNÎ: Doksandokuzuncu sırada, Alâüddevle ismine bakınız!

818 SENÂÜLLAH-İ PÂNÎ-PÜTÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Muhammed Se­nâüllah, Şeyh Celâl-i kebîr-i Çeştînin onikinci torunudur. Hazret-i Osmân bin Affân soyundandır. Hanefî, Mazherîdir. 1143 [m. 1730] senesinde Hindistânda Pânî-püt şehrinde tevellüd etdi. Yedi yaşında Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Naklî ve aklî ilmlerde ihtisâs kazandı. Delhîye giderek Şâh Veliyyullah-i Dehlevîden hadîs ilminde kemâle geldi. Önce mevlânâ Muhammed Âbid-i Semânînin, bundan sonra, Mazher-i Cân-ı Câ­nânın teveccühleri ile büyük Velî oldu. Sonra, vatanına gidip, ölünceye kadar kâdîlık ile hizmet etdi. 1225 [m. 1810] de Pânî-püt şehrinde vefât etdi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin zevcesinin kabri yanındadır. Şeyh Celâlüddîn de orada büyük bir türbe­dedir. Otuzdan fazla kitâb yazmışdır. (Tefsîr-i Mazherî)si arabîdir. 1384 [m. 1964] se­nesinde Delhîde basılmışdır. On cilddir. Büyük fıkh kitâbı ve (İrşâd-üt-tâlibîn) tesav­vuf kitâbı da çok kıymetlidir. (Kıyâmet ve Âhıret) kitâbı, 290.cı sahîfeye bakınız! Fâ­risî (Mâ-lâ-büdde) fıkh kitâbı 1409 [m. 1989] da Hakîkat Kitâbevi tarafından da bas­dırılmışdır. (İbn-ül-hüdâ) adı ile meşhûr oldu. Mazher-i Cân-ı Cânân buyurdu ki, (Kıyâmet günü, bana, ne getirdin denilince, Senâ-üllah-ı pânîpütîyi getirdim, diyece­ğim.) Muhammed Âbid hazretleri, Abdül-ehad hazretlerinin talebesidir. Abdül-ehad hazretleri de, Muhammed Sa’îd-i Fârûkî hazretlerinin oğlu ve talebesi olup, 1126 [m. 1714] de vefât etmişdir. (Gülşen-i vahdet) adındaki fârisî mektûbâtı, 1386 [m. 1966] da Karaşide basılmışdır. 165, 263, 390, 461, 604, 992, 993, 1085, 1133.

819 SERAHSÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Şems-ül-eimme Ebû Bekr Muham­med bin Ahmed, Türkistândaki islâm âlimlerindendir. 483 [m. 1090] de vefât et­di. On sene habsde kaldı. Habsde iken yazdığı (Usûl) kitâbı ve (Câmi’-i kebîr) ve (Câmi’-i sagîr) ve (Siyer-i kebîr), (Muhtasar-ı Tahâvî) şerhleri ve (Mebsût) adın­daki (Kâfî şerhi) ve (Muhît) kitâbları meşhûrdur. 444, 786.

820 SEVDE “radıyallahü anhâ”: Sevde binti Zem’a, Resûlullahın üçüncü zev­cesidir. Zevci ile îmâna gelip Habeşistâna hicret etmişlerdi. Mekkeye dönünce zev­ci vefât etdi. Resûlullah önce hazret-i Âişeyi, sonra Sevdeyi nikâhladı. Sevdeyi Mek­kede, hazret-i Âişeyi ise Medînede evine aldı. Yaşlı olduğundan Medînede sırası­nı hazret-i Âişeye bağışladı. Hazret-i Ömer zemânında vefât etdi. 349.

821 — SEYF BİN ZİLYEZEN: Habeş pâdişâhı iken, Abdülmuttalibi Yemen­de serâyına da’vet etdi. Konuşmaları, (Şevâhid-ün-nübüvve)de yazılıdır.

822 SEYFEDDÎN-İ FÂRÛKÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Muhammed Ma’sûm-i Fârûkînin altı oğlu da kemâle gelmiş, vilâyet-i hâssa-i Muhammediyye­ye kavuşmakla şereflenmişlerdir. Bunlardan Muhammed Seyfeddîn, tesavvuf bilgilerinin mütehassısı idi. (Muhyis-sünne) adı ile meşhûr oldu. Binkırkdokuz [1049] senesinde Serhend şehrinde tevellüd, 1096 [m. 1684] da orada vefât etdi. Mubârek babasının türbesinin birkaçyüz metre cenûbundaki büyük türbededir. Çok kerâmetleri görüldü. (Açlık çekmeğe lüzûm yokdur. Açlık ve nefsle mücâ­hede hârika ve kerâmeti artdırır. Evliyânın sohbeti ise, kalbe zikr etmeği yerleş­dirir. Sünnete tâbi’ olmağı kolaylaşdırır) buyururdu. Her sâat emr-i ma’rûf yapar­dı. Bindörtyüz Velî yetişdirdi. (Mektûbât-ı Seyfiyye) adındaki kitâbı, 1331 [m. 1913] de Haydarâbâdda basılmışdır. İçinde yüzdoksan [190] mektûb vardır. 969, 1075, 1170.

