<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kabirden diriliş &#8211; Tam İlmihal | Mektubat</title>
	<atom:link href="http://tamilmihal.de/konu/kabirden-dirilis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tamilmihal.de</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Sep 2016 19:56:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Kıyâmet ve Âhıret Sayfa 40</title>
		<link>http://tamilmihal.de/kiyamet-ve-ahiret-sayfa-40/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Hilmi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 01:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[haşr başlar]]></category>
		<category><![CDATA[I.ci KISM: Kıyâmet ve Âhıret]]></category>
		<category><![CDATA[Sekizinci fasl: Herkes kabri üzerine çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret günü]]></category>
		<category><![CDATA[kabirden diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[mahşer]]></category>
		<category><![CDATA[mahşer günü kabirden kalkmak]]></category>
		<category><![CDATA[mahşer yerinde insanlar ne halde olacak]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm uykusundan uyanmak]]></category>
		<category><![CDATA[sur üfürülmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://dinikitablar.com/kiyamet-ve-ahiret-sayfa-40/</guid>

					<description><![CDATA[Ba’zı ârifler dedi ki: (Allahü teâlâ âlemleri yaratınca kendisini böyle hamdler ile medh ve senâ buyurmuşdu). Arş-ı a’lâ, Cenâb-ı Hakka ta’zîmen hareket etmekdedir. Bu müddet içinde hâlleri pek ziyâde kötüleşir. Meşakkat ve zahmetleri artar. İnsanlardan her biri, dünyâda sımsıkı sakladıkları malı boyunlarına geçirmişlerdir. Deve zekâtını vermiyenlerin, boynuna deve yüklenir. Öyle bağırır ve ağırlaşır ki, büyük ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ttr_start"></div><div class="fsc_text"><p style="text-align: justify;" align="justify">Ba’zı ârifler dedi ki: (Allahü teâlâ âlemleri yaratınca kendisini böyle hamdler ile medh ve senâ buyurmuşdu). Arş-ı a’lâ, Cenâb-ı Hakka ta’zîmen hareket etmekdedir. Bu müddet içinde hâlleri pek ziyâde kötüleşir. Meşakkat ve zahmetleri artar. İnsanlardan her biri, dünyâda sımsıkı sakladıkları malı boyunlarına geçirmişlerdir. Deve zekâtını vermiyenlerin, boynuna deve yüklenir. Öyle bağırır ve ağırlaşır ki, büyük dağlar gibi olur. Sığır, koyun zekâtı vermiyenler de, böyle olur. Bunların feryâdları âdetâ gök gürlemesi gibidir.</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">Ekin zekâtını, ya’nî uşrunu vermiyenlerin boynuna ekin denkleri yüklenir ki, dünyâda hangi cins ekinin zekâtını vermemiş ise, o nev’den, o denkler dolmuşdur. Eğer buğday ise, buğday, arpa ise arpa dolmuşdur ki, ağırlığından altında “vâveylâ”, “vâseburâ” [1] diye bağırır. Altın, gümüş ve [kâğıd] para ve sâir ticâret malı zekâtından vermeyenler de, dehşetli bir yılanı yüklenir ki, o yılanın başında yalnız iki örgüsü vardır. Kuyruğu burnuna girmişdir. Boynu ile halkalanmış, boynu üzerinde yüklenmiş, hattâ değirmen taşlarını yüklenmiş kadar ağırlığı vardır. Bağırırlar, bu nedir, derler. Melekler onlara: (Bunlar, dünyâda zekâtını vermediğiniz mallarınızdır) derler. İşte bu dehşetli hâl, Âl-i İmrân sûresinin meâl-i şerîfi, <b>(Dünyâda esirgedikleri, kıyâmet günü boyunlarına takılır) </b>olan, yüzsekseninci âyet-i kerîmesi ile bildirilmişdir.</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">Diğer bir fırka ise, avret yerleri gâyet büyümüş, cerâhat ve irin akar. Onların fenâ kokusundan etrâfda bulunanlar çok râhatsız olur. Bunlar, zinâ yapanlar ve başları, saçları, kolları, bacakları açık sokağa çıkan kadınlardır.</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">Diğer bir fırka da vardır ki, ağaç dallarına asılırlar. Bunlar dünyâda livâta yapanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">Diğer bir fırkası da, dilleri ağızlarından çıkmış ve göğüslerine sarkmış, gâyet çirkin bir hâldedirler ki, insan görmek istemez. Bunlar yalan ve iftirâ söyliyenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">Bir fırka dahî, karınları yüksek dağlar kadar büyümüş olduğu hâlde bulunur. Bunlar, dünyâda zarûret olmadan ve muâmele yapmadan fâizli mal ve para alıp verenlerdir. Bu gibi harâm işliyenlerin günâhları, fenâ hâlde açığa vurulur. [Fâiz için zarûretin ne olduğu ve muâmele ile satış yaparak fâiz almak <b>(Se’âdet-i Ebediyye) </b>kitâbında bildirilmişdir.]</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">&#8212;</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">[1] <b>“Veyl” </b>azâb kelimesidir. İnsan azâba tâkat getiremediği vakt, böyle bağırır. <b>“Sebûr” </b>da helâk zemânında kullanılır.</p>
</div><div class="ttr_end"></div>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
