Üçüncü Kısm DOĞRU SÖZE İNAN, BÖLÜCÜYE ALDANMA ÖNSÖZ


DOĞRU SÖZE İNAN, BÖLÜCÜYE ALDANMA
ÖNSÖZ

(Doğru söze inan, bölücüye aldanma) kitâbını yazmağa, Besme­le okuyarak başlıyoruz. Allahü teâlâ, dünyâda bütün insanlara acı­yor. Fâideli şeyleri herkese gönderiyor. Âhıretde, Cehenneme git­mesi gereken mü’minlerden, dilediğini, ihsân ederek afv edecek, Cennete kavuşduracakdır. Her canlıyı yaratan, her vârı, her an varlıkda durduran, hepsini korku ve dehşetden koruyan yalnız Odur. Böyle bir Allahın şerefli ismine sığınarak, bu kitâbı yazma­ğa başlıyoruz.

Allahü teâlâya hamd olsun! Onun çok sevdiği peygamberi Mu­hammed aleyhisselâma salât ve selâm olsun! O yüce Peygamberin temiz Ehl-i beytine ve âdil, sâdık Eshâbının herbirine hayrlı düâlar olsun!

Bin dokuzyüzellidokuz senesinde Erzincanda öğretmen idim. Erkek lisesinde konferans dinledik. Dinleyici öğretmenler birkaç yüz kişi idi. Önce, Erzincan me’ârif müdürü, sonra, konferans sâ­hibinin asistanı konuşdu. Üçüncü olarak konferans sâhibi olan, Sağlık Bakanlığı Sosyal Hizmetler Akademisi öğretmenlerinden psikoloji doktoru sayın Mithat Enç konuşdu. Uzun boylu, gür ses­li idi. Çok te’sîrli konuşuyordu. Zekâ üzerinde birkaç gün konuş­du. Son günü, zekâ ölçüsünü, test usûlünü anlatdı. Avrupalı, Ame­rikalı psikologların kitâblarından yeni bilgiler verdi. Zekâ ölçme­nin târîhçesini söylerken, özet olarak dedi ki, (Zekâ ölçmek, test usûlünü kullanmak, ilk olarak Osmânlılarda başladı. Amerikan li­teratürlerinde okuduğuma göre, Osmânlı orduları Viyanaya kadar gelince, Avrupa devletleri çok korkdu. İslâmiyyet Avrupaya yayı­lıyor, hıristiyanlık yok oluyor diye şaşkına döndüler. Osmânlı akınlarını durdurmak için çâre aradılar. Çok uğraşdılar. Bir gece yarısı, İstanbuldaki İngiliz sefîri şifre yolladı. Avrupaya müjde vermek için sabâhı bekliyemedi: Buldum, buldum, Osmânlıların zaferden zafere ulaşmalarının sebebini ve bunları durdurma çâre­sini buldum, diyor ve şöyle anlatıyordu: Osmânlılar, aldıkları esir­lere hiç kötülük yapmıyor, kardeş gibi davranıyorlar. Hangi millet­den , hangi dinden olursa olsun, küçük çocukların zekâlarını ölçü­yorlar. Keskin zekâlı çocuklar seçilerek, sarâydaki (Enderûn) de­nilen mekteblerde, değerli öğretmenler tarafından okutuluyor. İs­lâm bilgileri, İslâm ahlâkı, fen, kültür dersleri verilerek, kuvvetli, başarılı müslimân olarak yetişdiriliyorlar. Osmânlı ordularını za­ferden zafere ulaşdıran değerli kumandanlar ve Sokullular, Köp­rülüler gibi seçkin siyâset ve idâre adamları, hep böyle yetişdirilen keskin zekâlı çocuklardı. Osmânlı akınlarını durdurmak için, bu Enderûn mekteblerini ve bunların kolları olan medreseleri yık­mak, müslimânları ilmde, fende geri bırakmak lâzımdır).