823 SEYYİD ABDÜLHAKÎM EFENDİ: 14. cü sıradadır.

824 SEYYİD ABDÜLLAH “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Abdüllah-i Şemdî­nî, Hâlid-i Bağdâdînin Süleymâniyye kazâsındaki medresede arkadaşı ve talebe­sinin büyüklerindendir. 1229 [m. 1813] da ruhsat aldı. Abdülkâdir-i Geylânînin onuncu torunu ve Tâhâ-i Hakkârînin amcasıdır. Şemdinanın Nehri köyünde med­fûndur. 922, 969, 1181.

825 SEYYÎD EMÎR GİLÂL “rahmetullahi teâlâ aleyh”: 300. cü sırada, Emîr Gilâl ismine bakınız!

826 SEYYİD FEHÎM EFENDİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İslâm âlimleri­nin büyüklerinden ve Sôfiyye-i aliyyedendir. Tâhâ-i Hakkârînin sohbetinde kemâ­le geldi. Seyyid Tâhâ “kuddise sirruh”, 1269 [m. 1852] de vefât edince, kardeşi olan seyyid Muhammed Sâlihi ziyâret ederdi. Muhammed Sâlih [1281] de vefât etdi. Nehride Seyyid Tâhâ yanındadır. Fazla bilgi almak için, (Abdülhakîm Efendi) ve (Tâhâ-yı Hakkârî) “rahmetullahi teâlâ aleyh” ismlerini ve (Eshâb-ı Kirâm) kitâ­bında, bu ismleri okuyunuz! Seyyid Fehîm efendi [1241] de tevellüd, 1313 [m. 1895] de vefât etdi. Vanda, Müküs kazâsının Arvâs köyünde medfûndur. Babası, molla Abdülhamîd efendidir. Vâlidesi Âmine hânım, hâcı İbrâhîm efendinin kızıdır. Dedesi seyyid Abdürrahmân, seyyid Abdülhakîm efendinin dedesinin dedesidir. Seyyid Fehîm efendinin kardeşi Molla Safiyyüddînin torunu Abdülhamîd efendi [m. 1967] de hayâtda idi. 291, 922, 969, 1072, 1134, 1171.

