<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>arabi öğrenmek &#8211; Tam İlmihal | Mektubat</title>
	<atom:link href="http://tamilmihal.de/konu/arabi-ogrenmek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tamilmihal.de</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 Oct 2016 20:39:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Fâideli Bilgiler Sayfa 278</title>
		<link>http://tamilmihal.de/faideli-bilgiler-sayfa-278/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Hilmi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 20:39:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[4 - Allah korkusu ve Allah sevgisi. İslâmiyyet ve kadın, kadınlara hürriyyet verilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[arabi öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[arapça öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[dil öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[emr-i ma’rûf]]></category>
		<category><![CDATA[gayri müslim ile cihat]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyetde ilim]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[müteassıb ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[nehy-i münker]]></category>
		<category><![CDATA[teassub]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://dinikitablar.com/?p=19332</guid>

					<description><![CDATA[Bunun içindir ki, gençlerimizin arabî öğrendikleri gibi, Avrupa dillerinden de öğrenmeleri lâzım ve fâidelidir ve sevâb kazandıran çok işlere sebeb olabilir. Avrupalıların asrlardan beri bize yabancı gözü ile bakmalarını, milliyyet hissinden ziyâde, islâm dînini bilmemelerinde aramak doğrudur. Bir hadîs-i şerîfde, (İçinizdeki fenâları yola getirmeğe çalışmazsanız, ya’nî emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yapmazsanız, cenâb-ı Hak, başınıza ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ttr_start"></div><div class="fsc_text"><p style="text-align: justify;">Bunun içindir ki, gençlerimizin arabî öğrendikleri gibi, Avrupa dillerinden de öğrenmeleri lâzım ve fâidelidir ve sevâb kazandıran çok işlere sebeb olabilir. Avrupalıların asrlardan beri bize yabancı gözü ile bakmalarını, milliyyet hissinden ziyâde, islâm dînini bilmemelerinde aramak doğrudur.</p>
<p align="justify">Bir hadîs-i şerîfde, <strong>(İçinizdeki fenâları yola getirmeğe çalışmazsanız, ya’nî emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yapmazsanız, cenâb-ı Hak, başınıza öyle belâlar verir ki, bu belâlardan kurtulabilmek için, artık iyilerinizin Allaha yalvarması da fâide vermez) </strong>buyurulmuşdur. Âl-i İmrân sûresi, yüzonuncu âyet-i kerîmesi, müslimânların <strong>(Emr-i ma’rûf) </strong>ve <strong>(Nehy-i münker)</strong>yapmasını emr etmekdedir. Yavuz Sultân Selîm hân, memleketde bulunan gayr-i müslimlere karşı, yâ müslimân olun veyâ sizi kılınçdan geçiririm diyeceği zemân, din âlimleri bunun doğru olmadığını söylediler, ya’nî nehy-i münker yapdılar. Sultân da, bu işden vazgeçdi. Bu hâli yanlış gören sivri akllılar bulunabilir. Hâlbuki, hak ve adâlet yolunda olmayan dînî hislerin, hakîkî bir müslimânlık olamıyacağını anlıyan din âlimlerine boyun eğen o şerefli pâdişâhın bu hareketi övülmeğe lâyıkdır. Dînî fikrler ve hislerle millî fikr ve hislerin farkı böyle ince noktalarda kendini gösterir. Dinsiz olanların millî düşünceleri hak ve adâletden ayrılabildiği hâlde, dînî düşünceler ayrılamaz. Çünki, hak ve adâlet gibi fazîletler islâm dîninin sınırları içindedir.</p>
<p align="justify">Burada islâmiyyetin insanlara verdiği adâlet duygusunun necâbetini ve nezâhetini gösteren bir vesîkayı bildirmek uygun olur. Birinci cihân harbi muhârebelerinden sonra, İstanbulda suçluları sürmek için muhâkemeler kurulmuşdu. Oradaki muhâkemelerin birinde, (Buğazlayan) müftîsinin “rahmetullahi teâlâ aleyh”, elini îmânlı göğsüne koyarak ve göz yaşları ile ak sakalını ıslatarak, o yerlerde me’mûrların yapdığı işkenceler ile alâkalı şehâdeti, gazetelerde okunmuşdur. Avrupalılar, eskiden Türklerin müte’assıb denilen kısmının, gayr-i müslimler için tehlükeli olduklarını sanarak hakîkî müslimânlara düşman oluyorlardı. Sırası gelmişken şunu da bildirelim ki, bugünkü ilericiler, Allahın emrini yerine getiren, ya’nî farzları yapmağa ve harâmlardan sakınmağa çalışan müslimânlara, meselâ, nemâz kılanlara, sokağa çıkarken âilesinin, kızının örtülü olmasına dikkat edenlere, içki içmiyenlere müte’assıb diyorlar. Hâlbuki te’assub, inâdcılık etmek, kendi mezhebine, fikrine körü körüne bağlanıp, başkalarının buna uymıyan doğru sözünü kabûl etmemek demekdir. Haksız birşeyi inâd ile savunan bir kimseye müte’assıb denir. Te’assub, dîn-i islâmın beğenmediği kötü bir huydur.</p>
</div><div class="ttr_end"></div>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