Mithat Beyin bu sözleri ve Osmânlı târîhindeki acı ve yürekler yakıcı olaylar gösteriyor ki, İngiliz sefîrinin bu teklîfi çok doğru gö­rülerek, Avrupada İskoç ve Pâris mason locaları harıl harıl çalış­mağa başladılar. Müslimânları aldatmak, medreselerden, mekteb­lerden ilmli, fenli din adamları ve idâreciler yetişdirilmesini önle­mek için plânlar hâzırlandı. Câhil bırakılan gençler, Avrupada din­siz yapıldı. Zevk ve sefâhete alışdırıldı. Yalancı etiketler, diploma­lar verilerek anavatana gönderilen fen adamı şeklindeki sinsi düş­mânlara, (Fen yobazı) denir. Böyle diplomalı yobazlar, masonların çok kurnâz ve milyonlar harc ederek çevirdikleri dolapları ile, Os­mânlı devletinde iş başlarına getirildi. Meselâ mason olan Mustafâ Reşid Pâşa, Fuad Pâşa ve benzerleri, medreselerden fen derslerini kaldırdılar. Mithat Pâşa, Tal'at Pâşa din derslerini de azaltdılar. Fâtih Sultan Muhammed Hân zemânında medreselerde okutulan din ve fen bilgileri pek yüksek idi. Tanzimatdan sonra ve hele itti­hâdcılar zemânında çok aşağı oldu. İslâm düşmânları, pek sinsi, iki yüzlü davranarak başarı sağladılar. Hele Mithat Pâşa, kıyasıya sal­dırmağa, çok acı plânları ile islâmı ve Kur'ânı yok etmeğe hâzırlan­mışdı. Sultan İkinci Abdülhamid hânın kuvvetli îmânı ve keskin zekâsı, müslimânlara ve islâmiyyete saplanmak istenen bu zehrli hançere karşı çelik bir kalkan gibi dikilmeseydi, düşmanların imhâ plânları, müslimânları ezecekdi. Türkiye Târîhinde bu yazımızın çeşidli vesîkaları vardır.

Din düşmânları, islâmiyyeti ve müslimânları yok etmeğe çalışı­yorlar. Komünistler, her dürlü propaganda yolları ile, iğrenç yalan ve iftirâlar söyliyerek, çok vahşi ve barbarca işkenceler yaparak saldırıyorlar. Bu alçak saldırılarını müslimânlar görüyor, anlıyor, onlara aldanmıyorlar. Masonlar ise, sinsi, tatlı sözle, güler yüzle ve para yardımı yaparak, okşayarak, İslâma saldırıyorlar. Dinli, dinsiz, herkes kardeşdir. Dîne lüzûm yokdur diyorlar. Din kardeş­liğini yok edip, yerine mason kardeşliği koymağa çalışıyorlar. İslâ­miyyetin en korkunç, en zararlı düşmanı, müslimân görünüp, din adamı şekline girip, İslâmiyyeti içden sinsice yıkmağa çalışanlardır. Bu din yobazları, Arabistânda ve Hindistânda türediler. Dinde re­form yapacağız, İslâmiyyeti hurâfelerden, bozuk şeylerden kurta­racağız, Kur’ânın emrlerini meydâna çıkaracağız gibi, dostca söz­lerle, yazılarla, içerden yıkıyorlar. Bölücülük yapıyor, kardeşi kar­deşe düşman ediyorlar. Hâlbuki islâm dini, birleşmeği, sevişmeği, yardımlaşmağı emr etmekdedir. Her müslimânın birbirlerine, hat­tâ gayrı müslim vatandaşlara, yurdumuza gelen yabancı iş adamla­rına, turistlere iyilik etmesi, herkesi sıkıntıdan kurtarması lâzımdır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (İnsanların en iyisi, insanlara fâideli olandır) ve (Üzerinde kul borcu olan, bunu öde­medikce, Cennete girmeyecekdir) ve (Sizi idâre edenler, habeşli köle olsa bile, isyân etmeyiniz!) buyurdu. Her müslimânın, yurdu­muzda da, kâfir memleketlerinde de, herkesin hakkını gözetmesi, kimseye kötülük yapmaması, kimseyi incitmemesi, kanûnlara uy­ması, devlet adamlarına itâ’at etmesi lâzımdır. Bunun için de, islâm bilgilerini, islâmın güzel ahlâkını, gençlere öğretmeliyiz. Temiz gençler dinde câhil bırakılırsa, yalancı kahramanlara, iki yüzlü dostlara inanarak dinleri ve ahlâkları bozulur. Sonsuz felâketlere, uçurumlara sürüklenirler.