827 SEYYİD KUTB: 1321 [m. 1903] de Mısrda doğdu. Kâhire ilm enstitüsün­de okudu. Önce sosyalist fikrlerini yaydı. Sonra din adamı şekline girerek, eski Kâhire müftîsi ve mason locası başkanı olan Abduhun dinde reformist yolunu tutdu. Bütün kitâblarında olduğu gibi, (Fî-zılâl-il-Kur’ân) ismindeki tefsîrinin birinci cildinde de, cihâdın bir kısmını kabûl, esâs kısmını inkâr etmekde, (İnsanların dî­ne girmelerini kolaylaşdırmak için cihâd edilmez) demekdedir. Seyyid Kutb hak-kında bize sorulanları ve cevâbları, (Fâideli Bilgiler) kitâbında uzun yazılıdır. Lütfen oradan okuyunuz! (Cihâd, zulm edenlere ve zâlimlere karşıdır) meâlinde­ki âyet-i kerîmeyi ileri sürerek hükûmetlere karşı ayaklanmağa, ısyâna ve fitne çı­karmağa kışkırtmakdadır. Hâlbuki, zâlim sultânlara, hattâ kâfir hükûmetlere bi­le ayaklanmağı dînimiz yasak etmekdedir. Böyle ayaklanmak, cihâd değil, ah­maklıkdır. Böyle zemânlarda yapılacak cihâd, islâm bilgilerini yaymak, îmânlı gençlik yetişmesine çalışmakdır. Hac sûresinin otuzdokuzuncu âyetinde meâlen, (Mü’minlere saldıran zâlimlerle cihâd etmeğe izn verildi) buyruldu. Mekkede kâ­firler, müslimânlara, zulm edip, öldürünce, bunlarla döğüşmek için, tekrâr tekrâr izn istediler. İzn verilmedi. Medîneye hicret edince, bu âyet gelerek, yeni kurulan islâm devletinin, Mekkedeki zâlimler ile cihâd etmesine izn verildi. Bu âyet, müs­limânların kâfir, zâlim hükûmete isyân etmesi için değil, islâm devletinin, insanla­rın islâm dînini işitmelerine, müslimân olmalarına mâni’ olan, zâlim diktatörlerin orduları ile cihâd etmesine izn vermekdedir. Seyyid Kutbun bu câhilce, ahmakca yazıları, Mısrda fitne çıkarmasına, onbinlerce müslimânın zindânlarda çürümele­rine, çoklarının ölmesine sebeb oldu. Bu fâci’a ve fitnelerin cezâsını kıyâmetde çe­kecekdir. Câhilce davranışları ve gâfilce yazıları ile devlete karşı ihtilâle sebeb ol­duğu için, kendisi de 1386 [m. 1966] da i’dâm edildi. İlmi, aklı ve ihlâsı olmıyan din adamları târîh boyunca, hep böyle felâketlere sebeb olmuşlardır. İslâm bilgileri­ni sessizce yayan ilmli ve akllı din âlimleri, hep başarı sağlamışlardır. Kâdî zâde Ah­med efendi, (Birgivî vasıyyetnâmesi) şerhinde 200. cü sahîfesinde buyuruyor ki, (El ile, güc kullanarak emr-i ma’rûf ve nehyi münker yapmak, ya’nî günâh işliyene mâ­ni’ olmak; devlet adamlarının vazîfesidir. Söz ile, yazı ile cihâd etmek, âlimlerin va­zîfesidir. Kalb ile, düâ etmekle mâni’ olmak ise, her mü’minin vazîfesidir. Te’sîr­li, başarılı olacağı zan olunursa, bu vazîfeleri yapmak vâcib olur. Fitneye sebeb ola­cağı zan olunursa, terk etmek vâcib olur. Fitne bulunan mahalle zarûretsiz varmak câiz değildir. Eğer dînini korumak için hicret ederse, güzel olur. Cennete girmeğe lâyık olur. Şefâ’ate mazhar olur. Emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparken niyye­tin hâlis olması ve işi anlayıp, Allahü teâlânın buradaki emrini iyi bilmesi ve sabr­lı olup münâkaşa ve kavga etmemesi, yumuşak ve tatlı dil ve yazı ile yapması lâ­zımdır.) Görülüyor ki, zor kullanarak cihâdı devlet yapar. Cihâd, Seyyid Kutbun an-ladığı gibi değildir. Eğer cihâd ile emr-i ma’rûfu iyi anlamış olsaydı, kendi başını yi­mez ve kırkbinden fazla müslimânı felâkete sürüklemezdi. İstanbuldaki yüksek is­lâm enstitüsü eski müdîrlerinden ve öğretim üyelerinden Ahmed Dâvüdoğlu, 1394 [m. 1974] de İstanbulda basılan (Dîni ta’mîr da’vâsında din tahrîbcileri) kitâbında, (Seyyid Kutb bir edîbdir. Biraz dînî kültürü vardır. Mehmed Âkife benzemekde­dir. Sözü dinde sened olamaz. Çünki, din âlimi değildir) demekdedir. Seyyid Kutb, Zümer sûresinin üçüncü âyetinin tefsîrinde, (Tevhîd ve ihlâs sâhibi, Allahdan baş­ka kimseden birşey istemez. Hiçbir mahlûka i’timâd etmez. İnsanlar, islâmiyyetin bildirdiği tevhîdden ayrıldı. Bugün bütün islâm memleketlerinde Evliyâya ibâdet ediliyor. Câhiliyye zemânındaki arabların meleklere, heykellere tapınmaları gibi, onlardan şefâ’at istiyorlar. Tevhîd ve ihlâs sâhibleri, Allah ile kul arasına vâsıta koy­maz. Kimseden şefâ’at istemez) diyor. Bu sözleri ve Ehl-i sünnet âlimlerinin bun­lara verdikleri cevâblar (Fâideli Bilgiler) kitâbımızın ve arabî olarak (Fitne-tül-veh­hâbiyye) kitâbımızın sonunda da yazılıdır. Bu sözleri ile de, vehhâbî, mezhebsiz ol­duğunu i’lân etmekdedir. 310, 399, 409, 452, 461, 462, 842, 887, 970.

828 SEYYİD NÛR: Muhammed Bedâyûnî, Berillî şehrine yakın Bedâyûn ka­sabasındandır. Zâhir ve bâtın ilmlerinde mütehassıs idi. Seyf-üd-dîn-i Fârûkînin talebesi ve Mazher-i Cân-ı Cânânın üstâdıdır. Kerâmetleri şöhret bulmuşdu. 1135 [m. 1722] senesinde vefât etdi. Türbesi, Delhînin cenûbunda, Nizâmeddîn-i Evli­yânın garbındadır. Bir teveccühü ile tâliblerin kalbleri zikre başlardı. Tecellî-i sı­fat hâsıl olurdu. (Sokakda fâsıkla karşılaşmak, kalbde zulmet hâsıl eder) buyurur, talebesinin hangi fıskı işliyenle karşılaşdığını haber verirdi. 969, 1133.

