<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ulumi aliyye &#8211; Tam İlmihal | Mektubat</title>
	<atom:link href="http://tamilmihal.de/konu/ulumi-aliyye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tamilmihal.de</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 Oct 2016 20:34:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Fâideli Bilgiler Sayfa 40</title>
		<link>http://tamilmihal.de/faideli-bilgiler-sayfa-40/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Hilmi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 20:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2 - Ehl-i sünnet i'tikâdı]]></category>
		<category><![CDATA[3 - İslâm bilgileri ikiye ayrılır]]></category>
		<category><![CDATA[bidat fırkaları]]></category>
		<category><![CDATA[edillei şeriyye]]></category>
		<category><![CDATA[ilmi tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[itikadda mezhep nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mezheb nedir]]></category>
		<category><![CDATA[tarikat nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ulumi akliyye]]></category>
		<category><![CDATA[ulumi aliyye]]></category>
		<category><![CDATA[ulumi ibtidaiyye]]></category>
		<category><![CDATA[ulumi nakliyye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://dinikitablar.com/?p=18754</guid>

					<description><![CDATA[Ya’nî, bu ilmlerin ikisinde de mütehassıs olmak lâzımdır. İşte böyle büyük âlimlerden biri olan Abdülganî Nablüsî, (Hadîkat-ün-nediyye) kitâbının 233 ve sonraki sahîfelerinde ve 649. cu sahîfesinde Kur’ân-ı kerîmin ma’nevî ahkâmını gösteren hadîs-i şerîfleri bildirmekde, buna inanmamanın, câhillik ve nasîbsizlik alâmeti olduğunu, yazmakdadır.] Üçüncü vazîfe, ya’nî ahkâm-ı dîniyyeyi kuvvet ile, satvet ve saltanat ile yapdırmak işi, ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ttr_start"></div><div class="fsc_text"><p style="text-align: justify;">Ya’nî, bu ilmlerin ikisinde de mütehassıs olmak lâzımdır. İşte böyle büyük âlimlerden biri olan Abdülganî Nablüsî, <strong>(Hadîkat-ün-nediyye) </strong>kitâbının 233 ve sonraki sahîfelerinde ve 649. cu sahîfesinde Kur’ân-ı kerîmin ma’nevî ahkâmını gösteren hadîs-i şerîfleri bildirmekde, buna inanmamanın, câhillik ve nasîbsizlik alâmeti olduğunu, yazmakdadır.]</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">Üçüncü vazîfe, ya’nî ahkâm-ı dîniyyeyi kuvvet ile, satvet ve saltanat ile yapdırmak işi, meliklere ve sultânlara, ya’nî hükûmetlere verildi. Birinci sınıfın kısmlarına<strong>(Mezheb), </strong>ikincisinin kısmlarına <strong>(Tarîkat), </strong>üçüncüsüne de <strong>(Kanûn) </strong>denildi. Îmânı bildiren mezheblere <strong>(İ’tikâdda mezheb) </strong>denir. İ’tikâd mezheblerinin yetmişüçe ayrılacağını, bunlardan yalnız birinin doğru, ötekilerinin bozuk olacağını, Peygamberimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” haber vermişdi. Öyle de oldu. Doğru yolda olduğu müjdelenen fırkaya, <strong>(Ehl-i sünnet velcemâ’at)</strong>mezhebi denir. Yanlış oldukları bildirilen yetmişiki fırkaya <strong>(Bid’at fırkaları), </strong>ya’nî sapık denir. Bunların hiçbiri kâfir değildir. Hepsine müslimân denir. Fekat yetmişiki fırkadan herhangi birinde bulunduğunu söyliyen bir kimse, Kur’ân-ı kerîmde veyâ hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş ve müslimânlar arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur. Şimdi, <strong>(Ehl-i sünnet) </strong>mezhebinden çıkarak sapık veyâ kâfir olmuş, müslimân adını taşıyan kimseler çokdur.) Abdülhakîm Efendi hazretlerinin yazısı burada temâm oldu. Kendisi hicretin binikiyüzseksenbir (1281) senesinde Van vilâyetinin Başkal’a kazâsında tevellüd ve 1362 [m. 1943] senesinde Ankarada vefât etdi. Bağlum kazâsında medfûndur.</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Müslimânların, beşikden mezâra kadar, ilm öğrenmesi lâzımdır. Müslimânların öğrenmesi lâzım olan ilmlere <strong>(Ulûm-i İslâmiyye) </strong>denir. Ulûm-i islâmiyye, ya’nî islâm bilgileri ikiye ayrılır:</p>
<p align="justify">1 — Ulûm-i Nakliyye, 2 — Ulûm-i akliyye.</p>
<p align="justify"><strong>1 — Ulûm-i nakliyye: </strong>Bunlara din bilgileri de denir. Bu bilgiler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından okuyarak öğrenilir. Din âlimleri, bu bilgileri, <strong>(Edille-i şer’ıyye) </strong>denilen dört kaynakdan almışlardır. Bu dört kaynak, Kur’ân-ı kerîm ve Hadîs-i şerîfler ve İcmâ’-ı ümmet ve Kıyâs-i fükahâdır.</p>
<p align="justify">Din bilgileri de iki kısma ayrılır: <strong>(Ulûm-i âliyye)</strong>, ya’nî yüksek din bilgileri ve<strong>(Ulûm-i ibtidâiyye)</strong>, ya’nî âlet ilmleri. Yüksek din bilgileri sekiz kısma ayrılır:</p>
<p align="justify"><strong>I: İlm-i tefsîr</strong>dir. Bu ilmin mütehassıslarına (Müfessir) denir. Müfessir demek, kelâm-ı ilâhîden, murâd-ı ilâhîyi anlıyan derin âlim demekdir.</p>
</div><div class="ttr_end"></div>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