İslâmiyyete saldırmak, bütün dünyâya, bütün insanlara sûikast yapmakdır. İnsan haklarını, insan hürriyyetlerini ayaklar altına al­makdır. İnsanların se’âdetini felâkete çevirmeğe uğraşmakdır. Bu fâci’a, bu kötülük de, gözü dönmüş, taş yürekli bir avuç zümrenin zevkı, keyfi ve eğlencesi için işleniyor. Allahü teâlâ , insanları bu uğursuz ve pek acı belâdan kurtarsın! Âmîn. Yalnız lâf ile ve yazı ile yapılan düâlar kabûl olmaz. Hem düâ etmek, hem de sebebe yapışmak, çalışmak lâzımdır. Müslimânların, dinlerine, se’âdetleri­ne saldıran açık ve sinsi düşmanları tanımaları, bunların yalanları­na aldanmamaları lâzımdır.

Müslimânların başına çöken acı felâketi görerek kalbimiz sızlı­yor. Temiz gençleri bu yıkıcı, ezici saldırıya karşı uyandırmak ve korunmalarını sağlıyabilmek için çok ufak bile olsa, bir hizmetde bulunmağı büyük bir vazîfe ve ebedî se’âdete kavuşmaklığımız için biricik vesîle biliyoruz. Bunun için, dinde reform yapmak lâzım ol­duğunu savunan yabancı birkaç din câhilinin sinsice yapdıkları sal­dırıları yazmağa ve bunlara birer birer cevâb vererek hakkı, doğru­yu meydâna çıkarmağa kalkışdık. Böylece, islâm da’vâsı gütdükle­rini bildiren sapık bir zümreyi gençlere tanıtmak istedik. Kitâbımı­za, kendi kısa görüşümüzle birşey yazmadık. Cevâbları (Ehl-i sün­net) âlimlerinin kitâblarından topladık. Sonuna da, büyük âlim, müslimânların yüce önderi, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Ser­hendî hazretlerinin (Mektûbât) kitâbından mektûb ekledik.

Allahü teâlâ, hepimizi, dünyâ ve âhiret se’âdetine kavuşdursun! Kendimize ve başkalarına kötülük yapmakdan korusun! Âmîn.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri (Mektûbât) kitâbının 1.ci cild, 275.ci mektûbunda buyuruyor ki:

Sizin bu ni’mete kavuşmanız, islâmiyyet bilgilerini öğretmekle ve fıkh hükmlerini yaymakla olmuşdur. Oralara cehâlet yerleş­mişdi ve bid’atler yayılmışdı. Allahü teâlâ, sevdiklerinin sevgisini size ihsân etdi. İslâmiyyeti yaymağa sizi vesîle eyledi. Öyle ise, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarında yazılı olan din bilgilerini öğ­retmeğe ve fıkh ahkâmını yaymağa elinizden geldiği kadar çalışı­nız. Bu ikisi bütün se’âdetlerin başı, yükselmenin vâsıtası ve kur­tuluşun sebebidir. Çok uğraşınız! Din adamı olarak ortaya çıkınız! Oradakilere emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, doğru yolu gösteriniz! Müzzemmil sûresinin ondokuzuncu âyetinde meâlen, (Rabbinin rızâsına kavuşmak istiyen için, bu elbette bir nasîhat­dir) buyuruldu.

TENBÎH: Bugün, müslimân denilen üç büyük islâm fırkası vardır. Şî’îliği yehûdîler kurdu. Vehhâbîliği ingilizler kurdurdu. Ehl-i sünneti türkler korumakdadır. Misyonerler, hıristiyanlığı yaymağa, yehûdîler, Talmûtu yaymağa, İstanbuldaki Hakîkat Ki­tâbevi, islâmiyyeti yaymağa, masonlar ise, bütün dinleri yok etme­ğe çalışıyorlar. Aklı, ilmi ve insâfı olan, bunlardan doğrusunu iz’ân, idrâk eder, anlar. Bunun yayılmasına yardım ederek, bütün insan­ların dünyâda ve âhıretde se’âdete kavuşmalarına sebeb olur. İn­sanlara bundan dahâ kıymetli ve dahâ fâideli bir hizmet olamaz. Bugün hıristiyanların ve yehûdîlerin ellerindeki Tevrât ve İncîl de­nilen din kitâblarının, insanlar tarafından yazılmış olduklarını ken­di adamları da söyliyor. Kur’ân-ı kerîm ise, Allahü teâlâ tarafından gönderildiği gibi tertemizdir. Bütün papazların ve hahamların, Ha­kîkat kitâbevinin neşr etdiği kitâbları dikkat ile ve insâf ile okuyup anlamağa çalışmaları lâzımdır.