829 SEYYİD SÂLİH “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin onbirinci torunu ve seyyid Tâhâ-i Hakkârînin kardeşidir. 1281 [m. 1865] de Nehrîde vefât etdi. Halîfelerinden şeyh Ezrâ’î, Giride ve oradan Brezil­yaya hicret edip, orada islâmiyyeti neşr etdi. Şeyh Azrâîlin kerîmesi, seyyid Fehîm Arvâsînin zevcesi ve seyyid Reşîdin annesidir. Bir halîfesi de, seyyid Fehîm-i Ar­vâsî olup, seyyid Abdülhakîm-i Arvâsînin mürşididir. 922, 969, 1181.

830 SEYYİD ŞERÎF-İ CÜRCÂNÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Alî bin Mu­hammed Cürcânî, 740 [m. 1339] da Cürcânda tevellüd, 816 [m. 1413] da Şîrâzda ve­fât etdi. Hanefî âlimlerindendir. Alâeddîn-i Attâr hazretlerinin sohbetinde bulun­du. Çok kitâb yazdı. 42, 411, 489, 996, 1048, 1052, 1074, 1124.

831 SEYYİDET NEFÎSE “rahmetullahi teâlâ aleyhâ”: Hazret-i Hasenin oğ­lu Zeydin oğlu Hasenin kızıdır. [145] de Mekkede tevellüd, Medînede ikâmet, Mıs­ra hicret edip, 208 [m. 823] senesinde Mısrda vefât etdi. İshak bin Ca’fer Sâdıkın zevcesi idi. Velî idi. Çok kerâmeti görüldü. Buna nezr olunarak yapılan düâ kabul olunmakdadır. (Tabakât-ül-kübrâ)ya, 1290 senesinde Mısrda basılmış olan (Nûr­ul-ebsâr) kitâbının 188. ci ve kenârındaki (İs’âf) kitâbının 212. ci sahîfelerine ba­kınız! 479, 1070.

832 SEYYİDET SÜKEYNE: Hazret-i Hüseynin kızı idi. Aklı, zekâsı, ilmi ve şi’rleri ve edebi ve hüsn-i cemâli ile meşhûrdur. 117 [m. 735] de Mısrda vefât etdi. 538.

833 SIBGATULLÂH-İ HÎZÂNÎ: Seyyid Tâhâ-i Hakkârînin halîfelerin­dendir. (Eshâb-ı Kirâm) kitâbına bakınız! 969.

834 SİCSTÂNÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Hâfız Ebû Dâvüd Süleymân bin Eş’âs, hadîs âlimlerindendir. Hanbelî mezhebindendir. 202 [m. 817] de tevel­lüd, 275 [m. 888] de Basrada vefât etdi. (Sünen) ve (Delâil-ün-nübüvve) kitâbla­rı meşhûrdur. 164, 338, 364, 424, 452, 651, 1091.

835 SIRRI PÂŞA “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Muhammed bin Muhammed Sâlih, Osmânlı vâlî ve ilm adamlarındandır. [1260] da Giridde tevellüd, 1312 [m. 1895] de vefât etdi. Sultân Mahmûd türbesi kabristânındadır. (Şerh-i akâid) ter­cemesi ve (Sırr-ül-Furkân) tefsîri basılmışdır. 367, 368.

836 — SIRRÎ-Yİ SEKÂTÎ: Ebül-Hasen denir. Sôfiyye-i aliyyedendir. Ma’rûf-i Kerhîden ve Fudayl bin Iyâddan feyz aldı. Cüneyd-i Bağdâdînin dayısı ve mürşi­didir. 251 [m. 865] de Bağdâdda vefât etdi. 312, 845, 1087, 1093, 1102, 1133.

837 — SÎRET NEFÎSE: Hüseyn Hilmi Işıkın zevcesidir. Annesi Sü’adâ hâ­nım, babası Yûsüf Ziyâ Akışıkdır. 1024.

838 SOKRAT: Eski yunan hakîmlerindendir. Mîlâddan [470] yıl önce Atina­da tevellüd etmiş, yetmiş yaşında habs olunarak, zehr içirilerek öldürülmüşdür. Bir yaratanın bulunduğuna inanmış ise de, madde ve rûha kadîm demiş, küfrden sıy­rılamamışdır. Hiç kitâb yazmadı. Eflâtun, Ksenefon ve Oklidis, Sokratın talebe­leridir. Kendisi de, Fisagorsun talebesidir. Din bilgilerini, eski Peygamberlerin ki­tâblarından ve kendi zemânına kadar ağızdan ağıza gelen sözlerden öğrenmişdir. 377, 758, 1097.

