<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ikinci cild 45. mektub &#8211; Tam İlmihal | Mektubat</title>
	<atom:link href="http://tamilmihal.de/konu/ikinci-cild-45-mektub/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tamilmihal.de</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Nov 2016 23:04:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Hak Sözün Vesîkaları Sayfa 339</title>
		<link>http://tamilmihal.de/hak-sozun-vesikalari-sayfa-339/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Hilmi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2004 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Muhammed Ma’sûm-i Fârûkînin (Mektûbât)›ndan otuzüç adet mektûb tercemesi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci cild 42. mektub]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci cild 45. mektub]]></category>
		<category><![CDATA[ilmihal indir]]></category>
		<category><![CDATA[ilmihal oku]]></category>
		<category><![CDATA[ilmihal pdf]]></category>
		<category><![CDATA[mektubat tercemesi]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed masum mektubat]]></category>
		<category><![CDATA[zalimlerin şerri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://dinikitablar.com/?p=20860</guid>

					<description><![CDATA[İKİNCİ CİLD, 42. ci MEKTÛB Allahü teâlâ, zâlimlerin şerrinden [zararlarından] muhâfaza eylesin! Belâ Ondan gelir. Belâdan kurtaran da, Odur. Her birinin belli vakti vardır. Vaktlerini değişdirmek mümkin değildir. Izdırâb [şikâyet], fâide vermez. Ona ilticâ [düâ] edilirse, hiç gam kalmaz. Düâ etmemek, gamların en büyüğüdür. [Düâ edenleri sever. Düâya, ya’nî Onun sevmesine sebeb olan derdleri, belâları, ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ttr_start"></div><div class="fsc_text"><h3 id="LinkTarget_1283" align="center"><strong>İKİNCİ CİLD, 42. ci MEKTÛB</strong></h3>
<p align="justify">Allahü teâlâ, zâlimlerin şerrinden [zararlarından] muhâfaza eylesin! Belâ Ondan gelir. Belâdan kurtaran da, Odur. Her birinin belli vakti vardır. Vaktlerini değişdirmek mümkin değildir. Izdırâb [şikâyet], fâide vermez. Ona ilticâ [düâ] edilirse, hiç gam kalmaz. Düâ etmemek, gamların en büyüğüdür. [Düâ edenleri sever. Düâya, ya’nî Onun sevmesine sebeb olan derdleri, belâları, ni’met bilmelidir.]</p>
<h3 id="LinkTarget_1284" align="center"><strong>İKİNCİ CİLD, 45. ci MEKTÛB</strong></h3>
<p align="justify">Sevgili oğlum! Dünyânın görünüşü tatlıdır, lezzetlidir. Hâlbuki, hakîkatde zehrdir. Kıymetsizdir. Onun tuzağına düşen, hiç kurtulamaz. Bu zehr ile ölen, leş olur. Buna gönül vermek delilikdir. Yaldızlanmış necâset, şeker kaplanmış zehr gibidir. Aklı olan, böyle sahte, yalancı güzelliğe aldanmaz. Bozuk, zararlı zevklere gönül bağlamaz. Bu kısa hayâtında, sâhibinin rızâsını kazanmağa çalışır.Âhıretde işe yarayacak şeyleri kazanır. Kulluk vazîfelerini yapar. Allahü teâlânın emrlerine sarılır. Harâm, yasak etdiği şeylerden sakınır. Böyle yapmayıp, zararlı şeyler peşinde koşanlara yazıklar olsun!</p>
<p style="text-align: center;" align="justify"><strong><i>Hakîkî dostu üzmekden korkuyorum,<br />
Bu korkudan, gece gündüz yanıyorum!</i></strong></p>
<p align="justify">[Dünyâ, Allahü teâlânın sevmediği, harâm etdiği, zararlı şeyler demekdir. Harâmlardan sakınan, dünyâya aldanmamış olur. Allahü teâlâ, dünyâda hiçbir zevki, hiçbir lezzeti yasak etmedi. Bunları, azgın, taşkın, zararlı olarak kullanmağı harâm etdi. Gösterdiği, fâideli, edebli şeklde kullanılmasını emr etdi.]</p>
<h3 id="LinkTarget_1285" align="center"><strong>İKİNCİ CİLD, 59. cu MEKTÛB</strong></h3>
<p align="justify">Sûrî [zâhirî, gözle görünen] kemâlâtın [yüksekliklerin, menfe’atlerin] ve ma’nevî [görünmiyen] makâmların hepsi Muhammed aleyhisselâmdan gelmekdedir. Bedenle yapılacak ve sakınılacak işler, ibâdetler, Ondan bizlere âlimler yolu ile geldi. Bâtının [kalbin] ilmleri, esrârı, sôfiyye-i kirâm vâsıtası ile geldi. Ebû Hüreyre “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki, (Resûlullahdan “sallallahü teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem” iki dürlü ilm aldım. Bunlardan birini sizlere bildirdim. İkincisini bildirmiş olsam, beni öldürürdünüz.) Ömer “radıyallahü anh” vefât edince, oğlu Abdüllah, (İlmin onda dokuzu öldü) dedi. Ba’zılarının bu sözde şübhe etdiklerini görünce, (İlm dediğim,</p>
</div><div class="ttr_end"></div>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