839 SOKULLU MUHAMMED PÂŞA “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Kânûnî sultân Süleymân hân ve ikinci Selîm hân ve üçüncü Murâd hân zemânlarında on­beş sene kadar Sadr-ı a’zamlık yapmışdır. Bosnanın Sokol kasabasındandır. [969] da dâmâd-ı şehriyârî olmuşdur. [972] de Sadr-ı a’zam olmuş, [985] de Azâbkapı câ­mi’ini yapdırmış, 987 [m. 1579] de dîvân kurmuş iken, bir meczûb tarafından şe­hîd edilmişdir. Eyyûbde Şeyh-ul-islâm Ebüssü’ûd efendinin kabri yanındaki tür­besindedir. Türbesi yanındaki (Yazılı medrese)yi de kendisi yapdırmışdır. Zevce­si İsmi-hân sultân, ikinci Selîm hânın kızı olup, sultân Ahmed câmi’i ile Kumka­pı arasındaki Muhammed pâşa câmi’ini yapdırmışdır. Orta kapısı, mihrâbı ve minber kapısı üstlerinde birer (Hacer-ül-esved) taşı parçaları vardır. Câmi’ [979] da yapılmışdır. Sultânın kabri, Ayasofyada babasının türbesindedir.

840 STALİN: Josef Cugaşvilî, 1295 [m. 1879] de Rusyada tevellüd, 1371 [m. 1952] de Moskovada vefât etdi. Teflisde yetişmişdir. [m. 1920] de komünist parti­sinin genel sekreteri oldu. [m. 1924] de, Lenin ölünce, Rusyanın idâresini eline al­dı. Ölünciye kadar Rus milletini ve hele Rusyadaki müslimânları işkence altında inletdi. Yirmisekiz sene içinde ellibeşmilyon vatandaşın cânına kıydı. Milleti ken­dine tapındırdı. Ölümünden sonra, heykelleri yıkıldı. Resimleri her yerden kaldı­rıldı. Stalingrad dediği büyük şehrin adı Volga-grad yapıldı. Rus târîhlerine kötü adam diye yazıldı. Cugaşvilî, gürcü lisânında, yehûdî oğlu demekdir. 524, 526, 1130.

841 — SÜ’ADÂ AKIŞIK: Hüseyn Hilmi Işıkın kayın vâlidesi olup, 1958 de ve­fât etmişdir. Edirnekapı kabristânında, zevci Yûsüf Ziyâ Akışıkın yanında med­fûn iken, 2000 senesinde, Eyyûbde Kaşgârî dergâhındaki kabrlerine nakl edilmiş­lerdir. 1024.

842 SÜBKÎ: İkiyüzkırküçüncü [243] sırada, Ebû Hasen ismine bakınız! 136, 341, 348.

843 SÜFYÂN BİN UYEYNE “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû Muham­med, müctehid idi. Mezhebi zemânla unutuldu. [107] de Kûfede tevellüd, 198 [m. 813] senesinde Mekke-i mükerremede vefât etdi. 91, 443.

844 SÜFYÂN-I SEVRÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû Abdüllah bin Sa’îd, büyük islâm âlimlerindendir. Müctehid idi. Mezhebi zemânla unutuldu. 95 [m. 713] senesinde Kûfede tevellüd, 161 [m. 778] de Basrada vefât etdi. Cüneyd-i Bağdâ­dî bunun mezhebinde idi. 50, 565, 607, 609, 641, 909, 1161.

845 SÜHEYB-İ RÛMÎ “radıyallahü anh”: Ebû Yahyâ Süheyb bin Sinân, ilk islâma gelenlerdendir. Rumların elinde köle idi. Bütün gazâlarda bulundu. Ha-dîs-i şerîfle medh olundu. Otuzsekiz 38 [m. 659] senesinde, yetmiş yaşında, Me­dîne-i münevverede vefât etdi. İyi rumca bilirdi. 693.

846 SÜLEMÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû Abdürrahmân Muhammed bin Hüseyn, Nîşâpûrludur. [330] da tevellüd, 412 [m. 1021] de vefât etdi. Tefsîr, hadîs ve tesavvuf âlimidir. (Tabakât-i sôfiyye)si ve (Hakâyık) tefsîri meşhûrdur. Hâl ter­cemesi (Nefehât)da yazılıdır. (Temhîd) kitâbının sâhibi olan Ebû Şekûr Muham­med Ebû Bekr Sülemî başkadır. 415.

847 SÜLEYMÂN “aleyhisselâm”: Dâvüd aleyhisselâmın oğludur. Hem Pey­gamber, hem sultân idi. Kudüsde, Mescid-i aksâyı yedi yılda, çok san’atlı yapdı. Se­râylar yapdırdı. Akabe körfezinden Fırat kenârına kadar kırk sene adâletle hükû­met sürdü. Ticâret gemileri yapdı. Kızıl deniz ve Ummân denizinde ticâret yapdır­dı. Yemendeki Sebe’ sultânı olan Belkıs ile evlendi. Vezîri (Âsâf) çok akllı ve ha­kîm idi. 62, 381, 482, 736, 737, 772, 790, 1082, 1089, 1194.

848 SÜLEYMÂN BİN ABDÜLVEHHÂB “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ehl-i sünnet âlimlerinden idi. Kardeşi Mehmedin kitâblarına reddiyyeler yazdı. Bunlardan (Savâik-ul-ilâhiyye firredd-i alel-vehhâbiyye) kitâbında diyor ki, (İbn­ül-kayyım-ı Cevziyye (Şerh-ul-menâzil) kitâbında, Allahü teâlâ bir kimseyi bir ba­kımdan sever, başka bir bakımdan sevmez diyor. Böylece bir kimsede îmân ile küfr birlikde bulunur. Peygamberlere inanmazsa, îmânının fâidesi olmaz. Peygamber­lere inanmış ise, çeşidli şirkleri onu îmândan çıkarmaz, diyor. Vehhâbîlerin her bi­ri, bir müslimânda başka başka küfr bulunduğunu söylüyor. Her birine göre, bir müslimâna başka çeşid kâfir diyenlerin kendilerinin de kâfir olmaları lâzım ge­lir. Vehhâbîler, kendilerinin Hanbelî mezhebinde olduklarını söylüyorlar. Han­belî mezhebinin çok kıymetli (İknâ’) kitâbında, Peygamberlerin ve Evliyânın me­zârlarına ilticâ ve istigâse etmenin mekrûh olduğu yazılıdır. Küfr, şirk diyen hiç yokdur. Vehhâbîler ise, mezârlardan istigâse eden müşrik olur diyor. Kendi ken­dilerini yalanlıyorlar.) Süleymân hazretleri, ölünciye kadar onlarla mücâdele et­di. Onları tasvîb eden bir eser bırakmadı. 454.

849 SÜLEYMÂN BİN CEZÂ’ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Birçok kitâbdan ve en çok hüccet-ül-islâm imâm-ı Gazâlînin kitâblarından toplıyarak hâzırladığı (Ey oğul) ilm-i hâl kitâbını 960 [m. 1552] senesinde yazmışdır. Çok kıymetlidir. Ha­kîkat Kitâbevi tarafından (İslâm Ahlâkı) kitâbının üçüncü kısmı olarak çeşidli bas­kıları yapılmışdır. Yanlış olarak (Huccet-ül-islâm) adı ile de sık sık basılmakdadır.

850 SÜLEYMÂN ÇELEBÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Süleymân bin Ivez pâşa bin Mahmûd, meşhûr türkce mevlidin yazarıdır. Mevlidin asl adı (Vesîle-tün­necât)dır. Süleymân Çelebî 800 [m. 1398] senesinde Bursada vefât etdi. Çekirge­dedir. Dedesi Mahmûd beğ, 738 [m. 1338] senesinde, Süleymân pâşa ile, Rumeli­ye sal ile geçenlerdendir. Mevlid cem’iyyeti, ilk olarak 604 [m. 1207] de yapıldı. 386.

851 SÜLEYMÂN HÂN-I “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Kânûnî sultân Süley­mân, islâm halîfelerinin yetmişbeşincisi ve Osmânlı pâdişâhlarının onuncusudur. Yavuz sultân Selîm hânın oğlu, ikinci Selîm hânın babasıdır. Dokuzyüz 900 [m. 1494] senesinde tevellüd, 974 [m. 1566] de vefât etdi. Süleymâniyye câmi’i yanındaki tür­bededir. İkinci Süleymân ve ikinci Ahmed hân da bu türbededirler. 926 [m. 1520] de halîfe oldu. Onüç kerre cihâd yapdı. Hepsinde zafer kazandı. Yapdığı donan­ma, Avrupada birinci idi. Atlas okyânusundan Ummân denizine kadar ve Maca­ristân, Kırım ve Kazandan Habeşistâna kadar geniş yerleri, Allahü teâlânın dîni ile, adâlet ile idâre etdi. Almanya İmperatoru ve İspanya kralı olan Şarlkent ya’nî beşinci Şarl 932 [m. 1526] senesinde Fransaya saldırdığı zemân, Fransızlar Os­mânlı devletinden yardım istedi. Sultân Süleymân, Barbaros Hayreddîn pâşayı bü­yük bir donanma ile imdâda gönderdi. Şarlkent, Fransa ile sulh yapmağa mecbûr oldu. Karada da, sultân Süleymânın idâre etdiği Osmânlı ordusuna mağlûb oldu.

Sultân Süleymân hân pekçok hayr ve hasenât yapdı. Sultân Selîm, Şâhzâdeba­şı, Cihângir ve Süleymâniyye câmi’lerini ve Anadolu ve Rumelinin her yerinde, Ro­dos ve başka adalarda müzeyyen câmi’ler, medrese, hastahâneler, aşhâneler, yol­lar, köprüler yapdı. Kızları, dâmâdları, kumandanları da sayılamıyacak kadar çok hayrlı eserler bırakdı. 969 [m. 1561] da İstanbulda kahve içilmesine başlandı. Kur’ân-ı kerîmi sekiz kerre yazdı. 932 [m. 1526] de Fransa hükûmeti, sultân Süley­mâna sığındı. 945 [m. 1539] de Osmânlı donanması, Avrupalıların birleşik deniz kuv­vetlerini bozguna uğratdı. 963 [m. 1555] de Süleymâniyye câmi’i ve külliyesi yapıl­dı. 967 [m. 1559] de Avrupalıların donanmaları ikinci bozguna uğradı. Eyyûbde (Ba­ba Haydar) câmi’ini yapdırdı. Baba Haydar, Ubeydüllah-ı Ahrâr halîfelerinden olup, 957 [m. 1549] de vefât etdi. Edirne-kapı mezârlığında, Münzevîye giden yol üzerin­de (Emîr Buhârî Tekkesi) mescidini yapdırdı. Bu tekkenin ilk şeyhi Mahmûd Çe­lebî efendi, câmi’in karşısında medfûndur. Seyyid Ahmed-i Buhârînin dâmâdıdır. Kayınpederi vefât edince, yerine geçerek Maltadaki Emîr Buhârî tekkesine nakl etdi. 1391 [m. 1971] de Buğaz köprüsü çevre yolu yapılırken, tekke ve kabrler yı­kılıp kaldırıldı. Süleymâniyye câmi’ini ve Edirnedeki Selîmiye câmi’ini mi’mâr Sinân yapdı.

(Kâmûs-ul a’lâm)da diyor ki, (Sultân Süleymânın kızı Şâh sultân ile dâmâdı Zâl Mahmûd pâşa, Eyyûbde Defterdâr caddesinde büyük bir câmi’ yapmışlardır. İki­si de 970 [m. 1562] senesinde vefât etdiler.) Câmi’ yanındaki türbededirler. Sultân üçüncü Selîm hânın büyük hemşîresi Şâh sultân bu câmi’in yanına bir mekteb ve kendi için bir türbe yapdırdı. Türbede zevci Mustafâ pâşa ile vâlidesi sultân da var­dır. Sultân Mahmûd hân ve son olarak 1380 [m. 1960] de, başvekîl Adnân Mende­res, câmi’i ve türbeyi ta’mîr etdiler.

Oğlu sultân Cihângirin rûhu için, 967 [m. 1559] de Cihângir câmi’ini yapdı. Ci­hângir 960 [m. 1552] da Halebde vefât etmiş, Şâhzâde câmi’i yanında ağabeğsi Mu­hammed sultânın türbesine defn edilmişdir. Cihângir câmi’i üç def’a yandı. Son ola­rak, ikinci Mahmûd hânın sadr-ı a’zamı silâhdar Alî pâşa 1239 [m. 1823] da yap­dırmışdır. 978 [m. 1570] de, İskender pâşa, Kanlıca câmi’ini yapdırdı. Aynı sene­de Kıbrısda Magosa kal’asını feth etdikden iki gün sonra orada vefât etdi. Câmi’i önündeki türbede hangi İskender pâşa olduğu kesinlikle belli değildir. Câmi’in sağ tarafında Yenişehrli Abdüllah efendi medfûndur. 297, 504, 1071, 1100, 1126, 1135, 1137, 1167, 1171, 1176, 1185, 1190, 1195.

852 SÜNBÜL SİNÂN “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Şeyh Sinân-üd-dîn-i Yû­süf efendi, Merzifonludur. Halvetî tarîkatinin Sünbülî kolunun reîsidir. Çelebî ha­lîfe Muhammed Cemâleddîn efendinin halîfesi ve Merkez efendinin mürşididir. 936 [m. 1529] da vefât etdi. Koca Mustafâ pâşadaki tekkesindedir. Çelebî halîfe, sul­tân Bâyezîd-i Velî vezîrlerinden Koca Mustafâ pâşanın da mürşididir. Pâşa bir câ­mi’ ve tekke yapdı. Fâtih sultân Muhammedin oğlu Cem sultânı Napolide, Koca Mustafâ pâşa veyâ papa zehrledi. Pâşa 918 [m. 1511] de Bursada katl edildi.

Sünbül Sinân efendi, önce Efdâlzâdeden ilm tahsîl eyledi. Sonra Mısra gitdi. Mür­şidi hacca giderken, kendisini Koca-Mustafâ pâşadaki tekkesine halîfe bırakdı. Mür­şidinin kızı Safiyye hânımı aldı. 936 [m. 1529] da vefât edince, yerine Şâh sultân tek­kesindeki Merkez efendi geldi. Simâ’ ve raksın ve cenâze taşırken, cehren ilâhî, zikr okumanın efdal olduğunu bildiren (Tahkîkiyye) risâlesi vardır. Büyük âlim, büyük velî Ya’kûb-i Çerhî ve Sa’îdeddîn-i Fergânî “rahmetullahi aleyhimâ”nın (Ünsiy­ye) ve (Menâhic-ül ’ibâd) kitâblarında, simâ’ hakkında geniş bilgi verilmekdedir.Üçüncü kısm, 27. ci maddeye ve (Mektûbât Tercemesi)nde 286.cı mektûba bakı­nız! Efdâlzâde Hamîdüddîn efendi, yedinci şeyh-ul-islâm olup, 908 [m. 1501] de ve­fât etdi. Eyyûbdedir. Fâtih Maltasında medresesi vardır. 904, 1087, 1135.

853 SÜNBÜLZÂDE “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Altıyüzaltmışbeşinci [665] sırada Muhammed Mer’aşî ismine bakınız!

854 SÜ’ÛD: Sü’ûd bin Abdül’azîz, iki kimsedir. Birincisi Sü’ûdî Arabistânın üçüncü meliki olup, 1217 [m. 1802] de idâreyi ele aldı. Çok müslimân kanı dökdü. [1231] de öldü. İkincisi, yirminci melikidir. 1372 [m. 1953] de hükûmet reîsi oldu. Ehl-i sünnete işkence yapdı. Zevk ve safâya daldı. 1384 [m. 1964] de tahtdan in­dirildi. Yunanistâna gidip, Atinada içkili, kadınlı kötü hayât geçirdi. 1388 [m. 1968] de orada öldü. Yerine kardeşi, ellisekiz yaşındaki Faysal getirildi. 1100.

855 SÜVEYDÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Muhammed Emîn bin Şeyh Alî, Şâfi’î fıkh âlimlerinden ve Hâlid-i Bağdâdînin talebelerindendir. 1246 [m. 1830] da hacdan dönerken Necdde Büreyde şehrinde vefât etdi. Çok kitâb yazdı. (El-cevâ­hir vel-yevâkît fî ma’rifetil-kıbleti vel-mevâkît) ve (Behce-tül-merdıyye fî ihtisâr­il-tuhfe-til-isnâ aşeriyye) kitâbları çok kıymetlidir. 1060.

856 SÜVEYDÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Şeyh Alî bin Muhammed, Şâfi’î âlimlerindendir. Bağdâdda tevellüd, 1237 [m. 1821] senesinde Şâmda vefât etdi. (Reddü alel-imâmiyye) kitâbı çok kıymetlidir.

857 SÜVEYDÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Abdüllah bin Hüseyn Bağdâdî, Şâfi’î fıkh âlimidir. 1104 [m. 1692] de tevellüd, 1174 [m. 1760] de vefât etdi. Nâdir şâh tarafından hâzırlanan meclisde, yetmiş şî’î âlimi ile münâzara edip, aldandık­larını hepsine tasdîk etdirdi. O meclisdeki konuşmaları (Hucec-i kat’ıyye) kitâbın­da yazmışdır. Arabca olup, 1323 [m. 1905] ve 1981 senelerinde Mısrda ve İstanbul­da basdırılmışdır. Yine kendisi tarafından Türkceye terceme edilip, [1326] da Mısrda ve (Hak Sözün Vesîkaları) ismi ile İstanbulda (Hakîkat Kitâbevi) tarafın­dan basdırılmışdır. Nâdîr şâh, 1148 de Îrân şâhı oldu. 1160 da vefât etdi.

858 SÜYÛTÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Celâleddîn Abdürrahmân bin Muhammed, şâfi’î âlimlerinin büyüklerindendir. Hadîs imâmı, müctehid idi. 849 [m. 1445] da Mısrda tevellüd, 911 [m. 1505] de orada vefât etdi. Her biri çok kıy­metli olan, beşyüzden fazla kitâb yazdı. Çoğu Mısrda ve Avrupada ve İstanbulda basıldı. Dahâ yirmiiki yaşında iken, Celâleddîn Muhammed bin Ahmed Mehallî­nin İsrâ sûresine kadar yapdığı ve [864] de vefât edince, yarıda bırakdığı tefsîri te­mâmladı. Bunun için (Celâleyn tefsîri) denildi. Ahmed Sâvînin bu tefsîre hâşiye­si meşhûrdur. Almanca (Meyer Lexikon) adındaki kitâbda, (Yorulmadan, yılma­dan yazan Süyûtînin üçyüzden fazla eseri vardır) diyor. Yetîm olarak büyüdü. Se­kiz yaşında hâfız oldu. Tefsîr, hadîs, fıkh, nahv, me’ânî, beyân, bedî’ ve lügat ilm­lerinde mütehassıs oldu. Şâma, Hicâza, Yemene, Hindistâna, Fasa gitdi. 45, 63, 120, 390, 391, 418, 421, 442, 445, 450, 458, 463, 465, 467, 469, 504, 693, 741, 876, 1007, 1016, 1134, 1156.

 

Tam İlmihal